edebiyad Ve Sanat Akademisi
 

Üye Girişi

Duyurular
» Kullanıcılar, üyeler ve tüm dostlarımızın Breaat Kandilini kutlar dualarının kabulünü Yüce Allah’tan niyaz ederiz.

» Değerli arkadaşlarımızın ve kullanıcıların Miraç Kandilini kutlar dualarının kabulunu dileriz.

» Değerli Kullanıcılar Edebiyat ve Sanat kategorilerimiz üyelere kapalı olduğundan araştırmacılar da incelemelerini paylaşamamaktadır. Bu yüzden dileyen akademisyenlere yazı paylaşabilmeleri için yetki verilecektir. Yetki isteyen araştırmacılarımızın yetki için başvurmalarını rica ediyorum. Şahamettin Kuzucular

» Lüften Sitemize Uyduruk isimler ve Nıckler ile üye olmayınız. Bu tip üyelikler silineceğinden lütfen bizi uğraştırmayınız.

» Sitemize Üye olarak Belge Yollayabilir, Kaynak ve yazar adını kullanmak kaydıyla Yöneticilerimize başvurarak kopya alabilirisiniz

»  ESA'ya üye olmayan ve ESA ya katkıda bulunmayanların YAZI indirme talepleri karşılanmayacaktır. Emege Saygı Lütfen

» ARAMIZA YENİ KATILAN ÜYELERİMİZ:Edebî yâd ederek, edebiyat ve sanat için sağladığımız kaynaklarımız ve paylaşımlarımızla,ülkemiz kültür ve sanatı adına yola çıkan bu kervana katılmanız bizleri mutlu etmiştir. hedeflediğimiz her menzilde birlikte olabilmeyi temenni ederiz sevgilerimizle...

Süleyman Nazif Hayatı Edebi kişiliği Eserleri
Anasayfa - Edebiyat - Milli Edebiyat , Milli Mücadele
Genel Değerlendirme :
Yazan : Şahamettin Kuzucular
30 Haziran 2011 Perşembe






Süleyman Nazif


Süleyman Nazif Şiirleri

Servet-i fünun ve Milli Edebiyat şairi. 1869 senesinde Diyarbakır'da doğdu. Babası şair ve tarihçi Said Paşadır.

Serveti Fünun şairlerinden olan Faik Ali onun küçük kardeşidir. Diyarbakırlı Said Paşa'nın büyük oğlu olan  Süleyman Nazif [1] in Ailesi birkaç nesildir şair yetiştiren bir ailedir. Dedesi Süleyman Nazif’in adını almıştır. Dedesinin babası İbrahim Cehdi Efendi de divan sahibi bir şairdir.[2]

Babası Sait Paşa, Tarihçi, şair ve önemli bir devlet adamıdır. Pek çok yerde kaymakam ve mutasarrıf olarak görev yapmış, 1872 yılında ise Diyarbakır Valisi olmuş, 1891 yılında Mardin’de mutasarrıf iken vefat etmiş bir devlet adamıdır.  Babası Said Paşa,  “Mizanul Edep “ve “Mirat’ül İber” adlı tarih kitaplarının yazarıdır. [3] Kardeşi  Faik Ali Ozansoy ise bürokrat, eğitimci, Servet-i Funun, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet dönemleri şairlerindendir. Annesi de babası gibi köklü bir aileye mensuptur.[4] Annesi bir aşiret liderinin kızı olan Ayşe Hanım'dır.[5]

Babasının görevi nedeniyle Harput’ta bir müddet kalmışlar İlkokula Harpu’ta başlamış daha sonra Maraş’a gelmişler ilköğretimine Maraş’ta devam etmiştir. Babasının görevi nedeniyle Maraş’ta bulundukları sırada ilköğrenimi tamamlamış, 1874’te Harput’ta başlayan ve Maraş’ta devam eden ilköğreniminden sonra Maraş’tan Diyarbakır'a dönmüşlerdir.  Diyarbakır ‘da iken rüştiye (ortaokul)de tahsiline devam etmiştir. 1879'da Mardin'e babasının yanına döndüğünde, babasından dersler almaya başlar. Oğullarının yetişmesine ve eğitimlerine büyük önem veren Said Paşa, oğullarının dil öğrenebilmeleri için gayret etmiş Süleyman Nazif,  Farsçayı babasından, Arapçayı Muş müftüsü Emin Efendi'den Fransızcayı da Aleksander Gregoryan adlı bir Ermeni papazından özel derslerle öğrenmiştir.[6] Özel hocalardan Tarih matematik, sarf, nahiv ve mantık derslerini de almıştır. [7]

