edebiyad Ve Sanat Akademisi
 

Üye Girişi

Duyurular
» İlave Sitemiz http://www.edebiyadvekitap.com/ hizmetinizdedir. Oraya da üye olarak yazı şiir, kitap eleştiri, özet ve incelemelerinizi paylaşabilirsiniz.

» Değerli arkadaşlarımızın kurban bayramını kutlar herkse sağlık dolu nice bayramlar dileriz.

» Değerli Arkadaşlar, Çeşitli nedenlerden dolayı yazı ekleyemediğiniz sitemiz hazır hale gelmiştir. Artık yazı ve şiirlerinizi paylaşabilirsiniz.

» Lüften Sitemize Uyduruk isimler ve Nıckler ile üye olmayınız. Bu tip üyelikler silineceğinden lütfen bizi uğraştırmayınız.

» Sitemize Üye olarak Belge Yollayabilir, Kaynak ve yazar adını kullanmak kaydıyla Yöneticilerimize başvurarak kopya alabilirisiniz

»  ESA'ya üye olmayan ve ESA ya katkıda bulunmayanların YAZI indirme talepleri karşılanmayacaktır. Emege Saygı Lütfen

» ARAMIZA YENİ KATILAN ÜYELERİMİZ:Edebî yâd ederek, edebiyat ve sanat için sağladığımız kaynaklarımız ve paylaşımlarımızla,ülkemiz kültür ve sanatı adına yola çıkan bu kervana katılmanız bizleri mutlu etmiştir. hedeflediğimiz her menzilde birlikte olabilmeyi temenni ederiz sevgilerimizle...

» ESA'nın Özgün ve Akademik Yazılarını çalan Kaynak ve Yazar adı vermeyen siteler ve şahıslara telif haklarıınca dava açılacaktır. Çaldığınız yazılarımızı silin.

Yavuz Sultan Selim Hayatı Şairliği Şiirleri ve Edebi Kişiliği
Anasayfa - Edebiyat - Divan Şiiri ve Şairler
Genel Değerlendirme :
Yazan : Şahamettin Kuzucular
18 Haziran 2011 Cumartesi

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/d/d2/Yavuzsultanselim.jpg

YAVUZ SULTAN SELİM

'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Humayun benim mührümle mühürlensin” Yavuz Sultan Selim

I. Selim ya da Yavuz Sultan Selim (d. 10 Ekim 1470 – ö. 21/22 Eylül 1520), 9.Osmanlı Padişahı ve 74. İslam halifesidir. Babası II. Bayezid ( Bkz. Şair Adli- 15 yy) , annesi Dulkadiroğulları Beyliği'nden Gülbahar Hatun'dur.[Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan  Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Abbasilerden  Osmanlı  Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek Yolu ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır.[1]

Selim, tahta babası II. Bayezid ( Bkz. Şair Adli- 15 yy) 'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır. Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir.[2] 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden henüz 50 yaşında iken vefat etmiştir.

  Trabzon Sancağı’nda vali iken devlet idareciliğini iyice öğrenmesinin yanı sıra Anadolu’dan gâzâ dileyen gönüllüleri de yanına alarak, Gürcistan’a akınlar yapan Şehzâde Selim, buralarda Yağmalar yaparak tutsaklar almış ve fetih girişimlerinde bulunmuştur.[3]




  • [1] (http://tr.wikipedia.org/wiki/I._Selim )
  • [2] Yard. Doç. Dr. Remzi KILIÇ, Trabzon Valisi Şehzade Selim ve Faaliyetleri,http://www.karalahana.com/makaleler/
  • [3] M. Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Elleri’ni Fethi , T.T.K. Basımevi, Ank, 1993 


http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/0/0f/Selim_I_by_John_Young.jpg
I. Selim'in John Young tarafından yapılmış bir portresi


