edebiyad Ve Sanat Akademisi
 

Üye Girişi

Duyurular
» Değerli Arkadaşlar, Çeşitli nedenlerden dolayı yazı ekleyemediğiniz sitemiz hazır hale gelmiştir. Artık yazı ve şiirlerinizi paylaşabilirsiniz.

» Lüften Sitemize Uyduruk isimler ve Nıckler ile üye olmayınız. Bu tip üyelikler silineceğinden lütfen bizi uğraştırmayınız.

» Sitemize Üye olarak Belge Yollayabilir, Kaynak ve yazar adını kullanmak kaydıyla Yöneticilerimize başvurarak kopya alabilirisiniz

»  ESA'ya üye olmayan ve ESA ya katkıda bulunmayanların YAZI indirme talepleri karşılanmayacaktır. Emege Saygı Lütfen

» ARAMIZA YENİ KATILAN ÜYELERİMİZ:Edebî yâd ederek, edebiyat ve sanat için sağladığımız kaynaklarımız ve paylaşımlarımızla,ülkemiz kültür ve sanatı adına yola çıkan bu kervana katılmanız bizleri mutlu etmiştir. hedeflediğimiz her menzilde birlikte olabilmeyi temenni ederiz sevgilerimizle...

» ESA'nın Özgün ve Akademik Yazılarını çalan Kaynak ve Yazar adı vermeyen siteler ve şahıslara telif haklarıınca dava açılacaktır. Çaldığınız yazılarımızı silin.

Haydar Ergülen Hayatı Edebi Kişiliği Şiirleri
Anasayfa - Edebiyat - Cumhuriyet Dönemi Şairleri
Genel Değerlendirme :
Yazan :ESA
12 Eylül 2011 Pazartesi





Haydar ERGÜLEN (1956- ) 



14 Ekim 1956'da Eskişehir’de doğdu. İlk ile ortaokulu Eskişehir'de okudu. Ankara  Aydınlıkevler Lisesi'ni ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi.[1]
 Anadolu Üniversitesi İletişim Sanatları Bölümü'nde asistanlık yaptı. Bahçeşehir ve Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde, 'Yaratıcı Yazarlık' ve 'Türk Şiiri ve Şairler' dersleri vermiştir.

İstanbul'da  bir ajansta reklam yazarı olarak çalışmış, Anadolu Üniversitesi'nde yayımcılık, reklamcılık ve  Türk Şiiri dersleri vermiştir. Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yapan Eergülen,  yazılarına BİRGÜN gazetesinde devam etmiştir.

 Bir süre, Radikal gazetesinde Açık Mektup köşesinde denemeler yazan Ergülen, Star Gazetesi’nde yazmaya başlamıştır.[2]

İlk şiiri Eskişehir'de Deneme dergisinde "Umur Elkan", ilk yazısı da aynı yıl Yeni Ortam gazetesinde "Mehmet Can" adıyla yayımlandı. Gösteri dergisinin düzenlediği yarışma ile adını duyuran Ergülen'in Şiirleri; Adam Sanat, Felsefe Dergisi, Gösteri, No, Öküz, Sombahar, Somut, Türk Dili, Varlık, Yaşasın Edebiyat, Yazko Edebiyat, Yusufçuk vb. gibi dergilerde yayımlandı.

 Arkadaşları ile birlikte Üç Çiçek Dergisi'ni çıkardı, Şiir Atı'nı yayıma hazırladı.   Divan ve çağdaş şiirimizin birikimlerini kullanmayı arzu eden bir yaklaşım bile sezilebilir.

Şair denemel ve şiirle ilgili görüşlerini de dile getiren yazılar yazmıştır.  Şairin yazıları ve şiirlerinin yaşam felsefesinden esintiler taşıdığı malumdur.  


Şiirlerinde aykırı kişiliğinin izleri gözüken Ergülen ironiyi arayan,  farklı imgeler ve farklı şiir söylemleri oluşturmaya gayret eden bir yaklaşım vardır.

Şiirlerine eleştiri düzleminde baktığımız zaman  sanatsal kaygıyı fazla önemsemediği, çağdaş ve yenilikçi kalma çabasının şekil, ahenk, anlam derinliğini endişelerini aştığı görülür. Ferdi konulara ve temalara yoğun ilgi duyan şairin şiirlerinde biçimsellik olarak II. Yeni ve sonrası şiirinin modernist yaklaşımı gözükür. İmgeye önem veren bir şair olarak gözüken Ergülen şiirlerinde yazım, imla ve noktalama kurallarını hiçe sayan, alışılmamış benzetmeler ve bağdaştırmalar kurma yönüyle II. Yeni şairlerinin devamı olan bir şair görünümündedir.

