edebiyad Ve Sanat Akademisi
 

Üye Girişi

Duyurular
» İlave Sitemiz http://www.edebiyadvekitap.com/ hizmetinizdedir. Oraya da üye olarak yazı şiir, kitap eleştiri, özet ve incelemelerinizi paylaşabilirsiniz.

» Değerli arkadaşlarımızın kurban bayramını kutlar herkse sağlık dolu nice bayramlar dileriz.

» Değerli Arkadaşlar, Çeşitli nedenlerden dolayı yazı ekleyemediğiniz sitemiz hazır hale gelmiştir. Artık yazı ve şiirlerinizi paylaşabilirsiniz.

» Lüften Sitemize Uyduruk isimler ve Nıckler ile üye olmayınız. Bu tip üyelikler silineceğinden lütfen bizi uğraştırmayınız.

» Sitemize Üye olarak Belge Yollayabilir, Kaynak ve yazar adını kullanmak kaydıyla Yöneticilerimize başvurarak kopya alabilirisiniz

»  ESA'ya üye olmayan ve ESA ya katkıda bulunmayanların YAZI indirme talepleri karşılanmayacaktır. Emege Saygı Lütfen

» ARAMIZA YENİ KATILAN ÜYELERİMİZ:Edebî yâd ederek, edebiyat ve sanat için sağladığımız kaynaklarımız ve paylaşımlarımızla,ülkemiz kültür ve sanatı adına yola çıkan bu kervana katılmanız bizleri mutlu etmiştir. hedeflediğimiz her menzilde birlikte olabilmeyi temenni ederiz sevgilerimizle...

» ESA'nın Özgün ve Akademik Yazılarını çalan Kaynak ve Yazar adı vermeyen siteler ve şahıslara telif haklarıınca dava açılacaktır. Çaldığınız yazılarımızı silin.

Gülşehri Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri ve Örnekler ( 14. yy )
Anasayfa - Edebiyat - Divan Şiiri ve Şairler
Genel Değerlendirme :
Yazan :ESA
18 Haziran 2011 Cumartesi



HAYATI

Gülşehrî'nin doğum ve ölüm tarihlerini tam olarak bilemiyor, fakat yaşadığı dönemi, hem kendi eserlerinden, hem de ondan söz eden diğer şairlerin eserlerinden anlıyoruz. XIII. yüzyılın sonlarında, Kırşehir'de Mevlevî tarikatını tanıtmak için bir tekke kurmuştu. Kırşehir bir gül şehri olduğu için "Gülşehrî" mahlasını almıştır. Asıl adının da Ahmed mi yoksa Süleyman mı olduğu tartışma konusudur.[1]

14. yüzyıl Türk şairi. Döneminin en önemli şairlerinden olan Gülşehrî’nin hakkında pek fazla bir şey bilinemese de Kırşehirli olduğu, elli yıl ahilik teşkilatı içinde kaldığı, hatta Ahi Evran’ın ölümünden sonra onun postuna dahi oturmuş olabileceği ve mutasavvıf olduğu bilinmektedir.[2] Naklî ilimlerde bilgili olmasının yanı sıra matematik ve felsefe gibi aklî ilimlerle de ilgilendiği ve bu konularda da bilgi sahibi olduğu düşünülmektedir. Ahî Evran’ın dervişlerinden olduğu zannedilen Gülşehrî, daha çok Mevlânâ  ve F. Attar’ın etkisinde kalmış, bu nedenle de Mevlevî olabileceği ihtimali üzerinde de durulmuştur. Fakat onun Ahilik düşüncesi içinde yaşadığı Ahi Evran’a mensup olduğu, hatta bir şiirinde de belirttiği gibi elli yıl Ahilik ile iştigal ettiği göz önünde de bulundurulmalıdır.

Bir mutasavvıf olan Gülşehrî’nin eserleri  de tasavvufi konuların izlerini taşır. Ayrıca şair Ferîdüddîn-i Attâr, Mevlâna Celaleddin Rumî ve Senâî gibi mutasavvıf yazarlardan etkilenmiş, eserlerini de F. Attâr, Mevlana ve Senai’nin eserlerinden aldığı kıssalar, hikayeler, ve konular ile yazmıştır. En ünlü eseri olan Mantık et-Tayr`ı,  F. Attar, Mevlana ve Sena’iden aldığı etkiler altında tamamlamıştır.

1250 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. O devirde Kırşehir’e Gülşehri denildiği için, Gülşehri olarak anılmıştır. Gençliğinde edebiyat ve tasavvuf öğrenmiş olduğu eserlerinden ve bilgi düzeyinden orataya çıkmaktadır.  Gülşehrî'nin Kırşehir'de Ahi Evran'dan sonra kurulan Ahilik örgütünün başına geçtiğini, Ahilik düşüncesinin ve teşkilatının Anadolu’da yayılması için gayret gösterdiğini,Ahi Evran'in etkisinde kaldığını şiirlerinden öğreniyoruz.