Tarbzon’da vali iken Şah İsmail'in faaliyetlerini yakından takip eden Yavuz, ŞAH İSMAİL, bu seferinde Elbistan ve Maraş civarlarını yakıp yıkmıştı. Erzincan’dan AZERBAYCAN’a dönerken, kardeşi İbrahim’i Trabzon üzerine yağma ve talan için göndermişti. Bunu bir savaş sebebi sayan Trabzon Sancakbeyi Şehzâde Selim, Trabzon’dan Bayburt ve Erzincan’a kadar olan sahalara saldırmış ve bir köprü başında Safevî kuvvetlerini dağıtarak, ŞAH İSMAİL'in kardeşi İbrahim Mirzâ’yı esir alarak Trabzon’da O’nu hapsetmiştir[Kırzıoğlu, A.g.e., s. 85.)Şah İsmail’in Anadolu üzerine yaptığı kesif Şiîlik propagandası ve her geçen gün ŞAH İSMAİL’in nüfuzunun artması, Şehzâde Selim’i İran’a karşı teyakkuza geçirmiştir.[1]

Şah İsmail, Tebriz’de İran saltanat tahtına geçtikten sonra, Şiîliği resmi Mezhep ilan etmiş, “On İki İmam” adına hutbe okutup, kendi adına para bastırmıştı. Şah İsmail’in Osmanlı Devleti için hem içeriden hem de dışarıdan büyük bir tehlike teşkil ettiğini idrak etmiş olmasına rağmen, II. Bâyezid buna karşı kat’i bir harekete geçememiştir.

Güneydoğu Anadolu’yu da ele geçiren Şah İsmail, bağlı bulunduğu Şiilik Mezhebini, yayılma siyasetinin bir vasıtası olarak kullandığından, Sünnî-Müslümanlara karşı çok ağır muamaleler de bulunuyordu.1510 yılında yapılan çetin muharebeyi kazanarak, öldürtmüş olduğu Şeybânî Han’ın derisini yüzdürüp içerisine ot doldurtarak, bu yaptıklarını anlatan bir mektubu, Osmanlı Sultanı II. Bayezid ( Bkz. Şair Adli- 15 yy) ’a bildirmekten geri durmamıştı.

Şehzâde Selim’in Trabzon’dan alınarak cezalandırılmasını talep etmiştir. Şehzâde Selim, başta Erzincan olmak üzere, bu toprakların büyük dedesi Yıldırım Bâyezid Han devrinden beri, meşrû Osmanlı toprakları olduğunu ileri sürmüş ise de, Divân-ı Hümâyun, Bayburt, Kemah, Erzincan ve İspir’in Safevîlere geri verilmesini Şehzde Selim’e emretmiştir. [2]Yönetimde II Bayezıt'ın zaafiyetine tepkiler artınca, 6 Mart 1512 tarihinde yeniçeriler tekrar isyan ederek Şehzâde Selim’i saltanata istediler. II. Bâyezid Han nihayet, yeniçerilerin tazyiki karşısında oğlu Şehzâde Selim’i İstanbul’a davet etmiştir. 19 Nisan 1512 tarihinde Şehzâde Selim tahta çıktı. Yavuz Sultan Selim, şehzâdeler meselesini bitirdikten sonra, Osmanlı Devleti’nin iç işlerini düzenleyip, Divân’da bulunan devlet adamlarını da iknâ ederek, Şah İsmail üzerine İran Seferi’ni gerçekleştirmiştir. Yavuz Sultan Selim, 23 Ağustos 1514 tarihinde Çaldıran’da, Safevî Şah İsmail’e ağır bir darbe vurmuş, Tebriz’e kadar giderek orada bir müddet kalmıştır.



