edebiyad Ve Sanat Akademisi
 

Üye Girişi

Duyurular
» İlave Sitemiz http://www.edebiyadvekitap.com/ hizmetinizdedir. Oraya da üye olarak yazı şiir, kitap eleştiri, özet ve incelemelerinizi paylaşabilirsiniz.

» Değerli arkadaşlarımızın kurban bayramını kutlar herkse sağlık dolu nice bayramlar dileriz.

» Değerli Arkadaşlar, Çeşitli nedenlerden dolayı yazı ekleyemediğiniz sitemiz hazır hale gelmiştir. Artık yazı ve şiirlerinizi paylaşabilirsiniz.

» Lüften Sitemize Uyduruk isimler ve Nıckler ile üye olmayınız. Bu tip üyelikler silineceğinden lütfen bizi uğraştırmayınız.

» Sitemize Üye olarak Belge Yollayabilir, Kaynak ve yazar adını kullanmak kaydıyla Yöneticilerimize başvurarak kopya alabilirisiniz

»  ESA'ya üye olmayan ve ESA ya katkıda bulunmayanların YAZI indirme talepleri karşılanmayacaktır. Emege Saygı Lütfen

» ARAMIZA YENİ KATILAN ÜYELERİMİZ:Edebî yâd ederek, edebiyat ve sanat için sağladığımız kaynaklarımız ve paylaşımlarımızla,ülkemiz kültür ve sanatı adına yola çıkan bu kervana katılmanız bizleri mutlu etmiştir. hedeflediğimiz her menzilde birlikte olabilmeyi temenni ederiz sevgilerimizle...

» ESA'nın Özgün ve Akademik Yazılarını çalan Kaynak ve Yazar adı vermeyen siteler ve şahıslara telif haklarıınca dava açılacaktır. Çaldığınız yazılarımızı silin.

Şeyhoğlu Mustafa Hayatı Hurşitname ve Özeti
Anasayfa - Edebiyat - Divan Şiiri ve Şairler
Genel Değerlendirme :
Yazan :ESA
18 Haziran 2011 Cumartesi


ŞEYHOĞLU MUSTAFA

HAYATI




Şeyhoğlu Sadreddin Mustafa, 15 Yüzyılılın şöhretli mesnevi  Şairlerindendir. 1340 yılında doğ muş ve muhtemelen 1409 yılından önce ölmüştür. Ancak nerede doğduğu bilinmemektedir. Saray çevresine yakın soylu bir aileden gelmektedir.  Doğum tarihi şairin Hurşîdnâme adlı eserindeki bir ibareden anlaşılır.  Bu eserinde “asıl adının Mustafa olduğunu ,Kenzü’l-Küberâ ve Mehekkü’l-Ulemâ’yı 1401 yılında yazdığı zaman 62 yaşında olduğunu” [1]açıkça söyler.  Şeyhoğlu, buna göre 1340 yılında doğmuştur.[2]

 Germiyan beyi Süleyman Şah'ın yanında nişancılık ve deftardarlık hizmetlerinde bulunmuştur. Daha sonra Yıldırım Bayezid'e intisap etmiştir. 

Ölüm tarihi kesin olarak bilinemeyen Şeyhoğlu, Germiyan Beyliği sınırları içinde yaşamış, Germiyan beyi Süleyman Şah'ın ölümünden sonra Yıldırım Bayezid'in yanına gelmiş, Osmanlı sarayına intisap etmiştir. Şeyhoğlu'nun  Farsça 'dan yaptığı tercümeler çoktur. Fakat onu meşhur eden asıl eseri "Hurşidnâme"sidir. Bu eser, mesnevi tarzında yazılmış bir aşk ve macera romanıdır. Önce Germiyan Bey'i Süleyman Şah'a, sonra  Osmanlı Padişahı Sultanı Yıldırım Bayezid'e sunulmuştur. “ Şeyhoğlu’nun nerede, ne zaman öldüğü ve mezarının nerede bulunduğu da belli değildir. Abdülvâsî Çelebi’nin 1414 yılında yazdığı Halîl-nâme’de Şeyhoğlu Mustafa’dan da bahsetmesine bakılırsa şairin, 1414 yılına yakın bir zamanda öldüğü söylenebilir.”[3]




EDEBİ YÖNÜ

Ş. Mustafa’nın edebi kimliğinde İran edebiyatı şairlerinden Ferîdüddîn Attâr ve Senâî’nin, önemli rolü vardır. Türkçeye oldukça hâkim olan şair, Arapçayı, Farsçayı, ve eski kültürün beslenme kaynaklarını oldukça iyi bilmektedir. Şeh-nâme’den, Kelile ve Dimne ve Mesnevî-i Ma‘nevî’yi  hatmetmş bilgisi ve “Farsça ana kaynaklara olan hâkimiyeti eserlerine de yansımıştır.” Şeyhoğlu’nun eserlerinde öğretici taraf ağır basar. Öncelelikle bi tercüme yazarı olmasına rağmen eserlerine ksndi kişiliğin vuracak kadar çok şey katmaya çalışmıştır. [4]

Türkçeye ve serlerine kendinden çok şey katmaya gayret edeb yazarın dili bir hayli ağır ve sanatlıdır. Bu bakımdan onun eserleri ve dil anlayışı Süslü nesrin ve Sinan Paşa’nın öncüsü olmuştur.

