Duyurular
» Lüften Sitemize Uyduruk isimler ve Nıckler ile üye olmayınız. Bu tip üyelikler silineceğinden lütfen bizi uğraştırmayınız.

» Alt yapı ve eklentiler yüzünden profilde görülmeyen yazılar ve şiirler yeniden gözükür hale gelecektir. üyelerimizden özür dileriz.

» Sitemize Üye olarak Belge Yollayabilir, Kaynak ve yazar adını kullanmak kaydıyla Yöneticilerimize başvurarak kopya alabilirisiniz

» Artık Normal Üyelerimiz de yazı ekleyebilir. Kaynak yazılarımıza kopya yasağı konmuştur. Bazı başlıklarımız üye olmayanlara kısıtlanmıştır.

»  ESA'ya üye olmayan ve ESA ya katkıda bulunmayanların YAZI indirme talepleri karşılanmayacaktır. Emege Saygı Lütfen

» ARAMIZA YENİ KATILAN ÜYELERİMİZ:Edebî yâd ederek, edebiyat ve sanat için sağladığımız kaynaklarımız ve paylaşımlarımızla,ülkemiz kültür ve sanatı adına yola çıkan bu kervana katılmanız bizleri mutlu etmiştir. hedeflediğimiz her menzilde birlikte olabilmeyi temenni ederiz sevgilerimizle...

» ESA'nın Özgün ve Akademik Yazılarını çalan Kaynak ve Yazar adı vermeyen siteler ve şahıslara telif haklarıınca dava açılacaktır. Çaldığınız yazılarımızı silin.

FaceBook
Bağdatlı Ruhi Hayatı Edebi Kişiliği Şiirleri 17.yy
Anasayfa - Edebiyat - Divan Şiiri ve Şairler
Yazan :ESA
18 Haziran 2011 Cumartesi



Bağdatlı Ruhî,


(?-1605) Osmanlı   Divan Edebiyatı şairi. Terkib-i Bend'i ile ünlüdür.

16. asrın büyük şairlerinden biri olan Bağdatlı Ruhi’nin asıl adı Osman’dır. Bu şairin, Kanûnî ordularıyla Bağdat’a giden Anadolulu bir askerin oğlu olduğu bilinmektedir. Divanındaki şiirlerinden kendisinin de bir sipahi olduğu anlaşılmaktadır. Şairin,  tezkireci Ahdi, FUZULİ’nin oğlu Fazlı ile ve yine başta Bağdat şairleri olmak üzere devrinin birçok devlet büyüğü, alim ve şairi ile arkadaşlıkları ve dostlukları olmuştur. Ruhi’nin etkisi altında kaldığı şairler arasında FUZULİ’nin önemli bir yeri vardır. Askerliği, savaş meydanlarındaki zaferleri öven, Türk kahramanlık şiirleri arasında da yerini almış lirik manzumelerine karşın Ruhî, eserlerinde ortaya koyduğu tenkit ve fikirleri ile dikkat çekmektedir. Şiirlerinde kullandığı dilin sadeliği, halk kelime ve tabirlerini zevk ve alışkanlıkla kullanışı orduya mensup saz şairlerinin üslubunu andırır. Özellikle gezip yaşadığı Irak ve Şam bölgelerindeki idari sistemin ve sosyal hayatın; din ve ahlak anlayışının aksayan taraflarından yola çıkarak söylediği satirik mısralar (eleştirici bir anlatım) Ruhi’nin diğer şiirlerinde de görülür. Fakat onun bu sahada en tanınmış ve çığır açmış eseri, 17 bent halinde kaleme aldığı, büyük Terkib-i Bend manzumesidir. Ruhi’nin Terkib-i Bendi daha 17 Yüzyıl ilk yıllarından başlayarak büyük takdir ve alaka toplamış ve Türk Divan Şairleri  arasında özel bir terkib-i bend tarzı oluşmuştur. Başta Şayh Galip, olmak üzere Ziya Paşa ve Muallim Nac gibi gerek Divan gerek Tanzimat Edebiyatıının önemlşairleri  tarafından bu Terkib-i Bende nazireler yazılmıştır. Ruhi’nin amel-i Bendi, Divanından ayrı olarak birkaç defa basılmıştır.

Zaman zaman,Divan şiiri ve  Şairleri geleneği içinde lirik şiirleri bulunsa da Bağdatlı Ruhi denince akla "tefekkür" şiiri gelir... 17 bend halinde yazdığı "TERKİB-İ BEND" i çok ünlüdür.

Yaşamı hakkında pek bilgimiz yoktur. Şiirlerinden babasının Bağdat'ı fetheden sipahilerden olduğu, kendisinin de bir sipahi olduğunu öğreniriz.  Bir rivayete göre Bağdatlı Ruhi'nin FUZULİ (16 yy) ile tanıştığı sanılmaktadır...




