edebiyad Ve Sanat Akademisi
 

Üye Girişi

Duyurular
» Değerli Arkadaşlar, Çeşitli nedenlerden dolayı yazı ekleyemediğiniz sitemiz hazır hale gelmiştir. Artık yazı ve şiirlerinizi paylaşabilirsiniz.

» Lüften Sitemize Uyduruk isimler ve Nıckler ile üye olmayınız. Bu tip üyelikler silineceğinden lütfen bizi uğraştırmayınız.

» Sitemize Üye olarak Belge Yollayabilir, Kaynak ve yazar adını kullanmak kaydıyla Yöneticilerimize başvurarak kopya alabilirisiniz

»  ESA'ya üye olmayan ve ESA ya katkıda bulunmayanların YAZI indirme talepleri karşılanmayacaktır. Emege Saygı Lütfen

» ARAMIZA YENİ KATILAN ÜYELERİMİZ:Edebî yâd ederek, edebiyat ve sanat için sağladığımız kaynaklarımız ve paylaşımlarımızla,ülkemiz kültür ve sanatı adına yola çıkan bu kervana katılmanız bizleri mutlu etmiştir. hedeflediğimiz her menzilde birlikte olabilmeyi temenni ederiz sevgilerimizle...

» ESA'nın Özgün ve Akademik Yazılarını çalan Kaynak ve Yazar adı vermeyen siteler ve şahıslara telif haklarıınca dava açılacaktır. Çaldığınız yazılarımızı silin.

Seydi Ali Reis Hayatı Mirat'ül Memalik ve Mirat-ı Kâinat
Anasayfa - Edebiyat - Divan Nesri
Genel Değerlendirme :
Yazan :ESA
19 Haziran 2011 Pazar



HAYATI 


Seydi Ali Reis' in Mir'at al-Memalik' Adlı Eserinden Alıntılar

Seydi Ali Reis (1498 - 1562), Kaptan-ı Derya ,Osmanlı denizcisi.  Osmanlı Devleti'nin Büyük Okyanus rüyasını gerçekleştirmek için görevlendirilen denizci. Türk amirali, coğrafya ve matematik bilginidir.

İstanbul, Galata' semtinde doğan Seydi Ali Reis Sinoplu bir aileden gelmedir. Ailesi İstanbul'un fethinden sonra Sinop'a yerleşen denizci bir aileydi. Dedesi, II. Mehmet zamanında tersane kethüdalığında, babası Hüseyin Ağa da Darüssıaa kethüdalığında bulunmuş bir denizcidir.

 Kendisi de tersanede reis olarak çalışmış Barbaros Hayreddin Paşa'nın yanında yetişmiş, kısaca birkaç kuşaktır denizcilikle uğraşan bir aileden gelmiş, Osmanlı Devletinin en önemli kaptanlarının yanında yetişmiş bir denizcidir.

Denizci bir aileden gelen Seydi Ali Reis dedesi ve babasının denizci olması münasebeti ile çocukluk ve ilk gençlik yılları da tersanelerde geçmiş daha sonra tersanelerde tersane kethüdası görevine kadar yükselmişti. Onun ne denli önemli bir deniz bilimcisi ve tersaneci olduğunu Katip Çelebi şu şekilde dile getirir: “Seydi Ali Reisten sonra tersane ocağına onunla mukayese edilecek bir başkası gelmemiştir.”[1]

Rodos'un fethine (1522)  katılması ile tersanelerden çıkıp deryalara açılmaya başlar. Rodos’un fethinden sonra Barbaros’un donanması ile Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına katılmış, her çatışmada Barbaros Hayrettin Paşa’nın yanında bulunmuştur. Bu savaşlar ve seferler onun Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrenmesini sağlamıştır.

Preveze Deniz Savaşı’nda (1538) Babbaros’un emrinde  Osmanlı  donanmasının sol tarafına komuta eden bir görevde olmuş ve bu savaşta büyük yararlıklar göstermiştir.[2] Preveze savaşında gösterdiği bu yararlılık onun şöhretini arttırmış ve tanınmasını sağlamıştır.  Ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlar. Preveze savaşından sonra Sinan Paşa ile çalışmaya başlar.   Sinan Paşa ile seferlere çıkmış ve Filo Komutanlığı yapmaya başlamıştır.

Trablusgarp'ın fethi için görevlendirilen harekâtta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalışmış bu görevlerini başarıyla yerine getirmiştir. (1551).

Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atanır. Kanûnî Sultan Süleyman  tarafından Basra’da bulunan Hint Denizleri Filosunu Mısır’a ve Süveyş'e getirmekle görevlendirilmiştir. Çünkü Piri Reis’in donanması ve onu kurtarmaya giden Murat Reis’in başarısız olması üzerine Hint Okyanusunda ve Basra limanında kalan donamanın Mısır’a getirilmesi görevi onun üstüne düşmüştür.[3]

Bu ferman üzerine 961 H. (1553 M.) Muharrem' inin birinci günü Halep'den Basra'ya doğru yola çıkar. Birecik önünden Fırat köprüsünü geçip, Urfa’ya varır. Nusaybin'den Musul'a geçerek, Bağdat'a yönelir.  Burada gemilere girip Basra'ya doğru yola çıkar. “Ammare boğazı geçilip, Vasıt yolu ile Zekiye'ye varıldı. Içıl kalesi ile Mezraa kalesi önünde Sadr-ı Süveybe kalesine varıldı. Daha sonra Basra nehrine gelinip Safer ayının sonunda şehre girildi. Ertesi gün Mustafa Paşa ile konuştuk. Elimizde olan Ferman-ı Şerifleri görünce, mevcut olan onbeş parça kadırgayı teslim etti. Tamire muhtaç yerler gözden geçirilip kalafatlandı. Hürmüz ganimetlerinden yararlanarak her gemiye su ihtiyacını karşılamak için, yeter derecede kıntas işlettik. Mustafa Paşa Hazretleriyle anlaşıp o kal'ayı Hüveyz fethine gösterişli tayfalarla gitti. Bu acîzi de beş kadırga ile Alyancoğlu tarafından şehre bir zarar gelmesin diye Cezayir'e gönderdi. Gemilerde olan Mısır askeri Mustafa Paşa ile beraber gitti. Kale fethedilemedi. Yüzden fazla tüfekçi askerim şehit oldu.”

( Seydi Ali Reis, Miratül Memalik adlı eserinde bu seferi ve bu sefer sırasındaki yaşantılarını gezi, günlük ve hatıra şeklinde tüm detayları ile nakletmiştir. Yukarıdaki paragrafta ve aşağıda anlatılan yolculuk seyri de Miretül memalikten yapılmış özet alıntılardır. )


Bu olay onun yaşamının da dönüm noktası olacaktır. 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledikten sonra donanması ile Basra'dan ayrılır. (1554).  Bu görev, coğrafya ve kartografya alanında eşsiz eserler vermesini sağlayacaktır.[4]

Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğu yol alırken Horfakan şehri açılarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaşmıştır. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam eder. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir başka Portekiz Donanmasının saldırısına uğrar. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına sokmayı başarmış, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgâr sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kalmıştır.  Kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalışmıştır. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırılmış, Osmanlı donanmasının da beş gemisi batıp, biri de yanmıştır. (1554).

Umman sahilindeki Zufar limanı geçilerek Şihr şehri hizasına fil tufanı (Tufan-ı Fil) veya Tsunami denilen bir fırtınaya yakalandı. Tsunami yüzünden batan gemilerinden kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, gemilerle doğuya doğru sürüklendi. Müslüman bir levende gemisinin kılavuzluğunda Güvader limanına geldi. Buranın hükümdarı olan Celaleddin b. Dinar onlara ikramda bulunarak ihtiyaçlarını karşıladı.  Seydi Ali Reis donanması ile batıya doğru hareket etmek üzere buradan ayrıldı. Bu sefer de kuvvetli bir fırtına çıkarak donanmayı Hindistan sahillerine doğru sürüklemişti. Bu olaydan sonra Diye, Gücerat ve Surat taraflarına gelmişti. Seydi Ali Reis, karaya çıkıp harp gemileri ile teçhizatından kalmış olanları ve birkaç topu Surat limanında Gücerat Sultani’nin valisi bulunan Receb Han’a bıraktıktan sonra arzu eden askerleri de onun hizmetine vererek kendisi elli kadar arkadaşıyla İstanbul’a gelmek üzere karadan yola çıktı. Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen Kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak elindeki altı gemiyle Surat limanına girmek zorunda kalmıştı. Çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu.

Seydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğullarından Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı (1555). Orada Timuroğlu imparatoru Hümayun Şah'ın veziri oldu. Hümayun Şah'ın bir kazada ansızın ölmesi üzerine Delhi'den ayrıldı.

Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü.

Buhara civarında Özbeklerin saldırısına uğradı ve yaralandı. İran da Meşhet valisi tarafından tutuklandı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I.Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanûnî'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.