  • [1] Yard. Doç. Dr. Remzi KILIÇ, Trabzon Valisi Şehzade Selim ve Faaliyetleri,(.karalahana.com/makaleler)
  • [2] Yard. Doç. Dr. Remzi KILIÇ, Trabzon Valisi Şehzade Selim ve Faaliyetleri,http://www.karalahana.com/makaleler/


Dosya:Sekumname1525 Chaldiran battle.jpg

Sekumname1525 Chaldiran

Dulkadiroğlu Beyliği'ne son verilmesi, Osmanlılar ile MEMLUKlüler arasındaki mevcut gerginliği daha da arttırdı. 1516 yılında Sadrazam Hadim Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun Suriye’den geçmesine MEMLUKlerin izin vermemesi üzerine, Yavuz Sultan Selim 5 Haziran 1516'da Mısır seferine çıkmış, 27 Temmuz günü Osmanlı Ordusu Mısır sınırına dayanmıştır. Memlük Sultanlığına bağlı Antep (18 Ağustos 1516) ve Besni (19 Ağustos 1516) kaleleri birer gün arayla teslim olmuştur. Ancak asıl savaş 24 Ağustos 1516'da Halep yakınlarında Mercidabık'ta gerçekleşmiş, Memlük Ordusu Osmanlıların ezici top ateşi karşısında fazla dayanamamıştır. Savaş sonunda yaşlı Memlük Sultanı Kansu Gavri atından düşerek ölmüştür.


Dosya:Yavuz Mısır Seferi.jpg


Mercidabık Savaşı'ndan sonra Memlük Devleti'nin başına geçen Tomanbay; Osmanlı hâkimiyetini kabul etmediği gibi, barış teklifi için gelen Osmanlı elçisini öldürmüştür. Tumanbay, Venediklilerden top ve silah alarak Ridaniye'de kuvvetli bir savunma hattı kurmuştur. Yavuz Sultan Selim, ordusuyla birlikte Sina Çölü'nü 5 gün içinde (11 Ocak-16 Ocak) geçerek, Ridaniye'de Memlük Ordusu ile karşılaşmıştır.[1] Memlük Ordusu'na, El-Mukaddam Dağı'nın etrafını dolaşarak güneyden saldıran Yavuz Sultan Selim, bu manevra sayesinde Memlük Ordusu'nun yönleri sabit olan toplarını etkisiz hale getirmiştir.

Memlük Sultanı Tumanbay çok büyük çabalarla yaptığı savaş hazırlıklarına rağmen 22 Ocak günü Ridaniye Savaşı'ni kaybetmekte olduğunu anlayınca en cesur askerleri ile bir birlik kurup Osmanlı komut merkezine bir baskın düzenledi. Sultan Selim'in otağı sandığı Veziriazam'ın çadırına girdi ve Veziriazam Hadim Sinan Paşa öldürüldü. Bu suikast baskınının da istenen hedefi bulmaması sonucu, Tumanbey savaş alanından kaçtı. Böylece 22 Ocak 1517'de Ridaniye Zaferi kazanılmıştır. 24 Ocak 1517'de Kahire alınmıştır. 4 Şubat 1517'de Yavuz törenle Kahire'ye girmiş ve Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasi halifeliğine son vermiştir.[2]



  • [1] Sakaoğlu, N. (1999), Bu Mülkün Sultanları. İstanbul, Oğlak Yayınları s.123
  • [2] (http://tr.wikipedia.org/wiki/I._Selim )


http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/1/1d/Yavuz_Sultan_I._Selim_Han.jpg

Bu seferde çok büyük ganimet elde edilmişti ve^Mısır'daki Osmanlı ordusu erzak ve muhimmat gerektiriyordu. Sultan Selim iSTANBUL'a gemi ile haber göndererek 80 parça yarar gemi ve 20 parça kadırgadan oluşan bir filonun İstanbul'dan acele gönderilmesini istedi. Ele geçen hazineler ve ganimet malları bu filoya yüklenerek 15 Temmuz'da iSTANBUL'a gönderildi.[1]

Yavuz Sultan Selim’in Farsca divanının elyazma olarak on altı nüshası bulunmaktadır.[2]

6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler Osmanlı eline geçmiştir. Ayrıca Kıbrıs'taki Venedikliler Memlükler'e verdikleri vergiyi Osmanlılara ödemeye başlamıştır.