“Eserlerinde Türkçe kelimelere, özellikle halk tabiri ve atasözlerine geniş yer veren, Türkçe yazmakla övünen, gayretli ve başarılı bir şair ve yazar olan Şeyhoğlu, gerçek bir söz ustasıdır. Şeyhî, Ahmed Paşa, Fuzûlî ve Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya kadar çok sayıda şaire tesir ettiğini söylemek mümkündür.”[5]


Eserleri:

Hurşîd-nâme Marzuban-nâme, Kabus-nâme, Kenzü'l-Küberâ, Mehekkü'l-Ulemâ şirin eserleridir.

 

HURŞİTNAME

Şeyhoğlu Mustafa'ya ün kazandıran eseri Hurşid-name, Süleyman Şah zamanında yazılmaya başlanmış, ancak eser I387 yılında tamamlanabilmiştir. Şeyhoğlu Mustafa, Hurşid-name'de eserinin Yıldırım Bayezıd tarafından beğenildiğini söyler ve kendisinin Yıldırım'a olan yakınlığını dile getirir. Aşıkane konulu olun Hurşıd-name 7640 beyit olup, ARUZun mefa'ilün/ mefa'ilün/ fe i lün kalıbıyla yazılmıştır. Mesnevi olan eserde beyit aralarına eserin kahramanlarının ağzından söyletilen 19 Gazel ile 1 Terci-i Bend eklenmiştir. Mesnevi arasına sıkıştırılmış olan bu gazellerde 9 ayrı aruz kalıbının kullanılmış olması, Şeyhoğlu Mustafa'nın  sanat zevkine sahip, usta bir Şairi olduğunun göstergesidir. Şeyhoğlu, eserinde Türkçenin kaba ve işlenmemiş bir dil olduğunu ve diğer diller arasında tanınmamışlığını belirtir. Ancak bu gerçekte Şeyhoğlu'nun Hurşid-name'yi yazarken harcadığı çabayı anlatmak içindir. Şeyhoğlu eserde, Anadolu insanının Türkçe konuşması nedeniyle eserini  Türkçeyazdığını da belirtir. Şairin Hurşid-name'deki anlatımının yalınlığı, atasözleri ve deyimlerle anlatımı güçlendirmesi ve  Hikayelerinin tahkiye gücü nedeniyle Hurşid-name, döneminin başarılı mesnevilerinden sayılır.

Hurşîd-nâme’nin konusu, Firdevsî’nin Şehnâme’sinden alınmıştır. Eser, kuruluş ve vakaların tertibi bakımından da Şehnâme’nin tesiri altındadır. [6] Hurşidnâme'nin kahramanlarından Hurşid, İran Şahı Siyavuş'un kızı, Ferahşâd ise batılı bir şehzadedir

Hurşitname, Prof dr.Hüseyin Ayan tarafından incelenmiş, değerli ilim adamı Hüseyin Ayan, eserin tenkitli metnini hazırlayıp inceleyerek ilim âlemine sunmuştur. Hurşîd-nâme’den bir hayli alıntıların yanında Elvan Çelebi, Gülşehrî, Hâs, Hoca Dehhânî, Hoca Mesud, Celâleddîn-i Rûmî ve Yûsuf-ı Meddâh gibi şairlerden alınmış şiirler de vardır.

Hüseyin Ayan, İnceleme kısmının ilk cümlelerine, Hurşîd-name’nin şekil itibarıyla mükemmel bir mesnevi olduğunu belirterek başlar ve şu değerlendirmeyi yapar: “Şair, Hurşîd ü Ferahşâd’da, o zamana kadar bir mesnevide bulunması belirlenmiş hususların hiçbirisini ihmal etmemiştir. Şeyhoğlu Mustafa, Şehname’den aldığı dilim ve motiflere başka kaynaklardan ve özellikle Türk tarihi ve geleneklerinden ilâveler yaparak bunları yerli yerine koymuş, olayın bütün inceliklerini nazımla söylemiş ve bu uğurda büyük emek harcamıştır. Eserin hacmi (7903 beyit) yanında, her beytine gösterilen itina ve ihtimam da bizim bu yargımıza hak verdirecek niteliktedir.” (s. 31). [7]Bu cümlelerden sonra “Hurşîd-name’deki Nazım Şekilleri” alt başlığıyla eserdeki Nazım Türleri üzerinde durulmuştur. Buna göre, eserde asıl Nazım  Türleri olan mesnevinin yanında, tercî-i bend ve gazeller de yer almaktadır. [8]