Babası ile birlikte Süleymaniye, Musul ve Kerkük’te bulunur. 1892 yılında babasını kaybettikten sonra, Sırrı Paşanın valiliği sırasında Diyarbakır’a dönmüş ve Diyarbakır’da idare meclisinde ve bazı görevlerde bulunmuştur. Bu yıllarda Edebiyat alanında ilk somut adımlarını da atacaktır.  1893 yılında Meclis-i Vilayet ikinci kâtipliği, Vilayet Matbaası Müdürlüğü ve Vilayet Gazetesi başyazarlığına tayin edilir. Böylece onun edebiyatçı günleri fiilen başlamış olur.  1895 tarihli Diyarbakır Vilayet Salnamesi’ni hazırlar. Bu yılarda gazeteci olarak tanınmaya başlamıştır. Hemşerisi Ziya Gökalp ile belki de bu yıllardan çok daha önce tanışmış olmalıdır.

1869 senesinde Ermeni meselesi için yazdığı telgraf metinleri tetkik için Diyarbakır'a gelen Abdullah Paşanın takdirini kazanmış ve onun mahiyetine girerek Musul’a gitmiştir.[8] Burada ve tekrar geldiği Diyarbakır'da daha fazla kalmayıp İstanbul'a gider. Fakat İstanbul’da çok da güzel günler yaşamaya fırsat bulamayacaktır. Ateşli mizacı öne çıkmış devlet adamlarını ve Padışah’ı eleştiren ateşli yazılar yazmaya başlamıştır. Sultan Abdülhamid Han aleyhine yazdığı yazılar sebebiyle, Paris'e kaçmak zorunda kalacaktır. . Paris'te kaldığı sekiz ay müddetince Jön Türklerin yayın organı olan ve Ahmet Rıza’nın çıkardığı[9] Meşveret Gazetesi'nde, Sultan Abdülhamid Han aleyhine yazmaya devam eder. Ayrıca 1897 yılında yine Paris'te Malum-i ilan ve Namık Kemal adlı iki risale yazmıştır.

Süleyman Nazif, tekrar yurda döndüğünde Bursa'da vilayet mektupçuluğu göreviyle, ikamete mecbur edilir. ( 1897-1908 ) Bursa’daki ikameti oldukça uzun sürecektir. Bura’da iken dedesi İbrahim Cehdi adını kullanarak gazetelere ve Servet-i Funun dergisine şiirler yollamıştır.[10]

1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanıyla İstanbul’a dönme fırsatını bulur.  İstanbul'a dönüp gazetecilik yapmaya başlar. Bir ara Ebüzziya Tevfik  ile yeni Tasvir-i Efkâr Gazetesi'ni çıkarır. Ancak gazete tutunamayıp kısa sürede kapanmış, Fakat bu gazete Süleyman Nazif'in yazar olarak tanınmasına çok fayda sağlamıştır. Yazılarında ise zaman zaman sert çıkışlar yaparak dikkat çekmiş ateşli bir gazeteci olarak tanınmıştır. Fakat ateşli mizacı İttihat ve Terakkicilere de çatması neticesini doğuracaktır. Yeni Tasvir-i Efkâr gazetesinde İttihat ve Terakkicileri eleştiren yazılar yazmaya başlar. Daha önce Paris'te yayımladığı Malumu İ'lam isimli risaleyi yeniden bastırmıştır. Bunun üzerine ona valilik görevi verilerek İstanbul’dan uzaklaştırılır.