Bir şiirinde:

Elli yıl ben ansız durmadım

Yazı yaban durgun görmedim..

diyerek tam elli yıl, Ahi Evran'la birlikte kaldığını, onsuz yapamadığını söyleyen Gülşehrî, birçok şiirinde onu över. Farsça ve Arapça öğrenmiş, ancak O, Türkçe yazmıştır.

“ Naklî ilimlerde bilgili olmasının yanı sıra matematik ve felsefe gibi aklî ilimlerle de ilgilendiği ve bu konularda da bilgi sahibi olduğu düşünülmektedir.”[3] Eserlerinin bazılarında ve özellikle  Mantık’ut Tayr adlı eserinde değindiği hususlar onun felsefe ile ilgilendiği izlenimlerini ortaya çıkarmaktadır.

Ahi Evran’ın ölümünden sonra Ahilik Postuna oturmuştur.  Ömrünü Ahilik ocaklarında geçiren ince ruhlu bir şair olan  Gülşehri’nin 1335 yılında öldüğü sanılmaktadır.



EDEBİ KİŞİLİĞİ

Gülşehri Yunus Emre gibi, Anadolu tekke edebiyatının en önde gelen isimlerinden biridir. Gülşehrî, Yûnus Emre’den sonra çağının en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilmiş, Türkçenin  kültür dili hâline gelmesi için çabalamış lirik bir şairdir.

 İslam ilimleri ve İran edebiyatını oldukça iyi bilen bir sufi olduğu çevirdiği eserlerden de kolayca ortaya çıkmaktadır. Gülşehri eserlerini titiz bir üslupla yazmış, didaktik ve kuru bir dil yerine şiirlerinde ve eserlerinde lirizme değer veren bir şair özelliği göstermiştir. Onun şiirleri ve eserleri, sanat değeri bakımından bu yönüyle de dikkatleri çekmektedir. Tasavvufi konuları dahi böylesi birlirizmle dile getirmeyi başaran çağının önde gelen ediplerindendir.  Tasavvuf konusunda hayli bilgili olan Gülşehri eserlerini usta bir ifadeyle yazmış, sade ve güzel bir dille yazmaya özen göstermiştir. Şiirlerine bakıldığında aruza hakim olduğu aruz kalıplarını ve vezinlerini doğru olarak kullandığı görülür.

Gülşehri, bir sufi olmasına rağmen, eserlerini sanat gayesi ile yazmış, kuru ve sıkıcı olmaktan kaçınmaya çalışmıştır. Eserlerinde kuru öğretilerden ziyade, sanat eseri yazmak amacı vardır. Türkçeyi işleyip geliştirmek düşüncesi ve sanat eseri oluşturmak kaygısı eserlerinde dikkat çeken özelliklerdir.

Gülşehri, Feridüddin-i Attar, Mevlana Celaleddin-i Rumi,Hakim Senai, Sadi-i Şirazi, Genceli Nizami ve Sultan Veled’in tesiri altında kalmış eserlerinde bu ediplerin eserlerinden alıntılar yapmış, onlardan etkilendiğini belli eden izlenimler bırakmıştır.

Gülşehrî’nin iyi bir şair ve edip olduğu Mantıku’t-tayr adlı eseri ile gazellerinden anlaşılmaktadır. Gülşehrî’nin dili sade, üslubu akıcıdır. Şiirlerinde şairliği ile övünmüş olduğundan çağdaşı şair Ahmedî tarafından eleştirilmiştir.[4]

Şu şiirleri onun şairlik gücünün derecesi hakkında bizlere bilgi vermeye yetecektir.

Her ülü kendime yar eylerem,
Her gece vasfını tekrar eylerem,

Her seher kim gül çemende açıla,
Kamudan ilkin bana karşı güle.

Her gülü kim kendime yar eylerim
Her gice vasfını tekrar eylerim.

Her seher kim gül çemende açıla
Kamudan ilkin bana karşı güle.

Nevbahar oldu kim bülbül söyleye
Aşkını maşukuna şerh eyleye

Kamu sözü gel ki terkeyleyelim
Bülbül gibi gül sözü söyliyelim...

Duru Türkçesiyle çevresinde toplanan ahilerle görüşüp bilişirken asla şeyhlik, sultanlık davasında bulunmamış, onlardan biri olarak onları konuşturmuştur.

Ne derviş isteriz, sahip, ne sultan,
Ne dert işimize gelir, ne derman.