Şeyhoğlu Mustafa’da 1387’de yazdığı 7640 kayıtlı büyük mesnevîsi Hurşid-nâme’yi de Germiyan Beyi Süleyman Şah adına yazmıştı. Candaroğullarından İsfendiyar Beyin adına Cevâhirü’l-esdâf adıyla Kur’an çevirisi yapılmıştır.

 

Kenzü'l Küberâ

Şeyhoğlu,'nun diğer önemli bir eseri "Kenzü'l Küberâ'dır. Bir çeşit siyasetname olan bu eser Padişahlarn, beylerin, vezirlerin ve kadıların tutumlarını, görev ve sorumluluklarını anlatır.[9]


Marzuban-nâme:

 Germiyan beyi Süleyman Şah adına Farsçadan Türkçeye çevrilmiş mensur hikâye ve masalların yer aldığı bir eserdir. Öğretici yönü ile Kelile ve Dimne’ye benzeyen Marzuban-nâme’nin ilk yazarı İran’ın Mazenderan bölgesinde hüküm süren Marzubân bin Rüstem’dir. Daha sonra Sadeddin Varavinî eseri yeniden yazıp Azerbaycan Atabeyi olan Ebu’l-Kasım Rabîbüddîn’e ithaf etmiştir.[10]

Merzuban-name ile Kabus-name’yi Germiyanoğlu Süleyman Şah adına  Farsçadan çevirmiştir. Merzuban-name aslı Hintçee olan öğretici hayvan hikâyeleri  Fabllardır. Sadrüddin’in Farsçadan yaptığı bu çeviri Zeynep Korkmaz tarafından yayımlanmıştır.



Kabus-nâme Tercümesi:

Şeyhoğlu’nun Farsçadan çevirdiği başka bir eseri, ahlâk ve siyâset kitabı olan Kabus-nâme’dir. Şeyhoğlu, aslı dokuz bab olan eserin tercümesine onuncu babı da eklemiştir. Eserin aslı Mısır Hidiv Kütüphanesi’ndedir. Şeyhoğlu Mustafa'nın Kenzü'l-Kübera’yı Yıldırım Bayezid dönemi devlet ileri gelenlerinden Paşa Ağa bin Hoca Paşacık adlı bir kişiye sunulmuştur. Eser mensurdur.  Kabus- name  Farsça bir nasihatname olup öğretici bir eserdir. II. Murad’ın emriyleMercimek Ahmet’in sade  bir dille yaptığı   Kabusname çevirisi bastırılmıştır.[11]

 


Kaynaklar:

 


  • [1] Prof.Dr. Kemal YAVUZ , T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2434 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1414 XIV.-XV. YÜZYILLAR TÜRK EDEBİYATI, shf, 42
  • [2] Hüseyin Ayan, Şeyhoğlu Mustafa, Hurşîd-nâme (Hurşîd ü Ferahşâd), İnceleme-Metin-Sözlük-Konu Dizini, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay., Erzurum 1979, IV+533 s.)
  • [3] Prof.Dr. Kemal YAVUZ ,agy. Shf, 42-43
  • [4] Prof.Dr. Kemal YAVUZ ,agy. Shf, 42-43
  • [5] Prof.Dr. Kemal YAVUZ ,agy. Shf, 42-45
  • [6] İsmail AVCIŞEYHOĞLU MUSTAFA: HURŞÎD-NÂME ), A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009, Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı~ 101 ~ 111
  • [7] Hüseyin Ayan, Şeyhoğlu Mustafa, Hurşîd-nâme (Hurşîd ü Ferahşâd), İnceleme-Metin-Sözlük-Konu Dizini, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay., Erzurum 1979, IV+533 s.)
  • [8] ( Hüseyin Ayan, Şeyhoğlu Mustafa, Hurşîd-nâme (Hurşîd ü Ferahşâd), İnceleme-Metin-Sözlük-Konu Dizini, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay., Erzurum 1979, IV+533 s.)
  • [9] SOYSAL, M. Orhan, Eski Türk Edebiyatı Metinleri, Millî Eğitim Basımevi, Ankara, 2002.
  • [10] Prof.Dr. Kemal YAVUZ ,agy. Shf, 43




HURŞİTNAMENİN ÖZETİ


ALINTI ADRESİ :