Mısır'ın alınmasıyla Baharat Yolu da Osmanlı kontrolüne geçmiştir. Devrin en önemli iki ticaret yolu  İpek Yolu ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı bu sayede Avrupa ülkeleri, ekonomik yönden Osmanlılara bağımlı duruma gelmiştir. Ancak Ümit Burnu'nun keşfi nedeniyle bu avantaj uzun süre kullanılamamıştır.26/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Sırtında çıkan şirpençe denilen çıban nedeniyle öleceğini anlayarak oğlu Kanûnî Sultan Süleyman ’ı yanına çağırtmış Kanûnî Sultan Süleyman gelmeden 1520 yılı 21 Eylül gecesi Çorluda de vefat etmiştir.




EDEBİ KİŞİLİĞİ -ŞİİRLERİNDEN VE BEYİTLERİNDEN ÖRNEKLER


Doğacağı gün saray kapısına bir dervişin gelip” Bu gün bu hanedandan bir erkek çocuğu doğacak ve vücudunda yedi ben olacaktır. Ben sayısı kadar da hükümdar yenecektir” dediği rivayet olunur. Yavuz'a Molla Muhiddin, Taşköprülü, Muslihittin Mustafa Molla Halimi özel derler vererek edebiyat, tarih ve Fen dersleri verdiler. Arapçayı ve Farsçayı çok iyi öğrenen Yavuzun Farsça divanında üç yüz şiiri vardır. Hat Sanatıını, ok ve yay yapımını öğrenmişti.

Mahir bir avcı olan Selim, yirmi yıla yakın bir sürede valilik yaptığı Trabzon’da cirit yarışları tertip eder, şair ve âlimlerle güncel, tarihî ve ilmi sohbetler ve müzakereler yapardı. [3]

İsmail Hakkı Uzunçarşılı Yavuz Selim in şahsiyeti ile ilgili olarak şunları nakletmektedir: “ Yavuz Sultan Selim uzuna mail orta boylu, toparlak kırmızı yüzlü, çatma siyah kaşlı, iri kemikli büyük başlı, koç burunlu, boynu uzun, gür bıyıklı ve tıraşlı, yani sakalsız, yarı belinden yukarısı aşağısına nispetle kısa, bakışı müessir yani keskin ve nafiz, mizacı asabi idi; konuşurken bazı kelimeleri fart-ı zekâ ve asabiyetinden dolayı birkaç defa tekrarlardı[4]

 Edebiyatı çok seven yavuz’un Türkçe ve Farsça olarak iki divanı vardır. Farsca divanında üç yüz gazeli bulunmaktadır. Türkçe Divanının Alman İmparatoru II. WİLHEM çok nefis bir şekilde bastırıp II. Abdülhamit’e hediye etmiştir.[5] [6]Çağatayca şiirler de yazan Yavuz devrinin önemli şairlerindendir.

Yavuz Sultan Selim’in “Divanı”nın kıymeti-değeri maalesef bugüne kadar “yerliler”ce bilinmese de “Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından Berlin Devlet Matbaasında 1904 yılında büyük boy mükemmel bir baskısı yapılarak II. Abdulhamid’e hediye edilmiştir.[7]

Prof. Ali Nihat Tarlan tarafından eksiksiz bir şekilde hazırlanan “Yavuz Sultan Selim Divanı” 1946 yılında İstanbul Ahmet Halit Kitabevi tarafından yayınlanmıştır. 305 gazelin yer aldığı Ali Nihat Tarlan’ın bu çalışmada divanın orijinal harflerle metni ve transkribi olmayıp sadece tercümesi yayınlanmıştır.[8] Tarlan’ın bu çalışması tek ve mükemmel metindir.

Şiirlerinde ki hayal ve Şiirde Ahenk unsurları çok kuvvetlidir. Selimi mahlasını kullanmıştır. “ Cihanda bana Vatan aşkı kâfidir diyen şairin şiirlerinde sert mizacıyla çelişkili hassas ve incelikli ruhunun örneklerini, cihan zapt etmek kendine cihanı yurt etmek isteyen cihan hükümdarı olmak arzusunun izleri gözükür. Sert mizaçlı bir harp adamı olmasına rağmen ruhunun inceliklerini ortaya koyan şiirler yazmıştır. Vatan sevgisi ve cihan hâkimiyeti ideali şiirlerine de yansımıştır. İnce ve hisli şiirler yazmış olup, seferde de şiirle meşgul olmuştur. Yavuz’un Kadı Burhaneddin:’in şiirleri gibi temiz, duru ve çağının şairlerine nazaran anlaşılan bir Türkçe ile yazdığı sade bir dili vardır.

Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş
Bir veliye bende olmak cümleden âlâ imiş.

Türkçe nazımları az ise de Farsça olarak yazdığı birçok şiiri vardır. Kendi el yazısıyla yazmış olduğu Farsça manzumeler Topkapı Sarayı arşivinde bulunmaktadır.[9]



  • [1] .Sakaoğlu, N. (1999), Bu Mülkün Sultanları. İstanbul, Oğlak Yayınları s.123
  • [2] Şadi Aydın,FARSÇA DİVAN SAHİBİ OSMANLI SULTANLARI VE DİVÂNLARININ NÜSHALARI,isanifarisi.com/category/farsca-divan-sahibi-osmanli-sultanlari/
  • [3] Mehmed Kırkıncı, Yavuz Sultan Selim'in Kişiliği,http://www.mehmedkirkinci.com/index.)
  • [4] (Uzunçarşılı, İ. Hakkı, Büyük Osmanlı Tarihi, cilt-2, Türk Tarih Kurumu Yay. 7. Baskı, Ankara )
  • [5] M. Hüsrev SUBAŞI, Yavuz Sultan Selim’in Türkçe Şiirleri ve Bunlara Yapılan Nazireler, Basılmamış Öğretim Üyeliği Tezi, İstanbul 1982, s. 128, 1. dipnot.
  • [6] Şadi Aydın,FARSÇA DİVAN SAHİBİ OSMANLI SULTANLARI VE DİVÂNLARININ NÜSHALARI,isanifarisi.com/category/farsca-divan-sahibi-osmanli-sultanlari/
  • [7] http://tr.wikipedia.org/wiki/I._Selim
  • [8] Şadi Aydın,FARSÇA DİVAN SAHİBİ OSMANLI SULTANLARI VE DİVÂNLARININ NÜSHALARI,isanifarisi.com/category/farsca-divan-sahibi-osmanli-sultanlari/
  • [9] Şadi Aydın,FARSÇA DİVAN SAHİBİ OSMANLI SULTANLARI VE DİVÂNLARININ NÜSHALARI,isanifarisi.com/category/farsca-divan-sahibi-osmanli-sultanlari/


Dosya:I Selim.jpg



YAVUZ VE ŞAİRLERİ İLE İLGİLİ BİR ANEKTOT

Şairler, padişahın celâlini ve gazabını bildiklerinden, yanına fazla yaklaşmazlardı. Ancak, her sefere çıkışta birkaç şair resmen görevlendirilir ve ordu konakladıkça, padişaha şiir okumaya çağrılırlardı. Mısır seferinde zafer kazanılmış, padişah da birkaç pare şiir dinleyerek sevincini herkese göstermek isteyip, beraberinde getirdiği şairleri çağırttı… Kemal Paşazade ile satranç oynuyorlardı. Üç adet şair, bellerinde kılıçlarla otağa girdiler. Hepsi heyecandan tir tir titriyorlardı. El-etek öpmek için padişahın yanına doğru ilerlediler. Adımları birbirine dolaşmaya başlamıştı bile. Bu sırada birinin kılıcı Yavuz’a çarptı, diğerinin kolu satranç tablasını devirdi. Öbürü de nezleli burnuyla sultanın elini kirletti. Yavuz Sultan, artık dayanamayıp,

—Verin şu miskinlere cezalarını diye bağırdı. Muhafızlar, şairleri yakalayıp dışarı çıkarırken Kemal Paşazade araya girdi:

— Sultanım, af, zaferin zekâtıdır. Bilmezlikle hata işlediler, suçlarını bağışlayınız, diye tavassutta bulundu.