XIV. yüzyılın Anadolu'da yetişen bu Türkçeci ozanını, Yunus kadar arı-duru, Yunus kadar güçlü sayamasak bile, ilk Türkçeciler arasında, ona önemli bir yer ayırmak zorundayız. Gülşehrî, Anadolu'yu aydınlatan aydın kişilerin başında, bilinçli ve idealist bir Türkçeci olarak her zaman dile gelecektir. 







ESERLERİ

Gülşehrî bir gazelinde kasideler, gazeller yazdığını söyler. Ancak elimizde yalnıca yedi gazeli vardır. Gülşehrî’nin üç şiirine Eğridirli Hacı Kemâl’in Câmi’ün-Nezâir adlı nazîre mecmuasında, bir şiirine Ömer bin Mezîd’in Mecmuatü’n-Nezâir’inde, iki gazeline Kerâmât-ı Ahî Evran’da, bir gazeline de Mantıku’t-Tayr’da yer verilmiştir. [5]

Bunlardan başka Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki bir yazmada bir şiiri bulunmaktadır


Mantıku’t-Tayr: 
Gülşennâme olarak da bilinen ve Gülşehrî’nin en önemli eseri olan kitap, İranlı mutasavvıf Feridun Attâr’ın aynı adlı eserinin çevirisidir. Bu eser onun en önemli eseridir. Feridüddin-i Attar’dan çevirdiği Mantıku’t-Tayr’ın diğer adı Gülşenname’dir.

Eserin Türkçe karşılığı “Kuş Dili” dir. 1317’de yazdığı bu eser çeviri olmakla beraber çevirinin metninde değişiklikler yapan Gülşehrî, Attâr’ın pek çok hikâyesini kullanmamış, Mesnevi, Kelîle ve Dimne ile Kâbus name’den hikâyeler almıştır. Mantık et-Tayr`ın çoğunlukla Attâr’ın eserinin tercümesi olduğu sanılsa da, aslında, Gülşehrî’nin de bizzat belirttiği gibi, eser aynı adı ve temel hikâyeyi barındırmakla birlikte bir tercüme değildir.  Ve orijinal Mantık et-Tayr’ın içeriği eserde yoğun biçimde değiştirilmiş ve farklı kaynaklardan yeni içerikler eklenmiştir; örneğin Rumî’nin Mesnevi’si ve ünlü Hint klasiği Kelile ve Dimne’den de izler taşımaktadır.

Gülşehri, bu eserini en çok Mevlana’dan ve başka kaynaklardan aldığı kıssalarla, görüp işittiklerini de katarak, birçok sohbetlerle zenginleştirip yeniden yazmış, böylece Gülşehrî’nin Mantıku’t-tayr’ı telif bir eser hâlini almıştır.

Gülşehrî Mantıku’t-tayr’ın içinde Kudûrî (972-1037) den fıkıhla ilgili manzum bir çeviri yaptığını yazmışsa da eser elde yoktur.

Mantıku’t-Tayr, tasavvufî ve alegorik bir eser olup tamamı 5000 beyit kadardır. Çok sayıda yazması olan eseri Müjgan Cumbur 1952’de, Agâh Sırrı Levend ise 1957’de tıpkıbasım olarak yayımlamışlardır. (A. Sırrı Levend, Mantıku’t-tayr, TDK yayını, tıpkı basım, s. 30-31)



Feleknâme: 

İlhanlı Hükümdar Gazan Han adına 1301’de Farsça yazılmış bir mesnevidir. Feleknâme`yi İlhanlı hükümdarlarından Gazan Han’a sunmuştur.

Eser, insanoğlunun nereden gelip, nereye döneceğini anlatır. Gülşehrî, bu eseri tercüme ederken, Mevlana’nın Mesnevî’sinden de geniş ölçüde faydalanmıştır. Eserin tek nüshası Ankara İl Halk Kütüphanesi’ndedir. Sadettin Kocatürk eser üzerinde doçentlik çalışması yapmış, Farsça metni ve Türkçe tercümesiyle birlikte “Güşlehrî ve Feleknâme” adıyla yayımlanmıştır (Ankara 1982, 2000). [6]

Gülşehrî’nin tasavvuf konusunda Farsça olarak yazıdğı Felek-nâme (Sadettin Kocatürk, Ankara 1982) ile Kerâmât-ı Ahi Evren (Franz Taeschner, Wiesbaden 1955) yayımlanmıştır. Bu son eserin Gülşehrî’ye ait  olduğu şüphelidir.



Kerâmât-ı Ahî Evran: 

167 beyitlik bir mesnevidir. Gülşehri’nin Şeyhi olan Ahi Evren’in menkıbeleri hakkında yazdığı bir mesnevisidir.