A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı

İsmail, Avcı, ŞEYHOĞLU MUSTAFA: HURŞÎD-NAME (HURŞÎD Ü FERAHŞÂD)


İran şahı Siyâvuş’un Hıtâyî Ay Hatun’dan bir kızı dünyaya gelir. Padişah erkek beklerken çocuk kız olunca çok üzülür. Âdet olduğu üzere müneccimleri toplayıp kızının talihine baktırır. Müneccimler “İlk altı günde bu kız için çok tehlike var, altı günü atlatırsa on altı yaşında bu kızın güzelliği yüzünden ülkede bir fitne kopacak, taht tehlikeler geçirecek, çok insan ölecek.” derler. Bunları duyunca korkan padişah çocuğu öldürtmek ister. Ancak annesi buna razıymış gibi görünüp yeni ölmüş bir çocuğu Hurşîd’in yerine defnettirir, Hurşîd’i de gizlice Dârü’l-Melek kalesine gönderir. Çocuğun okuma çağı gelince Pir Muallim görevlendirilir ve Hurşîd dokuz yıl boyunca Pîr Muallim’in elinde bütün ilim ve fenleri tahsil eder. Bu arada padişah çocuğun gizlice büyütülmekte olduğunu öğrenir, öfkesinden deliye döner. Yanına dört muhafızını alır ve kaleye gider. Muhafızlarını Hurşîd’i getirmeleri için kale içine gönderir. Ancak hiçbirinden ses çıkmaz ve kendisi içeriye girer. Her şeyden habersiz yatağında yatan Hurşîd uyanır, karşısında yalın kılıç bekleyen babasını görür. Kızının güzelliği karşısında hareketsiz kalan padişah, gönderdiği muhafızların da bu güzellik karşısında baygın hâlde yerde yattıklarını görür. Biraz kendisine gelir, kızına iyi muamele etmeye çalışır. Hurşîd ve beraberindekileri Cemâbâd’a getirir. Hıtâyî Ay Hatun kızını görünce bayılır, padişah eşine kızının yaşamasını sağladığı için teşekkür eder, müneccimlere de inanmadığını söyler. Bundan sonra neşeli günler başlar… Hurşîd babasından ricacı olup sarayın bahçesinde bir köşk yaptırır ve günlerini bu bahçede ve köşkte geçirir.

Padişahın dört sadık muhafızı neden sonra kendilerine gelirler ve feryatlar kopararak yollara düşerler. Cemâbâd yakınlarında içlerinden biri dayanamayarak ölür, ona bir mezar yaparlar ve mezar taşına da aşktan öldüğüne dair üç beyit yazarlar. Sonra muhafızlar birbirlerinden ayrılırlar; biri doğuya, biri batıya, biri de Mısır tarafına doğru yönelir. Günlerden bir gün Hurşîd dadısına biraz dışarıda dolaşmak istediğini söyler. Dadısı bir gece onu gizli bir geçidi kullanarak şehirden dışarı çıkarır. Dolaşırlarken aşkından ölen muhafızın mezarına rastlarlar. Hurşîd bu sadık âşığına bir türbe yaptırmak ister ve bir rüya uydurur. Buna göre rüyasında Hızır İlyas’ı görmüş, Hızır İlyas kendisine burada bir türbe yaptırmasını istemiştir. Babası rüyayı gerçek sanır ve türbe yapılır, türbenin adı da Hızır İlyas olur.

Mağrip tarafına giden muhafızlardan Âzâd, yaşadığı macerayı Mağrip sokaklarında anlatır, herkes deli diye onu alaya alır. Bu hikâye saraya kadar ulaşır. Mağrip sultanının oğlu Ferahşâd bir gün sarayında eğlenirken içeri Âzâd girer, ondan Hurşîd’in kimliğini öğrenir, hemen âşık olur. Âzâd’a kendisine yoldaşlık etmesini ister ve yollara düşerler. Yolda dağla, taşla, kurtla, kuşla konuşan ve vahşi hayvanlarla arkadaşlık eden Mecnun’a rastlarlar. Mecnun aşkı dile getiren şiirler söyler, bunları dinleyen Ferahşâd ve Âzâd daha hızlı yol almaya başlarlar. Atları bu hıza dayanamaz, erzakları biter, aç kalırlar. Zelil, sefil yollarda sürünürler. Günlerden bir gün Hızır İlyas türbesine gelirler. Türbenin bekçisi buranın bir dilek yeri olduğunu, dilekleri varsa dilemelerini söyler. Türbeyi hayranlıkla seyreden Ferahşâd mezarın başındaki beyitleri okuyunca türbeyi yaptıranın Hurşîd olduğunu anlar. Kim olduklarını soran bekçiye de derviş olduklarını, yıllardır Mescid-i Aksâ’da ibadet ettiklerini, gece rüyalarında boz atlı Hızır’ı gördüklerini ve Hızır’ın onlara Cemâbâd yakınlarında bir makamım var, oraya gidin ve bundan sonra orada kalın dediğini söylerler. Bu hikâye derhâl Hurşîd’e ulaştırılır. Hurşîd bunu duyunca görmeden Ferahşâd’a âşık olur. Onlara yemek gönderir, yakından ilgilenir. Ferahşâd’ın Hurşîd’i görme arzusu da gittikçe şiddetlenir. Dili çözülür, şiir söylemeye başlar, söylediklerini de Âzâd yazar. Bu sırada Hurşîd’in lalası gelir, bunları Hurşîd’e götürür. Hurşîd şiirleri okuyunca Ferahşâd’a âşık olduğunu söyler, şiire şiirle karşılık verir. Bundan sonra Hurşîd’in köşkünde gizli eğlenceler tertip edilmeye başlanır. Aşkları gittikçe artar. Bu zamana kadar yüzünü bir peçeyle örten Hurşîd bir gece perdeyi kaldırır. Ferahşâd bayılır, gülsuyuyla ayıltırlar.