Seydi Ali Reis 1557 Mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce Müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da vefat etti.

Seydi Ali Reis'in "Seydi" takma adı ile yazılmış l şiirleri de vardır.



Eserleri

1-Mirat’ı Kainat:

Güneşin hareketinden, yıldızların uzaklığından; kıblenin ve öğle vaktinin tayininden, nehirlerin genişliğinin tespitinden ve rub'u meceyyibden bahseden bir eserdir. "Mirat-ül Kainat (Kainatın aynası)67) kitabı da Farsça ve Arapça bir çok kitaplardan derlenmiş olup bir çok astronomi aletinin tanımı ve kullanılışı, güneşin yüksekliği, yıldızların konumu, kıble, öğle zamanı saptanması, nehir genişliği saptanması, rubu tahtası ve usturlab'ın yapım ve kullanılışı konularını içermektedir.

Yıldızlar ve güneşin yüksekliğinin ölçülmesi, zaman ölçümü, kıblenin belirlenmesi konularında bilgiler vermesi bakımından da bu eseri oldukça önemlidir.



2-Hulast'el- Hay'a :

Halep' te bulunurken hey'et ve matematik dersleri alan Seydi Ali Reis, Ali Kuşçu'nun Fethiye isimli eserini tercüme etmiş ancak bununla yetinmeyerek Mahmud b. Omar al Çağmini'den ve Kadızade-i Rûmî Musa Paşa'nın eserlerinden de faydalanarak tercümesine bir çok ilaveler yapmıştır.





3-Mir'at Ül' Memalik:

Seydi Ali Reis'in Hindistan'dan Bağdad'a dönüşünde yol arkadaşlarının, görülen şehirleri, karşılaşılan değişik ve ilginç olayları, ziyaret edilen türbeleri ve çekilen zorlukları anlatan bir kitap yazmasını istemeleri üzerine kaleme almaya başladığı bu eseri 1557' de İstanbul'da tamamlamıştır. Süveyş kaptanlığına tayininden sonra yaşadıklarının bir hikayesi olan bu eserde Seydi Ali Reis, geçtiği memleketler, tanıştığı hükümdarlar ve şahit olduğu olaylar hakkında bilgi vermektedir. Aynı zamanda şair olan Seydi Ali Reis' in Mir'at ül-Memalik'te şiirlerinden örnekler mevcuttur.

Miratül Memalik" (Ülkelerin aynası) adlı yapıtı yazmıştır. Bu kitap 1815 de Almancaya, 1826 da Fransızcaya, 1899 da İngilizceye, 1963 de Rusçaya çevrilmiştir. 1554 de Ahmedabad'ta yazdığı "Mohit" (Okyanus) çeşitli batı dillerine çevrilmiştir66). 10 bölümlük bu kitapta yön bulma, azimut ve yıldızların yüksekliklerinin hesabı, zaman hesabı, takvim, güneş ve Ay'a bağlı tanımlanan yıllar, denizcilikte önemli bazı yıldızların doğmaları, batmaları ve adları, ünlü limanlarla adaların enlemleri, astronomiye ait bilgiler ve bazı limanların arasındaki uzaklıklar, Hind Okyanusundaki adalar, kıyılar, rüzgârlar, ünlü limanlar ve topografik coğrafya konularını içermektedir.

Son iki eseri batı dillerine de çevrilmiştir. Başından geçen olayları anlatan Mir’at-ül Memalik (Memleketlerin Aynası - 1557) adlı seyahatnamesi donanmasının akıbetini ve emrindeki adamların hesabını veren bir müdafaaname(1) gibi düşünülebilir. Gucerat devletinin başkenti Ahmedabad'ta yazdığı Muhit (1554) basılmamıştır. Ali Kuşçu 'nun matematiğe ait kitabını Hülasat-ül-Heyyet adıyla Türkçe'ye çevirdi (Halep 1549). Beş makale ve 120 fasıl halindeki Mirat-ül-Kainat (Kainatın Aynası) astronomi ilmine aittir. Katibi mahlasını(2) kullanan Seydi Ali Reis'in şiirleri de bulunmaktadır. 1549 da Halep'te Ali Kuşçu'nun astronomi ile ilgili Fethiye yapıtının Türkçesine bazı ilaveler koyarak "Hülaset'el-Haya" ismini vermiştir 68). Seydi Ali Reis yerin yuvarlak olduğunu, dağların yüksekliğinin yerin yuvarlaklığını bozmayacağını söylemiş ve yer yarıçapının 1545 fersah olduğunu yazmış, ağır cisimlerin yerin merkezine doğru düştüklerini eklemiştir. Ancak yerin günlük hareketini kabul etmediğini göstermek için de o zamana kadar ileri sürülen kanıtları açıklamıştır.