Yeni yönetim tarafından Basra (1909), Kastamonu (1910), Trabzon (1911) valiliklerinde görevlendirildi. 1912'de İstanbul'a gelerek Hak Gazetesi'ni çıkardı. 1913'te Musul ve 1914'te Bağdat valilikleri yaptı. Bağdat valisi iken Şıpka Kahramanı Süleyman Paşa’nın mezarını yaptırarak mezarının başında okunmak üzere bir hitabe hazırlamak istedi ancak bunu gerçekleştiremeyince bu arzusunu hitabeyi risale olarak “Süleyman Paşa” ismiyle bastırmak suretiyle gerçekleştirdi.[11]

1915'te devlet memurluğundan ayrılıp tüm zamanını yazarlığa ayırdı. Yazılarını 1917’'e “Batarya ile Ateş” adıyla bastırdı. Aynı yıl Türk askerinin Galiçya Cephesindeki kahramanlıklarını anlatan “Âsitân-ı Tarihte” yayınladı.[12]

1917 senesinde Batarya ile Ateş ve Asitan-ı Tarihte 1918'de Irak'ın İmparatorluktan ayrılmasını anlatan Firak-ı Irak kitaplarını bastırdı. 23 Kasım 1918'de İstanbul'un işgalini kınamak üzere Hadisat Gazetesi'nde Kara Bir Gün adlı makaleyi yazdı. Bu yazı üzerine Fransız işgal kuvvetleri komutanı Süleyman Nazif'in kurşuna dizilmesini emretti, fakat sonra bundan vazgeçildi.

1918’de “Firâk-ı Irak” adlı ikinci şiir kitabını yayımladı. Kitapta “Kübalılar" adlı şiir dışında tüm nesir ve nazım yazılar,[13] Irak'ın Osmanlı Devleti’nden üzerine kaleme alınmıştır..

1918'de Cenap Şahabettin   ile birlikte Hadisat Gazetesi'ni çıkardı. İstanbul’un işgalinde Hadisat Gazetesi'nde işgalcileri protesto ederek işgale karşı çıktı. Vilayat-i Şarkiye Müdafaa- i Hukuk Cemiyeti 'nin kurulmasına öncülük etti[14] 23 Ocak 1920’de Darülfünun’da  Pierre Loti'yi anma günü düzenlemiş gibi gözüken bir toplantıda Fransız kuvvetlerini protesto eden meşhur “Pierre Loti Hitabesi” ile dinleyicileri coşturdu. İstanbul'un işgalini sert dille eleştirdiği “Kara Bir Gün” başlıklı yazısı Hadisat’ta yayınlandığında büyük yankı uyandırdı.[15] İstanbul'a küstah bir Napolyon çalımıyla giren Fransız komutanını ayıplıyor, Paris'in de bir zamanlar Almanlar tarafından böyle işgal edildiğini hatırlatarak azınlıkları da yerden yere vurmuştu. 1920 yılında Piyer Loti gününde yapmış olduğu konuşma[16] ve bu hareketleri nedeniyle İngilizler tarafından Malta adasına sürüldü.[17] Süleyman Nazif, Malta’da 20 ay kadar kaldı. Oradayken “Çal Çoban Çal” adlı eseri basıldı (1921) “[18]Darüssıla” adlı şiiri ününü iyice arttırdı.  Sürgünden ancak 1922’de İstanbul’a dönebildi.

1922’de Milli Mücadelenin başarılı olması üzerine, İstanbul'a dönerek yeniden faal hale gelmişti. İstanbul Öğretmen Okulunda, Namık Kemal hakkında bir konferans verdi. Sultan Vahdeddin Hana hücum ettiği mektuplar ve makalelerini Tarihin Yılan Hikâyesi adıyla bastırdı. Malta Geceleri, Çalınmış Ülke adlı eserlerini 1924'te bastırdı. 1925'te Ziya Paşa ve Namık Kemal'i anlatan İki Dost'u, şapka kanunu çıkmadan, şapka giyilmesini destekleyen imana Tasallut-Şapka Meselesi'ni; 1926'da Fuzuli adlı incelemesi ve Pierre Benort'ın Lübnan yüzyılının Sahibesi adlı tercümelerini yayılmadı.