Hurşîd ile Ferahşâd bu sevginin sefasını sürerken maşrık yönüne giden, adı Siyâh ve kendisi de kara olan köle Hıtây ülkesine varır ve orada ıklık (saz) çalan bir köseyle karşılaşır. Sazın nağmelerinden aşkı coşar, bayılır. Ayılınca kösenin ayaklarına kapanır ve kendisine ıklık çalmayı öğretmesini ister. Siyah, kısa zamanda ıklık çalmasını öğrenir ve ünü bütün ülkeye yayılır. Hıtây ülkesinin padişahı Boğa Han, Siyah’ın sarayına getirilmesini emreder. Ancak Siyah’ı getirmeye gidenler geri gelmez. Çünkü ıklığın sesini duyanlar mest olup orada kalmaktadırlar. Boğa Han veziri Turumtay’ı da yanına alarak yola düşer. Çağlayanların bulunduğu, kuşların cıvıldadığı bir yerde Siyah’ı ıklık çalarken bulurlar. Boğa Han sazın sesini duyunca çok duygulanır, ıklıkçıyı saraya götürür. Siyah başından geçenleri anlatır. Boğa Han anlatılanları dinleyince Hurşîd’e görmeden âşık olur. Veziri Turumtay’ı Hurşîd’i istemek üzere Acem mülküne gönderir. Turumtay, Cemâbâd’a gelir, Boğa Han’ın yazdığı mektubu Siyâvuş’a verir. Mektupta istekle tehdit bir aradadır. Olumsuz cevap alınınca da Boğa Han kendisine bağlı ülkelere iki yıllık bir savaş için bitikler yazar. 300.000 atlının da olduğu muazzam bir ordu hazırlanır ve İran’a doğru yola çıkar. Siyâvuş vezirlerini toplar, onlarla ne yapılması gerektiğini konuşur, 60.000 kişilik bir ordu hazırlanır. Vezirlerden bazıları böyle bir orduyla Boğa Han’a karşı durmanın akıl işi olmayacağını söylerler, Hurşîd’i verelim kurtulalım derler. Bu arada Boğa Han, Sırtak’ı 5.000 atlı ve 3.000 erle tekrar elçi olarak gönderir. Siyâvuş gelenleri hoş karşılar, ikramlarda bulunur. Aynı zamanda askerlerini teftiş eder. Bunu yaparken de önünden ilk geçen askerleri arkadan dolaştırıp tekrar geçirerek hileli bir yola başvurur. Bunu gören Sırtak askerlerin çokluğundan korkuya kapılır. Siyâvuş’un askerlerinden bir grup Boğa Han’ın öncü kuvvetini bir gece gafil avlayıp kırar, ayrıca elçiyi de azarlayıp saçını sakalını yoldurur, burnunu kırdırır ve Boğa Han’a gönderir. Sırtak gelince Boğa Han’a olanları anlatır. Bunun üzerine Boğa Han kızgınlıkla Cemâbâd üzerine saldırır. Şiddetli bir savaş cereyan eder. Savaşın üçüncü günü, Siyâvuş’un en ünlü savaşçısı Zaygam, Boğa Han’ın askerlerince ele geçirilir.