4. MUHİT ( Okyanus) Kitab Al-Muhit Fi İlm'al-Eflak Va'l Abhur :

Seydi Ali Reis kısaca Muhit adı ile tanınmış olan meşhur eserini 1554'te Haydarabad'da bulunurken kaleme almıştır. Geçirdiği tecrübelerden sonra kaptanlara ve gemicilere kılavuz olmadan Hint denizlerinde kolaylıkla dolaşım imkanını verecek bir kitap hazırlamak için yazmıştır.

 Muhit (Okyanus), adlı eseri de en önemli eserlerindendir.  Eser, Batı dünyasında ilgi görmüş ve bazı bölümleri çeşitli dillere çevrilmiştir. Katip Çelebi, ünlü eseri Cihannüma’yı yazarken Cava, Sumatra, Seylan ve diğer adalara ait bilgileri Muhit’ten aktarmıştır.


    On bölümden oluşan eser: Yön tayini, zaman hesabı, takvimler, pusula taksimatı, denizcilik için önemli bazı yıldızların yeri ve adları, tanınmış limanlarla adaların kutupyıldızına göre yerleri, astronomik bilgiler, rüzgarlar ve muson yağmurlarının başlangıç tarihleri, sefer yolları, büyük tufanlar ve alınacak önlemler başlıkları altında on bölümden oluşmaktadır.

Kitap, Hint Denizleri için hazırlanmış önemli bir atlas niteliğindedir.[5]

Avrupada ve ülkemizde tam metni yayınlanmamış olan bu eser, işaret edilenler dışında, yön bulma, yıldızların aralıklarını ölçülmesi, zaman hesabı, takvim, Güneş ve Ay yılları, astronomiye ait bilgiler, bazı limanlar arasındaki uzaklıklar, mevsim rüzgârları, bu rüzgarların çeşitli takvimlere göre başlangıç tarihleri, büyük fırtınalar vb. gibi konular içermektedir. Bu bakımdan da gerçekten de yararlı bilgilerdir. Yararlandığı kaynakları da açıklayan Seydi Ali Reis eserinde kendi tecrübeleriyle edindiği bilgileri de eklemiştir.

Piri Reis ile Muradi’nin ünlü eseri Kitab-ı Bahriye’de Amerika’nın bulunuşuyla ilgili düzenli bilgiler verilmiş olduğu halde, kendisinin hiç kimsenin duymamış olduğu bir kıtadan yana Amerika’dan bahsedeceğini söylemesi gariptir. Ancak bu konuda verdiği bilgiler dikkatle okunursa burada Christof Colomb’un keşfinden ziyade Portekizlilerin Kanarya adalarından itibaren batıya doğru 20 derece giderek bir kıta bulduklarını ve bu kıtanın batıda 90 derece boylam derecesine kadar ve ekvatorda kuzeyde ve güneyde 60 derece enlem derecesine uzadığını söylemesi, özellikle en güneyde karanlık diyarına arırken Magalaniye(Macellan) boğazından geçildiğini belirtmesinden, Amerika hakkında Kitab-ı Bahriye’de bulunmayan en yeni bilgileri toplamış olduğu anlaşılır. Bu konudaki bilgileri, Kanuni zamanında devlet hizmetine giren, macellan boğazından geçerek dünyayı dolaşmış olan Portekizli bir gemiciden öğrendiğini belirtmektedir.



kaynakça


  • [1] http://www.dzkk.tsk.tr/turkce/tarihimiras/UnluDenizcilerimiz.php
  • [2] http://www.dzkk.tsk.tr/turkce/tarihimiras/UnluDenizcilerimiz.php
  • [3] Engin Atay, Mir'atûl Memâlik - Seydi Ali Reis (Memleketlerin Aynası), enginaltay.com/sinop.
  • [4] http://www.dzkk.tsk.tr/turkce/tarihimiras/UnluDenizcilerimiz.php
  • [5] http://www.dzkk.tsk.tr/turkce/tarihimiras/UnluDenizcilerimiz.php

   


İLGİLİ LİNKLER

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 






 
       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.
Bu Edebiyat Türüne Yapılan Yorumlar
Bu edebiyat türüne henüz yorum yapılamış...
Yazıya Edebiyat Türüne Yorum Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...