Kimi şiirlerinde ise klasik serbest şiirlere yaklaşan anlam bütünlüğü ve şiirsellik anlayışı da gözükmektedir.

üstünde yağmurdan başka hiçbir şey yoktu
anlam olmak için yeterince çıplaktın
şiirin nasıl bir şey olması gerektiğini
hatırlatıyordu gözlerin, sana böyle inandım:

Dilin ifade olanaklarını arttırmak veya bu yolla farklı imgeler kurmuş olma düşüncelerinden olsa gerek Türkçe’nin söz dizimi kurları yerine kendi keyfince söz ve mısra dizileri oluşturmaya değer veren bir yaklaşım içindedir.  İzah yerine sezdirme amacının öne çıktığı şiirlerinde, çağrışım yaratmak adına anlaşılma gayesinden de uzak dize kalıpları oluştururken, dize mantığı ile de oynayan şiirler yazmıştır. Böylesi şiirlerinde dizeler iç içe geçer.

Kimi şiirlerinde divan şiirinin şekilleri ile oynayarak kendine has şiir şekilleri de dizebilmiştir.
“Ergülen’in sıklıkla kullandığı tema ve sözcükler: Çocukluk, çocuk, gitmek, yol, yalnızlık, ölüm, yağmur, düşler, melekler, heves, ev, arkadaş, anne, ayna, unutulmuş olmak, yenilmişlik, küskünlük vb.” gibi temalardır.  




ESERLERİ
 

  • Karşılığını Bulamamış Çocuklar (1982)
  • Sokak Prensesi (1990)
  • Sırat Şiirleri (1991)
  • Eskiden Terzi (1995)
  • Kırk Şiir ve Bir (1997) 
  • Karton Valiz (1999)
  • Ölüm Bir Skandal (1999) 
  • Hafıza ("Hafız" adı altında, 1999) 
  • Toplu Şiirleri: Nar (1.cilt, 2000)
  • Toplu Şiirleri: Hafız ve Semender (2. cilt, 2002)
  • Keder Gibi Ödünç (2005)
  • Üzgün Kediler Gazeli (2007)[1]


 

Deneme :

  • Haziran, Tekrar (2000)
  • Üvey Sokak (2005)




Ödülleri :

  • 1981 Gösteri Dergisi Şiir Yarışması İkincilik
  • 1996 Behçet Necatigil Şiir Ödülü
  • 1996 Halil Kocagöz Şiir Ödülü
  • 1998 Orhon Murat Arıburnu  Şiir Ödülü - Cahit Külebi Jüri Özel Ödülü -
  • 1998 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü
  • 2005 Dionisos Şiir Ödülü
  • 2005 Cemal Süreya Şiir Ödülü / "Keder Gibi Ödünç" ile
  • 2008 Metin Altıok Şiir Ödülü / "Üzgün Kediler Gazeli" ile[2]



[1] Haydar Ergülen". Erişim tarihi: 9 Ağustos 2012.

[2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Haydar_Erg%C3%BClen



[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Haydar_Erg%C3%BClen

[2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Haydar_Erg%C3%BClen






ŞİİRLERİ:








BUDALA’ KİTABINDAN GÖZLÜKLÜ ŞİİR


İyi değiliz gözlük bak durmadan
kırmaya çalışıyorlar bizi hiç iyi
değiliz iki gözüm, bende can, sende cam
bırakmadılar, daha kırılacak ne varsa bizde,
gözlüğü olmayanlar çok mu acımasız oluyor
ne, çekip alıyorlar seni gözümden, öyle
çok eziliyoruz ki gözlük, sen bensiz kırık,
ben sensiz karanlık, nerde insanlık
bizi bu kadar kırmasalar, di’mi cam
dostum, onlara da birer gözlük alırdık!
Ne güzel gözümün önünde olman yine,
sensiz ne gülüşün tadı var ne de bakışın
sen olmayınca kötülük daha kötü görünüyor
gözüme, yumruklar daha zalim, sözler daha
sert iniyor yüreğime, sensiz bu dünya
bomboş görünüyor gözüme, sana gözüm
gibi bakacağım, artık senden başkasını görecek
gözüm yok, bizi görmeyenlere
söyleyecek sözüm yok, bizi çok kırdılar gözlük,
bizi tuzlabuz, bizi unufak, bizi camçerçeve
kırdılar da bakmadılar bir kez olsun cangözüyle,
şimdi hem cana, hem cama göz diktiler,
hem gözden düştük hem sözden, bir daha
kırılamayız gözlük, sonumuz olur kırılmak bir daha,
parçamızı bulamazlar ikimizin de! Ah ne bakacak
göz, ne görecek gönül bırakmadılar bize,
bir güzellik kalsaydı, iki ne dört gözümüzle
titrerdik üstüne, candan içeri olan camdan içeri
derdik demesine de, öyle bakımsız, bakışsız
bıraktılar ki gözümüzü, gönlümüzü, ne can
hevese geldi, ne göresi geldi camın,
biz birbirimize iyi bakalım gözlüğüm, canım,
belki onlar da iyi bakarlar kendilerine,