Siyâvuş danışma meclisini toplar. Meclis Hurşîd’in verilmesi ve savaşın bitirilmesi kararına varır ve karar Hurşîd’e iletilir. Hurşîd, bir rüya gördüğünü ve ertesi günü yapılacak savaşta Boğa Han’ın öldürüleceğini söyleyip babasını oyalar. Bir tuzak hazırlar, hemen Boğa Han’a bir mektup yazar, aslında kendisini çok sevdiğini ama ailesinin razı olmadığını, bir savaşçı gibi zırh giyip kendisine geleceğini söyler. Dediği gibi yapar ve ertesi günü askerlerin arasında sıyrılıp Boğa Han’a gelir. Yüzünü açar, onun güzelliğini gören ve yarı baygın hâle gelen Boğa Han’ı öldürür. Ferahşâd’a da Boğa Han’ı babasına ben öldürdüm demesini, işlerinin böylece kolaylaşacağını söyler. Bu arada padişahın öldürüldüğünü duyan askerler dağılır. Âzâd’la Hurşîd’in zırhını giyen Ferahşâd Turumtay’ı yakalarlar. Siyâvuş, Turumtay’ın asılmasını, ele geçirilen hazinenin de onu yakalayana verilmesini emreder. Hazineye sahip olan Ferahşâd bunları Âzâd’a bağışlar. Yedi gün yedi gece bayram yapılır, Boğa Han’ı öldüren Ferahşâd, Siyâvuş’un katında büyük itibar görür, evlatlığa kabul edilir ve Hurşîd kendisine layık görülür. Hıtâyî Ay Hatun da bunu uygun bulur. Ancak vezirler “Cemşid aslından gelen birine Hurşîd verilir mi?” deyip karşı çıkarlar, padişah da onlara hak vermek zorunda kalır. Ferahşâd bunu öğrenince aslını ortaya koyar ve Mağrip sultanının oğlu olduğunu açıklar. Ancak vezirler yine karşı çıkarlar, eğer Mağrip sultanının oğluysa babasının hazinesindeki şebçerağlardan birini getirsin derler. Siyâvuş kabul eder ve Ferahşâd’a “Şebçerağı getir, kızı götür.” der. Ferahşâd, Hurşîd’le vedalaşır, Âzâd’la yola koyulur. Türlü güçlüklerden sonra memleketine varır. Sultanoğlunun dönmesine çok sevinir. Vezirlerini toplar ve padişahlığı oğluna devretmeyi düşündüğünü söyler, vezirler de uygun bulurlar. Ancak Ferahşâd özür beyan edip İran şahının kızına âşık olduğunu ve kızı alabilmek için hazinede saklanan şebçerağlardan birinin kalın (çeyiz) olarak istendiğini söyler. Babasına çok yalvarır, ancak razı edemez. Sultan kaçıp gitmesin diye de Ferahşâd’ı hapse atar. Ferahşâd hapiste Hurşîd’i düşünür, Hurşîd Ferahşâd’ın yolunu gözler, günler geçer…

Siyâvuş’un muhafızlarından üçüncüsü Kâfur, aylarca yürüdükten sonra Çin ülkesindeki Nigâristan-ı Çîn adındaki şehre varır. Her tarafın resimlerle süslenmiş olduğunu görür ve resimlere bakınca Hurşîd’i hatırlar. Hurşîd sözü ağzından çıkar çıkmaz bayılır. Bunu gören halktan kimisi ona deli der, kimisi âşık der. Kâfur ayılınca resimleri yapan ressamın yanına koşar ve ondan resim yapmasını öğrenir. Kısa zamanda, Hindistan’da Mani’nin şöhreti neyse, Çin’de de Kâfur’un adı o kadar meşhur olur. Bir bez parçasının üzerine Hurşîd’in resmini çizer ve gizli gizli ona bakıp kendisini avutur. Bir gün yine resme bakarken şiddetli bir rüzgâr çıkar ve resmi uçurur. Sarayın bahçesinde cennet gibi bir köşede eğlenen Mısır sultanı Tûs’un oğlu Behrâm, ağaçların dalları arasında bir şey görür. Hemen o şeyi aldırır, bir de bakar ki dünyada eşi benzeri bulunmayan bir güzelin resmi! Birden bayılır. Babası Tûs onu teselli etmeye çalışır. Behrâm, “Kimine mektubu Hüdhüd, kimine yel getirir, bugün Süleyman benim, Belkıs’ı bulmam gerekir.” der. Tûs oğluna “Niyetin Siyâvuş’un kızı Hurşîd ise babası onu sana vermez, verseydi Boğa Han’a verirdi.” der. Başa çıkamayınca da oğlunun yanına akıllı kişiler, Kârûn hazinesi kadar mal, cihan dolusu asker ve bir mektup verip gönderir. Kafile Cemâbâd’a gelir. Behrâm ve yanındakiler ağırlanır. Tûs’un yazdığı mektup Siyâvuş’a takdim edilince iş anlaşılır. Hurşîd’i Ferahşâd’a vermek istemeyenler bu defa da kızı Behrâm’a vermek için ellerinden geleni yaparlar ve “Verilmiş sözümüz var, olmaz.” diyen Siyâvuş’u ikna ederler. Düğün hazırlıkları başlar. Hurşîd bu duruma çok üzülür, kanlı gözyaşları döker. Şiirler yazar, bu şiirlerin cevabını rüyasında, Ferahşâd’ın aynı vezinde yazdığı şiirlerde alır. Ferahşâd hapiste olduğundan bir şey yapamaz, kahrolur.