Eserde Ahî Evran, ile cömertliğiyle tanınan Hâtim et-Tâî ile mukayese edilir. Mesnevinin 1301’den sonra yazıldığı tahmin edilmektedir. Eser, Franz Taeschner tarafından ilk olarak “Ein Mesnevî Gülscheris auf Achi Evran (Kerâmât-ı Ahî Evrân Tobe Şerâhu) adıyla (Hamburg 1930) yayımlanmış, daha sonra da Raif Yelkenci, eksik bir nüshasını bulup 1955’te yeniden yayımlamıştır. Raif Yelkenci ve Agâh Sırrı Levend, bu eserin Gülşehrî’ye ait olmama ihtimali üstünde durmuşlardır.


Aruz-ı Gülşehrî:

Farsça olarak kaleme alınan on altı varaklık bir risaledir. Eserde çeşitli aruz kalıplarının terkip ve teşkilinden bahsedilmekte ve bunlarla ilgili örneklere yer verilmektedir. Bu risale, ilk defa, Kilisli Rifat Bilge tarafından bulunup ilim âlemine tanıtılmıştır. Eserin bilinen tek yazma nüshası Millet Kütüphanesi’ndedir. [7]


Kudûrî Tercümesi: 

Gülşehrî, Mantıku’t-Tayr adlı eserinde Kudûrî’yi nazmen çevirdiğini yazar. Fakat bu eser elimize geçmemiştir.






ESERLERİNDEN ÖRNEKLER



Mantıku't Tayr'dan beyitler

Böyle giç irmeye ahşama seher
Bu gice rûzı kıyametdür meğer.

Bu gicenün yok mudur yâ Rab güni
Böyle uzun görmedim her giz düni.

Çok riyazetde geçirdüm giceler
Görmedi bu gice gibi kocalar.

Uşbu od kim gönlüme düştü benüm
Mûm gibi yandı kamu canûm tenüm...



Kerâmâtı Ahf Evren'den

Ahî Evren kim Hak'ka irmiş idi
Tanrı'nun d idârini görmiş idi.

Doksan üç yıl dünyede oldı temam
Ne helâl öginde geçdi ne haram.

Gönlünü avret odına yakmadı
Kimsenün ağzın yüzine bakmadı

Terbiyelerim teninde can idi
Ahîlere, beylere ol sultan idi.

Mustafa'nın ol alemdarı idi
Murtaza'nın sevgili yârı idi.




Bahâr oldı vü bûstânlarda bülbül

(gazel)

Bahâr oldı vü bûstânlarda bülbül
Kılur gül 
aşkına feryâd u gulgul

Bu 
ömr ile çemende hîç inanma
Ki bir haftadan artuk dirile gül

Gülün 
ömri azına gözüm ağla
Yazun tîz geçdigine ağız aç gül

Kime bir 
afiyet geldi cihânda
Kim ana irmedi yüz bin tezelzül

Bu dünye 
izzetine garre olan
Delim tarta temennâ vü tezelzül

Cihânun ârzûsı cânun almak
Senün fikründe esbâb-ı tecemmül

Çegâne ölüm anup eyde ten ten
Karâbe 
ömre gülüb kıla kâl kul

Ola Gülşehrî gâfil kendüden kim
Anun zikrinde kılmagıl tegâfül

Bize kim gerekise cevr kılsın
Bizüm teslîm geldi vü tecemmül

       vezni: mefâ
îlün mefâîlün faûlün






KAYNAKÇA

  • [1] Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu Mesut Çetintaş’ın Hasibe Mazıoğlu ile yaptığı söyleşiden, bilgicik.com/yazi/prof-dr-hasibe-mazioglu-hayati-2/
  • [2] Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu Mesut Çetintaş’ın Hasibe Mazıoğlu ile yaptığı söyleşiden, bilgicik.com/yazi/prof-dr-hasibe-mazioglu-hayati-2/
  • [3] Özkan, Abdullah. Türk Şiiri Antolojisi.
  • [4] Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu Mesut Çetintaş’ın Hasibe Mazıoğlu ile yaptığı söyleşiden, bilgicik.com/yazi/prof-dr-hasibe-mazioglu-hayati-2/
  • [5] Anonim, Gülşehri,  http://www.edebiyol.com/gulsehri.html, son erişim, 11-08-2013
  • [6] Anonim, Gülşehri,  http://www.edebiyol.com/gulsehri.html, son erişim, 11-08-2013
  • [7] Anonim, Gülşehri,  http://www.edebiyol.com/gulsehri.html, son erişim, 11-08-2013









İLGİLİ SAYFALAR

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com




 
       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.
Bu Edebiyat Türüne Yapılan Yorumlar
Bu edebiyat türüne henüz yorum yapılamış...
Yazıya Edebiyat Türüne Yorum Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...