4 Ocak 1927'de geçirdiği Zaturre hastalığı sebebiyle öldü. 


Sanatı:

Süleyman Nazif, nazım kadar nesir alanında da eserler vermiş şiir ve makalelerinde Namık Kemal’in izinde gitmiş, onun gibi ateşli bir yazar ve şair olmuştur. Eserlerinde işlediği başlıca konular, yurt sevgiis, hürriyet, bağımsızlık, Türklük ve Milliyetçilik gibi konulardır. Şiire çok önceden başlamış nesir alanında ise 1908'lerden sonra kendini göstermiştir. Küçük yaşından itibaren Namık Kemal'in etkisinde kalmış, İlk şiirlerinde ferdi konuların yanında sosyal konulara da değinmiştir.

İlk şiirlerini Servet-i fünun sanatçılarının anlayışı içinde yazmış, o “sanat sanat içindir” ilkesiyle, hüzünlü duygular, kişisel hayaller ve duygularda yazmıştır. Dil ve üslup anlayışında süslü sanatlı ağır bir dil kullanmıştır. Bu dil anlayışını Cumhuriyet devrinde dahi sürdürmüştür. Bazen aydınların dahi anlamakta zorluk çekebilecekleri kadar ağır bir dil kullanması en büyük hatalarından biridir.

1908'den sonra yazmaya başladığı nesir tarzı eserlerinde dil ve üslup olarak Servet-i fünundan gelen özellikler görülür. buna rağmen sosyal konularda yazdığı makalelerinde Namık Kemal’iin ateşli ve heyecanlı tarzı hakim olmaya başlamıştır. Ancak fikirleri, hisleri ve heyecanları Namık Kemal ’i andıran nitelikler taşımıştır.

Şiirlerinde de yaşadığı devrin politik düşünceleri, Osmanlı devlet adamlarına saldırılar ve heyecanlı hücumlara yer vermiştir. “Süleyman Nazif, bir fikir adamı, idareci, devlet adamı değil, his ve heyecanlarına bağlı bir şair ve edebiyatçı olarak dikkatleri çekmiştir. “ 


Padişahım gelmemişken yada biz 
İşte geldik senden istimdada biz 
Öldürürler başlasak feryada biz 
Hasret olduk eski istibdada biz 

Malta'ya sürülmesi üzerine yazdığı Daüssıla şiirinde de şunları söyler: 

Dumanlı dağların ağlar gözümde tüttükçe 
Olur mehasin-i gurbet de başka işkence 
Bizim diyar-ı tahassurdan etmemiş mi güzer 
Aceb neden yine lakayd eser nesim-i seher 

Verirdi belki tesella bu ömr-i me'yusa 
Çiçeklerinden uçan ıtra aşna olsa 
Demek bu mahbes-i amal içinde ben ebedi 
Yabancısıyım bana herşey yabancıdır şimdi 


ANEKTODLAR VE NÜKTELERİ

İbrahim Alaâeddin (Gövsa)’dan da naklen-

 “ Resimli Gazete’de birlikte yazı yazardık. Bu haftalık derginin sahibi olan Sedat Simavi Bey, gazetede fazla resim bulunmasına meraklı idi ve hattâ üstada bile yazılarını kısa kesmesini rica ederdi. Buna kızan Süleyman Nazif, gazete için daima şöyle söylerdi:

- Resimli gazete değil; gazeteli resim!”[19]

****

“ Nazif merhum, söz verdikleri yere saatinde gelmeyenlere kızar ve darılırdı. Muharrir arkadaşlarından biri ise, verdiği sözü hiç tutmamakla meşhur imiş. Bir gün, bu dostunun verdiği bir randevuya vaktinden önce gelmesi üzerine, buna çok şaşıran Süleyman Nazif Bey, o sırada yanında bulunan Abdülhak Hâmid’e dönerek:

- Vallahi, şu insanlara bir türlü güvenilmiyor Hâmid Bey.. Bakınız, bu arkadaşımız söz verdiği halde gelmiş! Nükteli cevabını vermiş.”[20]

 

*****

 “ Şair Halil Nihad Bey, kendine zarif bir ev yaptırır. Bunu gören Nazif, kendisine:

“Azizim Halil Nihad Bey, işte senin en güzel beytin!”  nükte yüklü tevriyeli yakıştırmasını yapar.” (Not: Arapça bir isim olan ve şiirde, “ayni vezinde iki mısra” demek olan “Beyit”; ayni zamanda “mesken, ev” anlamındadır.)[21]