Yavuz Sultan hiç istifini bozmadı:

—İyi ama molla; edebiyattan evvel “edep” lâzımdır. Hünkâr huzuruna böyle mi girilir?

Mamafih Yavuz Sultan, hocayı kırmadı, şairlerin cezalarını hafifletti. İstanbul’a yaya olarak dönmelerini hükmetti.

“Hep seninçündür benim dünya gamım çektiklerim

Yoksa ömrüm varı sensiz neylerim dünyayı ben.

YAVUZ İLE TÜRKMEN KIZI

Yavuz Mercidabık zaferinden sonra Şam’da konaklar. Sarayda padişahın odasının temizliğini yapan bir hizmetli, İri yarı, yağız padişaha aşık olur. Gel gör ki cihan padişahına bir hizmetlinin aşık olması duyulmuş, görülmüş şey değildir. Kızcağız bir sabah padişahın yastığına yaklaşır ve kılıfa bir yazı yazar:

“Âşık olan neylesin?”

Akşam odasına gelen hünkâr yatacağı sırada yastıktaki yazıyı görür, okur, gülümser ve altına şöyle yazar:

“Derdi ne ise söylesin”

Ertesi gün odaya gelen hizmetli kız yarı korku, yarı ümitle yaklaşır yastığa ve padişahın yazısını görünce eli ayağına dolaşır. Neden sonra kendine gelir ve hemen yazar yastıktaki dizelerin altına:

“Ya korkuyorsa neylesin?”

Akşam gelen padişah dizeyi görünce altına yazıvermiş hemen:

“Hiç korkmasın, söylesin.”

Böylece şöyle bir dörtlük çıkar: 

Seven insan neylesin
Hemen derdin söylesin
Ya korkarsa neylesin
Hiç korkmasın söylesin"

Şeklinde bir dörtlük çıkmış ortaya. Sabahleyin Hasan Can'a " Tiz bu kızı bulun diye emretmiş, Kız bulunmuş fakat rivayete göre cihan hükümdarı ile veleneceğini öğrenen kız sevincine aşık kalbi dayanamamış aşırı heyecandan ölmüştür.



YAVUZ İLE HASAN CAN

Yavuz son anlarında sorar Hasan Can’a: “Hasan Can, şimdi ne vaktidir?”. “Yaradan’la birlikte olmak vaktidir hünkârım.” sözüne hiddetle cevap verir Koca Yavuz: “Bre Hasan Can, sen bizi bunca yıl kimle bilirdin?

 




ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER


FELEK- TUYUG


Merdumu dideme bilmem ne fusun etti felek
Giryemi kıldı füzun eşkimi hun etti felek
Şirler olurken pencei kahrımdan lerzan
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek

Fâ'ilâtün / Fe'ilâtün / Fe'ilâtün / Fe'ilün 

Muhabbet şahının bir bende-i fermanıyız cana 
Gedayı gûyu  alemin sultanıyız cana


----------- 

Ref edince masivayı nuru hak eyler zuhur 
Maksat kalbe böyle incila vermektedir.

----------- 
Biz bülbülü muhriki dem-i gülzarı firakız
Ateş kesilir geçse saba gülşenimizden

Cihanın gerçi nuş ettim yedi tastan zehrini 
Velakin zehri katilden yine buldum meğer kahren

Benim şol dilberi râma habibi gülzarımdır. 
Enisim, munisim, yarim azizim  gam küsarımdır.

Edirnem, Stanbulum kalanam Bursam Engürüm 
Sinayılı Kayseri rumun acaip şehriyarımdır

Semerkant ve Horasanım Rey ve Şiraz ve Bağdadım 
Hucend ve Belh ve Tebrizim Mısır tahtında varımdır.

Irakım hem Sfahanım Demeşkim, Bosna pazarım 
Benim Çin ile Maçinim Cezirem siz varımdır.


Yavuz’un Kardeşi Şehzade Korkut da şairdi ( HARİMİ ) mahlasını kullanırdı. 