Günlerden bir gün Mağrip sultanı hastalanır. Oğlunu hapisten çıkarır, meclisi toplar. Ölümünün yaklaştığını, Ferahşâd’a itaat etmelerini söyler ve ruhunu Allah’a teslim eder. Padişah olan Ferahşâd, Âzâd’ı vezir tayin eder. Ülkede hacca gidiyormuş şayiasını yayıp doğuya doğru yola çıkar. Yanında 7.000 yüklü at, deve, katırla 12.000 atlı da vardır. Bu kafiledeki en mühim cevher ise şebçerağdır. Cemâbâd’a varılır ve Hızır İlyas civarında konaklanır. Ateşler yakılır. Hızır İlyas’ın her tarafı aydınlanır. Siyâvuş durumdan haberdar edilir. Padişah ne olup bittiğini öğrenmesi için hemen bir haberci gönderir. Haberci Ferahşâd’a niçin geldiklerini sorunca “Padişah bizi düğüne davet etmiş geldik, gece olduğu için de padişahı rahatsız etmek istemedik.” der ve ağır hediyelerle haberciyi uğurlar. Bu arada Ferahşâd, “Nerede kaldın… ve Behrâm’la nasıl ve niçin evlenmeye razı oldun.” anlamına gelen bir şiiri altın kâğıt üstüne gümüş suyuyla yazıp Hurşîd’e gönderir. Düğünün 38. günü Siyâvuş, Ferahşâd’ı yanına çağırtır ve büyük bir törenle karşılar. Ferahşâd diğer hediyelerle birlikte şebçerağı da Siyâvuş’a takdim eder. Kutudan çıkarılan şebçerağ her yeri gündüz gibi aydınlatır. Yemekler yenilir, şaraplar içilir, eğlenilir. Ancak Siyâvuş’u bir düşüncedir alır. Behrâm için düğün yaparken Ferahşâd çıka gelmiştir. Kadıyı ve müftüyü katına çağırtır. Bir taraftan da Ferahşâd’a neden geç kaldığını sorar. Ferahşâd olanları anlatır. Siyâvuş danışma meclisini toplar. Kadı ve müftü “Kız kimi istiyorsa ona verilmeli, şeriatın hükmü budur.” derler. Kadı ve müftü Hurşîd’e gönderilir. Hurşîd, Ferahşâd’la olan macerası ortaya çıkmasın diye Ferahşâd adını anmadan ince zekasını kullanarak “Taliplerimden hiçbirini tanımıyorum, madem ki babam beni evlendirmek istiyor, Boğa Han’ı öldüren ve tahtı yıkılmaktan kurtaranı seçtim.” der. Hurşîd’in söyledikleri Siyâvuş’a iletilir ve oracıkta Hurşîd’le Ferahşâd’ın nikahı kıyılır. Siyâvuş, Behrâm’ın gönlünü alır, türlü hediyeler verir ve memleketine gönderir. Hurşîd ile Ferahşâd’ın hikâyeleri şu beyitlerle biter:

Ne eksük var ise bitdi arada
İrişdi ol iki ‘âşık murâda
Murâda irgür iy sultân-ı ‘âlem
Dükeli nâ-murâdı vü beni he



ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER


GAZEL- SENÜN AŞKUN

Senün ‘aşkun benüm gönlümde muhkem
Bana sensüz içersem su olur sem

Benüm ne’mdür temâmet milk-i ‘âlem
Firâkundan k’olupdur gözlerüm nem

Özünden hüsn ile artuk cihânda
Benem ‘aşkun yolında cân-ı men kem

Müdâmî şâd otur bahça içinde
Kayurmaz bini ger öldürse bu gam

İçelüm bu gece câm-ı müdâmı
Sevinsün kara yirde Hüsrev ü Cem

Bu demde fursatı elden geçürme
Ne bilürsin dahı nice olur dem

Söz üzre dür döker çün Şeyhoğlı
Olalı dilber ile şimdi hem-dem


Hicrün ile eyle çıkdı yüregümde başlar (gazel)

Hicrün ile eyle çıkdı yüregümde başlar
Nâle kıldum derd ile feryâda geldi taşlar

Şol perî yüzlü meleksin kim görüb dîdârını
Yüz urub korlar melikler ileyünde başlar