Eserleri: 

Şiir: 
  • Gizli Figanlar (1906),
  • Fırak-ı Irak (1918),
  • Batarya ile Ateş (1917),
  • Malta Geceleri (1924) 


Makaleleri: 


  • Çal Çoban Çal (1921),
  • Tarihin Yılan Hikayesi (1922),
  • İki Dost (1926) 

Süleyman Nazif Şiirleri


KAYNAKÇA 


  • [1] Raşit Koç, Faik Ali Ozansoy’un Şiirlerinin Tematik Olarak İncelenmesi, Turkish Studies Cilt 5 Sayı 2, Bahar 2010
  • [2] Raşit Koç, Faik Ali Ozansoy’un Şiirlerinin Tematik Olarak İncelenmesi, Turkish Studies Cilt 5 Sayı bahar 2010
  • [3] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf 492
  • [4] Şahamettin Kuzucular, Faik Ali Ozansoy, www.edebiyadvesanatakademisi.com
  • [5] http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCleyman_Nazif
  • [6] http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCleyman_Nazif
  • [7] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf 492
  • [8]    Kalemiyle Savaştı Beş Parasız Öldü:Süleyman Nazif, Yasarvural.net sitesi, 09.03.2011
  • [9] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf 492
  • [10] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf 492
  • [11] Kalemiyle Savaştı Beş Parasız Öldü:Süleyman Nazif, Yasarvural.net sitesi, 09.03.2011
  • [12] http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCleyman_Nazif
  • [13] Nurullah Çetin, Süleyman Nazif’in Fırak-ı Irak isimli eseri, Ankara Üniversitesi Türkoloji Dergisi, Cilt 11 Sayı 1, 1993
  • [14] Mehmet Doğan, Unutulan Eyüplü Süleyman Nazif, Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla Eyüp Sultan Sempozyumu IX, 2005
  • [15] İhsan Kurt, Süleyman Nazif’in Kara Bir Günü, Haberkultur.net sitesi, 31 Aralık 2010
  • [16] Vasfi Mahir Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi, Ank. 1970, shf 730
  • [17] http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCleyman_Nazif
  • [18] Kalemiyle Savaştı Beş Parasız Öldü:Süleyman Nazif, Yasarvural.net sitesi, 09.03.2011
  • [19] İbrahim Alâaddin, “Süleyman Nazif”, İst.1933, s.240
  • [20] İbrahim Alâaddin, “Süleyman Nazif”, İst.1933, s. 243-244
  • [21] Dr. Önder GÖÇGÜN,SÜLEYMAN NAZİF’TE NÜKTE VE HAZIRCEVAPLILIK, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009, Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı, s.173 


DAÜS-SILA


Bu şebde cuşişi yâdınla ağladım durdum...
Gel ey kerimei tarih olan güzel yurdum.

Ufukların nazarımdan nihan olup gideli,

Bu hâkdanı fenanın karardı bir şekli.

Gözümde kalmadı yer, gök; batar, çıkar, giderim..

Zemine münkesirim, âsmâna muğberim.

Gelir bu cevvi kebûdun serairinde güler,

Çocukluğumdaki rüyaya benzeyen gözler.

Dumanlı dağların, ağlar, gözümde tüttükçe,

Olur mesâhini gurbet de başka işkence.

Bizim diyarı tahassürden etmemiş mi güzer,

Aceb neden yine lâkayd nesimi seher?

Demek bu mahbesi Amal içinde ben ebedi

Yabancıyım... Bana her şey yabancıdır şimdi:

Ne rüzgârında şemimi cibalimizdir esen,

Ne dalgalarda haber var bizim sevahilden.

Garibiyim bu yerin şevki yok, harareti yok;

Doğan, batan güneşin günlerimle nisbeti yok.

Olunca yâdıma has re tf iken fezayi vatan

Semâyi şarkı sual eylerim bulutlardan.


(Malta Geceleri)




İlgili Sayfalar

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 
       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.
Bu Edebiyat Türüne Yapılan Yorumlar
Bu edebiyat türüne henüz yorum yapılamış...
Yazıya Edebiyat Türüne Yorum Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...