EDEBİ YÖNÜ


Mevlana ve Mevlevi tarikatına bağlı açık sözlü usta bir şairdi. Mevlana'ya bağlı ve Mevlevi olduğunu iddia edenlerin yanı sıra bazı araştırmacılara göre de Bağdatlı Ruhi Hurufi inancına sahip bir şair olarak kabul edilmektedir.

Divan Edebiyatında halk için ahlak ve hiciv şiiri yazanların önde gelenlerindendir. Acı hakikatleri açıkça söylemekten çekinmez, dindar geçinen iki yüzlülerin iç yüzlerini gösterirdi. Basit insanların kibirlerinden, bir çok zenginlerin bencil ve insafsız oluşlarından, kötü davranışlarından şikayetçi olurdu. Hatta gördüklerini Türk töresi, beşeri hükümler ve gerçek İslamiyet açılarından cesur, samimi diliyle yeri geldikçe tenkid eder, eleştirirdi. Şiirlerinde devrindeki Türk halkının bütün değer hükümlerini dile getirmiştir. Çok seyahat ettiğini ve sırf görmek, bilmek, sevmek için gezdiğini şu beytiyle ifade etmektedir:

Devreylemedik yer komadık bir nice yıldır
Uyduk dil–i divaneye dil uydu hevaya


Bağdatlı Ruhi'nin en çok etkilendiği şair hiç kuşkusuz Fuzuli'dir, Fuzuli'nin oğlu Fazlı ile de arkadaşlık kurmuştur.Divan Şiirinde  revaçta olanAşk ve Beşeri Sevgili , kahramanlık gibi konular üzerine yazmaktansa yaşadığı bölgelerin idari sistemlerinin meseleleri, toplumun sorunlu ve eksik noktaları, yanlış din anlayışı gibi konularda, eleştirel bir stilde yazmıştır. Hiç kuşkusuz Bağdatlı Ruhi'nin en ünlü ve önemli eseri Terkib-i Bend isimli manzumesidir. 17 bendlik bu ünlü manzumeye Şayh Galip  Ziya Paşa gibi TÜRK EDEBİYATInın önemli isimleri nazireler yazmıştır.

Rûhî'nin eserlerini inceleyerek bazı ipuçlarını değerlendiren ve şâir hakkında klişe halinde tekrarlanan yargıları eleştiren Abdülbaki Gölpınarlı'nın ortaya koyduğu bilgilere göre, Ruhî gezgin bir derviş değil, bir askerdir, sipahidir. Şâirin gezip dolaşması da, ünlü terkib-i bendinde söylediği gibi:
 Devreylemedik yer komadık bir nice yıldır
Uyduk dil-i dîvâneye dil uydu hevâya
 
şeklinde değil, görevi gereği olmuştur. O, Bağdad Valisi Süleyman Paşa'nın, Osman Paşa'nın, Hasan Paşa'nın emrinde savaşlara girmiş,

Düşmana baş eğdirir şemşîr-i hun-efşânımız
Himmet eylerse eğer serdâr-ı alî-şânımız

Olmazız ceng etmeden halı sipâhî kısmıyuz
Yoğrulubdur kan ile rûz-ı ezelden nâmımız

beyitlelerinde anlattığı şekilde hem savaşmış, hem dolaşmış. hem de şiirlerini yazmıştır. 




Ruhî,  Divan Edebiyatımızın topluma ve toplum olaylarına dönük güçlü şâ­irlerinden biridir. Onun tenkitçi ruhunu destekleyen herhalde asker oluşu, savaşçılığı olmuştu. Hurûfî olmasına rağmen mutasavvuf, bir şâir de değildir. Halkın diline, ko­nuşma diline yakın bir dil kullanmış, imkân nisbetinde halkın dertlerine de eğilmiştir. Nazım tekniğinde yer yer aksamalar görülür. Söz ve anlam oyunlarına düşkünlüğü yoktur. Samimî bir edaya ulaşmaya çalışır.

Ruhî, onyedi bentlik Terkib-i Bendiyle ün kazanmış­tır. Ziya Paşa'nın Rûhî'ye nazîre olarak yazdığı terkib-i bend, oldukça yaklaşmış ise de Rûhî'ninkine erişememiş­tir. Ancak Rûhî'yi sadece terkib-i bend şâiri olarak tanı­mak hatalı olur. Ruhî güzel Gazeller de yazmış bir kişi­dir. Samimiyeti, dilinin sadeliği gazellerine değişik bir çeşni verir. Terkib-i bendinde ve Kasidesinde olduğu gibi gazellerinde de eski toplum hayatının değer yargılarını ve bazı özellikle­rini bulmak mümkündür.
http://www.edebiyatsanat.com/) 

Ruhî, eserlerinin tümü bir bütün olarak gerektiği gi­bi üzerinde durulup değerlendirilmemiş önemli ve orijinal bir şâirdir.