Secde-gâhı kâinâtun sûretündür ey sanem
Mahzar-ı Hakksın kemâl-i hüsnüne şâ-bâşlar

Eyle tahrîr eyledi kaşunı nakkâş-ı ezel
Resmine mânendinün âciz kamu nakkaşlar

Uralı kaşun kemânı gamzen okın bağruma
Hûn-ı dildür gözlerümden her dem akar yaşlar

Gönlümün rahtın urub cân milkini târâc ider
Remz iderse gözlerüne şol harâmî kaşlar

İbn-i Şeyhîyem her evbâşa gerek ben baş olam
Rind ü geh kallâş olam geh aşk ile yoldaşlar

vezni: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün



Egerçi yirüm uçmakdur bezenmiş kasr-ı nûrânî (gazel)

Egerçi yirüm uçmakdur bezenmiş kasr-ı nûrânî
Çü dîdârunı görmezven tamudur n'iderem anı

Eger şehr ola ger gülşen cemâlünsüz safâ virmez
Niçeme hûb ise ziştdür beden kim olmaya cânı

Sa'âdet güneşi sensin ki şu'len külli devletdür
Kime kim irişe nûrun irişür ferr-i subhânî

Tapunla öğrenen kimse tahammül kılsa hicründen
Değüldür âdemî v'allâh ko gitsün değme hayvânı

İlâhî şâhumun ömri hemîşe müstedâm olsun
Ola birgün ki ben kula kıla vaslından erzânî

Senünle bu fenâ dünyî bugün firdevs-i alîdür
Ve ger sensüz ola yarın gerekmez hûr u Rıdvân'ı

Visâl isterse Şeyhoğlı firâka sabr ide görsün
Karanulıkda bulmışdur bilün Hızr âb-ı hayvânı

vezni: mefâîlün mefâîlün mefâîlün faûlün




Kamerdür alnun ey dilber velî la'lün şeker dirler (gazel)

Kamerdür alnun ey dilber velî la'lün şeker dirler
Saçun sünbül benün Hindû dişün dürrin güher dirler

Güneş yüzüni çün gördüm didüm nûr-ı Hüdâ'dur bu
Bana âkiller anunçün bugün sâhib-nazar dirler

Ne kişi kim yüzün gördi gönül virdi vü cân u dil
Ana âşıklar içinde begüm ehl-i hüner dirler

Bugün nergise benzeden senün fitne gözün hânum
Görürse gündüz ılduzu ana gey bî-basar dirler

Mutavvel yazdılar şâhum senün saçun sıfâtını
Velî ağzun dekâyıkın be-gâyet muhtasar dirler

İnanma sana ağyâr ger beni hubs iderlerse
İnanmazam bana şâhum senün içün neler dirler

Gözümün seylini gören akar kandan revân olmış
Görün Şeyhoğlı'nun yaşın denizlere irer dirler

vezni: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün


Şehümün aşkıdır cândan mukaddem (gazel)

Şehümün aşkıdır cândan mukaddem
Anun derdi benüm gönlümde muhkem

Düşeli lebleri aksi gözüme
Döker iki gözüm her demde hoş dem

Nigârun gönli benüm ile hoşdur
Anunçüngelmedi hâtıruma gam

Olar kim bizi bu yirde dilemez
İlâhî ömri olsun anlarun kem

Bugün câmı ki bâğ içinde içerem
Sevinsün gûrı içinde bu dem Cem

Bana sini gerekdür ey gül-endâm
Temâmet al-i âlem nem durur nem

Yoluna Şeyhoğlı terk eder cân
Esirge hüsn ile ki oldun mükerrem

vezni: mefâilün feilâtün faûlün



Hurşidnâme'den:

Siyâvuş ol gice ay gibi gitdi
Sehergâh olmadın Hurşide yitdi.

İrişdi kaleye kapuda durdı
Gelüben kulları tapuda durdı

Çağırdılar kapuya geldi dizdar
Uninden padişahı bildi dizdar.

Uçındı lerze endamına düşdi
Belânun arusı başına üşdi.

Balından tatlu olmadın damağı
Acısından halel buldı dimağı.

Ol ohtın kim kapuyı açmış idi
Şolok saat başından geçmiş idi.

Başından geçmesindendür belâsı
Vü ger ne hod elinden ne gelesi.

İçerü girdi kullarıyle sultân
Buyurdı kapuyı bağlatdı der bân...




İLGİLİ SAYFALAR

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com


 
       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.
Bu Edebiyat Türüne Yapılan Yorumlar
arif yıldız   (0 kişi beğendi.)
24 Aralık 2013 / 20:43
Puan :

bazı yazım hataları olmasına rağmen bu bilgilere ulaşmak güzel oldu.

Yazıya Edebiyat Türüne Yorum Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...