gözlüğüm, iki gözüm, kemiğim, bu sözlerimle

umarım kırmamışımdır seni, zira çok incesin
kırılırsın, kırılır arkadaşlığın camdan kalbi de!

Budala, Sayı: 22



CAM ODADA AKŞAM


1.  Üzümde unutma beni zeytinde unut
ben tenhayım bağa

Sütünü bende sakla acıdan taşmış

bir incir gibi içliyim sana

Gazelimi al aşktan güze say beni

say ki yaprak olup düştüm dalına

Gamda tutma beni cam odada tut

ben küçüğüm dağa

2.   Şarap gecesini arıyor, keder üzümünü

üzüm koparıldığı anıyı... hangi viranda?
Ben gözyaşı kadar bir kadın arıyorum
kadınsa bir damla gözyaşı kadar kayıp şarapta

Şarap kadınla koyu

sözlerin karanlığı da

3.   Adaya sığınmış rüzgâr gibiyim

gökte tütüyor kayığım
bu sefer ruhuna çek beni
anne, içine değil!

4.   Beni de kardeşi yap ıssız adanın

üzümün kanıyla bir damla
zeytin çekirdeği kardeş
şiirin güz okulunda uslu
incirde, narda, limonda haylaz

Belki bir salkıma heves

belki bağı bozulmuş şu mutluluğa

5.   Üzüm değil ezik, şiir

bağından bir acı boz bana da
bordo olsun, şarabın gam kuyusundan
bana değil, belki şiire iyi gelir

Taşkın süt gibi memelerinden

dağları, ırmakları, ovaları daya ağzıma
küstür şarabın karanlığını da
yokluğunla doyur beni

6.   Aşk, kasabadan şehre inmek gibi

akşamla, camın odaya çökmesi gibi
sen kırılırsın, başkasının camı saplanır

Kasabadan şehre inerken

sesinden önce kirpiklerini yıka
gözyaşlarını esirge bu tuz akşamından

7.   Aramızdan hiç geçmeden gitti

hepimiz gölgesi eder miyiz bir ikindinin?





ÇOCUKLARDIR GÖKYÜZÜNÜN BEKÇİLERİ


Geceye karışmış bir yolcunun gözleri
Korkuyla uyanan çocuklar gibidir
Erkenci bir yıldıza rastlayınca
Düşündeki son büyüyü yitirir.

Gece yaşlanmış gökyüzüdür.


Özlem ağır uykular gibi çöker

Gezinir çocuğun coğrafyasında
Yüreğinde ışıltılı bir mevsim
Eski zamanlardan bir sabah çeker.

Sabah el değmemiş bir çocuk cakasıdır.


Ağacından bir portakal düşürür

Kana benzese de dağ yollarındaki izi
Taflan kokulu yağmurlar tarar saçını
Unuttuğu dostlukları anarak üşür.

Yağmur ilk kız arkadaşıdır.


Dağ menziline değer alımlı yüzü

Haylaz çocukların koşuştuğu göğsünde
Dağılır kederi mavi bir yıldız
Alıp getirir sonsuz ilkyazı.

İlkyaz içinin hoyrat atıdır.