GAZEL: Andım Ağladım



Sanmanız kim mihnet-i hicranı andım ağladım

Zevk-i vaslıyla geçen devranı andım ağladım

Gösterip cevrinden ağyara şikayet suretin

Subh olunca dün gece cananı andım ağladım

Vaiz eşkim havf-ı duzahdan sanır bilmez ki ben

Dilde olan ateş-i suzanı andım ağladım

Kimi tiğinden kimi hançerinden ağladı

Ben biraz ol gamze-i fettanı andım ağladım

Dam-ı gamdan olduğumdan giryemi sanman ki yar

Gayrılarla ettiği seyranı andım ağladım

Arz-ı mihrinden rakibin hande el verdi bana

Dildeki suz-ı gam-ı pinhanı andım ağladım

Himmet-i hubanı gördüm zikr eder erbab-ı aşk

Sevdiğimden gördüğüm ihsanı andım ağladım

Ruhiya gülşende gördüm gülden ağlar andelip

Ben heman ol gonce-i handanı andım ağladım


Terkib-i Bend 1-



Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz 
Biz ehli harâbâtdanız mest-i Elest'iz 
Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanır lîk 
Bizi mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef-i destiz 
Sadrın gözedüp neyliyelim bezm-i cihânın 
Pây-ı hum-ı meydir yerimiz bâde-perestiz 
Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ 
Hâtır-şirken-i zâhid-i peymane-şikestiz 
Erbâb-ı garaz bizden irâğ olduğu yeğdir 
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastız 
Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız 
Âlâlara âlâlanırız pest ile pestiz 
Hem-kâse-i erbâb-ı diliz arbedemiz yok 
Meyhânedeyiz gerçi velî aşk ile mestiz 
Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânız 
Ser-halka-i cem'iyyet-i peymâne-keşânız 


 İkinci Bend


Sâki getir ol badeyi kim dâfi-i gamdır 
Saykal vur o mir'âta ki pür-jeng-i elemdir 
Dil-besteleriz bizden irâğ eyleme bir dem 
Ol bâdeyi kim nûr-ı dil ü dîde-i Cem'dir 
Ey hâce fenâ ehline zinhâr ululanma 
Dervîşi bu mülkün şeh-i bî-hayl ü haşemdir 
Hâk ol ki Hudâ mertebeni eyleye âlî 
Tâc-ı ser-i âlemdir o kim hâk-i kademdir 
Gel doğrulalım meygedeye rağmına anın 
Kim bâr-ı riyâdan kad-i bergeştesi hamdır 
Mey sun bize sakî biziz ol kavm ki derler 
Rindânı sabûhî-zede-i bezm-i kıdemdir 
Bu nazmı Peyâmî'den işit hâle münâsip 
Kim zübde-i yârân-ı sühandân-ı Acem'dir 
'Mâ rindî sabûhî-zede-i bezm-i Elestim 
Pîş ez-heme sâgar-keş ü bîş ez-heme mestîm'¹


 Üçüncü Bend



Sâki getir ol badeyi kim dâfi-i gamdır 
Saykal vur o mir'âta ki pür-jeng-i elemdir 
Dil-besteleriz bizden irâğ eyleme bir dem 
Ol bâdeyi kim nûr-ı dil ü dîde-i Cem'dir 
Ey hâce fenâ ehline zinhâr ululanma 
Dervîşi bu mülkün şeh-i bî-hayl ü haşemdir 
Hâk ol ki Hudâ mertebeni eyleye âlî 
Tâc-ı ser-i âlemdir o kim hâk-i kademdir 
Gel doğrulalım meygedeye rağmına anın 
Kim bâr-ı riyâdan kad-i bergeştesi hamdır 
Mey sun bize sakî biziz ol kavm ki derler 
Rindânı sabûhî-zede-i bezm-i kıdemdir 
Bu nazmı Peyâmî'den işit hâle münâsip 
Kim zübde-i yârân-ı sühandân-ı Acem'dir 
'Mâ rindî sabûhî-zede-i bezm-i Elestim 
Pîş ez-heme sâgar-keş ü bîş ez-heme mestîm'¹