Ey gönül halin nedir kim böyle zar oldun yine
Bülbülü şevki gül ruyu niğar oldun yine

Buyu vuslat mı erişmiştir dimağına bugün 
Harimi çuşa gelip bi karar oldun yine[1]


Yavuz'u anlatan Kemal Paşazade'nin bir dörtlüğü vardır. 



DİDAR OLUR (Ayaklı Semai- satranç)


Sanma sakın herkesi sen sadıkane yar olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur
Sadıkane belki ol âlemde bir serdar olur
Yar olur ağyar olur serdar olur didar olur


"BENİM" REDİFLİ GAZELİ


Gözlerimden aktı deryalar gibi, yaşım benim
Dostlar çok nesne gördü onmadık başım benim.

Geçmek için seyl-i eşkimden hayalim askeri 
Bir direkli iki gözlü köprüdür kaşım benim.

Her gece altun benekli asmaniler giyip 
İşbu çarh-ı pire-zen olmuştur oynaşım benim.

Ben geda gurbet diyarında kalırdım yalınız 
Mihnet ü derd ü bela olmasa yoldaşım benim.

Ey felek dokuz dolu cam içmeyince Han Selim 
Dehr içinde olmadı hergiz ayaktaşım benim



MURABBA


Gözlerun fitnede ebrun ile enbaz mı ki
Dil asılmağa iver zülfuna canbaz mı ki
Bizi kahr eyledüğün lûtfuna ağaz mı ki
Neyiki şive mi ki cevr mi ki naz mı ki

Dili sayd etmede alem bilür üstadlığun 
Key sakın aleme yayılmaya bidadlığun
Bilmezem sırrı nedür bilmişiken yadlığun
Neyiki Şive mi ki cevr mi ki naz mı ki

Dil nedür nesnemi var aşk odına yakmadı'un 
Aşk zencirine gerden mi kodun takmadığun
Beni Gördükde yüzin dönderüben bakmadığun
Neyiki şive mi ki cevr mi ki naz mı ki

Bu selimi kuluna cevri revan eyledüğün 
Bunca sıdkun reh-i aşkında yalan eyledüğün
Yüzini gösterüben yine nihan eyledüğün
Neyiki Şive mi ki cevr mi ki naz mı ki

 Kemal Paşazade bu büyük sultanın ölümü üzerine her biri 11 beyitlik 7 bentten oluşan; bir mersiye yazdı. Bu mersiye sultanın hâlini arz ettiği gibi Kemalpaşazade’nin sultana beslediği gönül sevgisini de yansıtıyordu. Bu mersiyeden alınmış bazı beyitler şunlardır. 

Öldi Sultan Selîm hayf ü dirîğ 
Hem kalem ağlasun anı hem tîg

Çözdü saç açdı baş tûğ u alem 
Bükdi bel dökdi yaş tîğ u kalem

Az müddetde çok iş itmişdi 
Sâyesi olmış idi âlem-gîr

Şems-i asr idi asrda şemsin 
Zıllı memdûd olur zamânı kasîr

Girse meydan-i rezme siri delir, 
Çiksa eyvan-i bezme mihr-i münir

Kemal Paşazade'nin Sultan Selim nazarındaki itibarı sultanın ölümüne kadar devam etmiştir. Sultan Selim’in son seferi olan Edirne yolculuğunda da ona refakat ettiğini ve onun Edirnevasfında söylediği; 

İki gözüm Merîc ü Tunca gibi her yana akma 
Kolını boynuma ar da yeter salındın illerde

Şeklindeki beyte hemen oracıkta; 

Geldi yâduma fezâ-yı dil-küşâ-yı Edrene 
Virdi ayşuma keder zikr-i safâ-yı Edrene

Beytiyle başlayan bir gazel ile cevap verdiği bilinmektedir. 

Şems-i asr idi, asrda şemsin 
Zilli memdud olur zamanı kasir

Fahrederdi tac u tahtıyla beyler 
Fahrederdi anınla tac u serir

(ikindi güneşiydi, ikindide güneşin gölgesi uzun olur, zamanı kısa. tac ve tahtıyla övünürken beyler, tac ve taht onunla övünürdü.) 