Kentin kapısını bulduğu sabah

Yorgun bir atlı gibi düşer gece
Yeniden anımsansın diyedir
Sevinir çünkü çocuklar bildikçe





GÖZLÜKLÜ ŞİİR


İyi değiliz gözlük bak durmadan
kırmaya çalışıyorlar bizi hiç iyi
değiliz iki gözüm, bende can, sende cam
bırakmadılar, daha kırılacak ne varsa bizde,
gözlüğü olmayanlar çok mu acımasız oluyor
ne, çekip alıyorlar seni gözümden, öyle
çok eziliyoruz ki gözlük, sen bensiz kırık,
ben sensiz karanlık, nerde insanlık
bizi bu kadar kırmasalar, di’mi cam
dostum, onlara da birer gözlük alırdık!
Ne güzel gözümün önünde olman yine,
sensiz ne gülüşün tadı var ne de bakışın
sen olmayınca kötülük daha kötü görünüyor
gözüme, yumruklar daha zalim, sözler daha
sert iniyor yüreğime, sensiz bu dünya
bomboş görünüyor gözüme, sana gözüm
gibi bakacağım, artık senden başkasını görecek
gözüm yok, bizi görmeyenlere
söyleyecek sözüm yok, bizi çok kırdılar gözlük,
bizi tuzlabuz, bizi unufak, bizi camçerçeve
kırdılar da bakmadılar bir kez olsun cangözüyle,
şimdi hem cana, hem cama göz diktiler,
hem gözden düştük hem sözden, bir daha
kırılamayız gözlük, sonumuz olur kırılmak bir daha,
parçamızı bulamazlar ikimizin de! Ah ne bakacak
göz, ne görecek gönül bırakmadılar bize,
bir güzellik kalsaydı, iki ne dört gözümüzle
titrerdik üstüne, candan içeri olan camdan içeri
derdik demesine de, öyle bakımsız, bakışsız
bıraktılar ki gözümüzü, gönlümüzü, ne can
hevese geldi, ne göresi geldi camın,
biz birbirimize iyi bakalım gözlüğüm, canım,
belki onlar da iyi bakarlar kendilerine,
gözlüğüm, iki gözüm, kemiğim, bu sözlerimle
umarım kırmamışımdır seni, zira çok incesin
kırılırsın, kırılır arkadaşlığın camdan kalbi de!

(Budala, 22)







GURBET KUŞLARI


-Erkut Tanrıseven'e, ilkgençliğimize

Çocuk Anadolu'dan böyle güvercin çıkmamıştır daha

yalnızlığın üstüne böyle şiir kanatlanmamıştır
böyle göz dökülmemiştir gurbet sürmelisine
böyle yağmur da inmemiştir kimsenin gözlerine

İyilik kanatlarının üstüne olsun, gelmişsin

şu uzun taşradan gölgesi bile yorulur bazen
yorgunsun da biraz daha yorulmaya gelmişsin
akşamlar efendidir, birbirine benzer deyip gelmişsin
dalgınlığından mı ne bir an çıkıp gelmişsin
kim kimse demeden bir de çağrılmadan gelmişsin
-ben miydim önce gelen başkası diye bir yanlış adrese
kimi sorduysam kendine başkasını gösterdi
bildim bilmediğimi de, başkası bile değilmişim kendime-
sen de gelecekmişsin kimin yerine ayrıldıysan kendinden
gelecektin elbette ve kime
benzeyecektin biz dururken
dalgın mısın, üzülme, bir yanlışlık olacaktın nasılsa
dalgınlık yalnızlığa benzer sanki çoğala çoğala
ve kara bir şaşkınlık gibi başkasının toprağında
çırpına çırpına-boşuna, mavi başkasının toprağıdır
bizse toprağımız olan göğü yitirmişiz gibi
geldik başkasının mavisine

...


Sen de öyle gelmişsin

geç de sayılmazsın erken de
ikisine de yetişilir nasılsa sonunda
yetişmişsin, hem zaman senin değil burada
hem zamanda bir yerin de olmayacak burada
ister aç ister katla kanatların gibisin
kanatlarından başka bir evin de yok burada
kanatların kadar açık bu göğün altında

Gurbet açık zamanda bir deniz

hadi misafir sayalım kendimizi onun vapurunda
hem eski turnalar gibiyiz hala
kendi kanatlarına misafir
hem saklana saklana yenisi yok sözler gibiyiz
bizden başka misafiri de yok ama
yine de yolcu gibi davranır bu deniz insana
gurbetten bir kuş mu gelmiş şehir uyuyor
senin kanatlarınla uyanacak şehir bu değil
güvercinin denizi geçtiği şiir bu değil

Deniz ökse, vapur avcı görünür

çocuk Anadolu'nun kara donlu güvercinine
senden sonra da bilmem ki çocuk mu Anadolu
son güvercinini yitirmiş de hala demli uykuda
kasabaların horladığı vakitsiz uykularda
uykusu sarışın, şiiri bun bir Turgut Uyar kalmadı
Cemal Süreya da yok ki bir abi arasan burada
sana çok uzun bir öğlesonuydu Turgut Uyar
sıkıntısını mı kıskanırdın: Şu kasaba bir içine baksa
sen kanatlarını toplayıp otursan da coğrafya uçsa
sınıftan! Dul coğrafya gidecek evi mi vardı
Turgut Uyar’ın tozlu şiirinden başka ?