Dördüncü Bend


Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayım der 
Dün mektebe vardı bugün üstâd olayım der 
Meyhânede ister yıkılup olmağı vîrân 
Biçare harabatta abat olayın der 
Elden komasın gül gibi câm - meyi bir dem 
Her kim ki bu gamhânede dilşâd olayım der 
Bir serv kadin bende-i efkendesi olsun 
Âlemde o kim gussadan âzâd olayım der 
Ömrün geçürüp kûh-ı belâda dil-i şeydâ 
Berhemzen-i hengâme-i Ferhâd olayım der 
Vasl istemeyüp hecr ile hoş gitdiği bu kim 
Miskin gam-ı cânâneye mu'tâd olayım der 
Gezdi yürüdü bulmadı bir eğlenecek yer 
Min-ba'd yine âzim-i Bagdâd olayım der 
Bagdâd sadeftir güher-i dürr-i Necef'tir 
Yanında anın dürr ü güher seng-i hazefdir


Beşinci Bend


Ol gevher-i yektâ ki bulunmaz ana hemtâ
Gelmez sadef-i kevne bir öyle dür-i yektâ
Ol zat-ı şerife yaraşır da'vî-i himmet
Kim oldu ne dünya ana maksûd ne ukbâ
Kim derk eder anı ki ola zânına ma'lum
Remz-i kütüb-i medrese-i alem-i bâlâ
Ol zahidin ağlar yer ü gök haline yarın
Kim içmeye destinden anın câm-ı musaffa
Bir noktadadır sırrı dedi çâr kitabın
Ol çârdadır sırr-ı kütüphane-i eşya
Ol nokta benim dedi dönüp remzini seyret 
Ya'ni ki benim cümle-i esmâya müsemmâ
Çün hisse imiş kıssadan ehl-i dile maksûd
maksûd nedir anla bil ey ârif-i dânâ
Hep mağlata vü lâklâkadır bâtın u zâhir
Bir nokta imiş asl-ı sühan evvel ü âhir


Altıncı Bend




Vardım seher-i ta'at içün mescide nâgâh
Gördüm oturur halka olup bir nice gümrâh
Girmiş kemer-i vahdete almış ele tesbîh
Her birisinin vird-i zebânı çil ü pencâh
Dedim ne sayarsız ne alırsuz ne satarsız
K'asla dilinizde ne Nebî var ne hod Allâh
Dedi biri kim şehrimizi hâkim-i vakti
Hayretmek içün halka gelür mescide her gâh
İhsânı ya pencâh u ya çildir fukaraya
Sabreyle ki demdir gele ol mîr-i felek-câh
Geldiklerini mescide bildim ne içündür
Yüz göndürüp anda dedim ey kavm olun âgâh
Sizden kim ırâğ oldu ise Hakk'a yakındır
Zira ki dalâlet yoludur gitdiğiniz râh
Tahkîk bu kim hep işiniz zerk ü riyâdır
Taklîddesiz ta'atınız cümle hebadır




Yedinci Bend


Dünyâda denîlerden idersün taleb-ı kâm
Ey hâm-tamâ niceye dek bu tamâ-ı ham
Bir nâ-halefi cübbe vü destâr ile görsen 
Eylersün anun cübbe vü destârına ikrâm
Nakşın çıkarup eylemedin zâtını malûm
Başlarsun ana eylemeğe hâlüni i’lâm
Cerrâr deyü virmez olur Tanrı selâmın
Şermende ider eylese sana bir habbece in’âm
Vay er olasun hırkada nâmun ola dervîş
Mülhid deyü yandurmağa eyler seni ikdâm
Yazık sana kim eyleyesün hırs u tamâ’dan
Bir habbe içün kendüni âlemlere bed-nâm
Yok sende kanâat gözün aç olduğu oldur
Rızkun irişür yohsa eğer subh eğer şâm
Et lokması lâzım mı toyurmaz mı seni nân
Zehr olsun o lokma k’ola pesmânde-i dûnân


Sekizinci Bend


Ebnâ-zamânın talebi nâm u nişândır
Her biri tasavvurda fülân ibn-i fülandır
Güftara gelüp söyleseler cehl-i mürekkep
Zu'munca velî her biri bir kutb- zamândır
Erbab-ı hıred zerre kadar mu'tekid olmaz
Ol mürşide kim mu'tekad-ı bî-hiredândır
Taklid ile seccade-nişin olmuş oturmuş
Tahkikde ammâ hâr-ı bigsîste-inândır
Dermiş bana keşf oldu rümûzat-ı hakikat
Vallahi yalandır sözü billahi yalandır
Kendinden ırâğ ol düşüp ardına yorulma
Ol bî-haberin gitdiği yol zann u gümândır
Ey tâlib-i tahkîk eğer var ise derkin
Gûş et bu sözü kim haber-i ba-hâberândır
Zinhâr unutup bildiğini düşme inada
Bir pire yapış kim eresin sırr-ı maada


 

İLGİLİ SAYFALAR

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com


 
       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.
Bu Edebiyat Türüne Yapılan Yorumlar
Bu edebiyat türüne henüz yorum yapılamış...
Yazıya Edebiyat Türüne Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...