Kimi araştırmacılar Yavuz Sultan Selime atfedilen ve önemli kısmı yukarıda zikredilen Türkçe Beyit, dörtlük veya şiirlerin Yavuz tarafından yazılmadığı, sonradan yazılarak ona atfedildiğine dair iddialarda da bulunmaktadırlar. Buna delil olarak Tezkirelerde Yavuz’un Türkçe şiirler yazdığına dair bilgi bulunmadığını öne sürmektedirler. Bu araştırmacıların görüşüne göre Yavuz sadece Farça şiirler yazmış, Türkçe şiirler yazmamıştır.
 
Bu iddiaları da göz önünde bulundurarak bu çalışmamızda abartı kokan bilgilere ve şiirlere yer vermemeye çalıştık. ( Örneğin, Yavuz’un kılık değiştirerek Şah İsmail’in sarayına girip onunla satranç oynayıp , onu yendiği ve bu olay üzerine Şah İsmail’i yeren şiirler yazdığına dair iddiaları ve bu çalışmamıza almak istemedik.)




A. NİHAT TARLAN'IN YAVUZ’UN FARSÇA DİVANINDAN YAPTIĞI ÇEVİRİSİNDEN


109. Gazel’den: “Âşıklığın alameti aşık ın kendine yabancı olmasıdır. Feryâd etmesi, kendin-den geçmesi ve divane olmasıdır.” 

115. Gazel’den: “Belki aşk belâsından kurtulurum diye sefere çıktım. Bilakis aşkım ziyadeleş-ti. İlaç olduğu gibi kaldı.” 

150. Gazel’den: “Mecnun gibi âşık çoktur ama devran bir tane daha Selim gibi bir aşık yetiştirirse hayrete şayan bir şey yapmış olur.“ 






[1] (Enver Behnan Şapolyo, Osmanlı Sultanları Tarihi, Rafet Zaimler Yay., İst. 1961,s, 136-140)




BİBLİYOGRAFYA


  • 1 M. Hüsrev SUBAŞI, Yavuz Sultan Selim’in Türkçe Şiirleri ve Bunlara Yapılan Nazireler, Basılmamış Öğretim Üyeliği Tezi, İstanbul 1982, s. 128, 1. dipnot.
  • http://www.delikanforum.net/konu/83544-siir-hikmetli-soz-soyleme-sanatidir-kemalpasazade-ii.html
  • Mehmed Kırkıncı, Yavuz Sultan Selim'in Kişiliği,http://www.mehmedkirkinci.com/index.
  • Uzunçarşılı, İ. Hakkı, Büyük Osmanlı Tarihi, cilt–2, Türk Tarih Kurumu Yay. 7. Baskı, Ank.
  • http://tr.wikipedia.org/wiki/I._Selim
  • Yard. Doç. Dr. Remzi KILIÇ, Trabzon Valisi Şehzade Selim ve Faaliyetleri,http://www.karalahana.com/makaleler/
  • M. Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlılar’ın Kafkas Elleri’ni Fethi (1451-1590), T.T.K. Basımevi, Ankara, 199
  • Sakaoğlu, N. (1999), Bu Mülkün Sultanları. İstanbul, Oğlak Yayınları s.123
  • Şadi Aydın,FARSÇA DİVAN SAHİBİ OSMANLI SULTANLARI VE DİVÂNLARININ NÜSHALARI,isanifarisi.com/category/farsca-divan-sahibi-osmanli-sultanlari/
  • Enver Behnan Şapolyo, Osmanlı Sultanları Tarihi, Rafet Zaimler Yay., İst. 1961,s, 136-140

İLGİLİ SAYFALAR

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com



 
       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.
Bu Edebiyat Türüne Yapılan Yorumlar
Bu edebiyat türüne henüz yorum yapılamış...
Yazıya Edebiyat Türüne Yorum Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...