Kederliyim, gölgesinin terk ettiği bir kasaba kadar yorgunum, kanatları

gurbette bir güvercin gibiyim
senin yerineyim, sıkıntını yazmak kaldı bana

Bugün paçalı bir güvercin gördüm

çocuk Anadolu böyle avunamaz bir daha
bilmem ki nesiyim o güvercinin
artık nereye uçsa göğü benim içimdir
nereye konsa o güvercinin yerlisiyim

"San Marko meydanında dost olduğum güvercin"

ilk seninle tanıdıydım Oktay Rifat'ı
o şiiri uçurduğu gökyüzü şimdi boş
yeni bir gökyüzü kurulmuş şimdi öyle diyorlar
"milyon güvercin içinde" eskisi kayıp Ankara
bizi ne zaman seveceksin eskisi gibi bir daha
çocuk Anadolu gibiydin, şarkı gibiydin öyle
ümidimiz gibiydin birlikte hiç büyümemeye
uzun bir iyilik gibiydin, bir 'Anakaraydın hepimize
seni unuta unuta büyümek bile hatırlamak gibiydi
durup durup insanları sanki kendilerinden çok
sevdiğimiz yılları hatırlamak gibiydi, yalnızca
bunu hatırlıyorum senden artık insanları değil
insanları hatırlatacak hiçbir şey kalmadı son zamanlarda

Hem olmasın da artık insanları hatırlatacak hiçbir şey

insanları insanlarla hatırlamadıktan sonra
kasabaları güvercinlerle, trenleri turnalarla
ve anılan şehirlerle hatırlamadıktan sonra
hayvanların suçu yok bunda, şehirlerin suçu yok
evlerin de suçu yok bana kalırsa
galiba her şey yerli yerinde de insanlar ortalık
eskiymiş, bir dostu bulamasak gölgesini arardık
şimdi gölgeler de insanlara benziyor
yarısı karanlık, yarısı kiralık
herkes içinde üç-beş yalnız besliyor
herkesin gözü başkasının yalnızlığında
bir 'çıt' yeterdi oysa bir insanla
bir 'çıt', açılıp kapanmaya
şimdi herkesin ortasında
şimdi bir insanın ortasında
çat çat çat
çarpışan üç-beş yalnız
üç-beş yaralısı var herkesin hayatında
ve yalnızca bir cümlesi:
Biz çok yalnızdık!

Ve galiba yalnızlığın bol gelmesinden

içimizdeki bu kalabalık
öyle korktuk ki yalnızlığımızdan
kimseye bırakmadık !

Bugün bir güvercin gördüm şehirde

bugün bir güvercin şiirden içeri
'Avunulmazı getir'di bana hiç avunması
yoktu gönlümün, ne güvercin ne turna
tenha bir sokak itiydim olsa olsa
tekmelenmiş yaşlı bir kedi biraz da
geçtim insan hastanelerinden geçtim
insan evlerinden kimseye yetişemedim
dilde kardeşlik vardı da bir kanatlık
yer yoktu kimsenin kalbinde konacak
sustum: "Çocuk Anadolu'dan uçtum iyidir
çocukları bizim Anadolu'nun" dedikçe sen,
nasıl ezber eder kardeşliği,diyemedim,
ruhtan sökün etmeyen dil nasıl ?

...


İçinde bile kimsesi yoktu onun

bir kendisi kalmış bir de kimsesi
gibi gelip şiire konan şu gurbet kuşunun
kimsesi sen olursun Erkut diye
ister gama say onu ister şiire
...

(on dakika ara)


(Gurbet Kuşları, Orhan Kemal’in aynı adlı romanından Halit Refiğ’in çektiği film)


sonsuzluk ve bir gün, sayı: 1






İKİ ÇOCUKLAR GAZELİ


Bir gülüşten doğmuş olmalısın sanki ikiçocuk
bir ağızdan: Kahkaha fazla gelir sende açmaya

Harflerin ikiçocuğun eski özlemi gibi sana

kırıldı kırılacak- yetişmenin ince bacaklarıyla

Sense, ilk ve son, kahkahadan kırılmak üzeresin

kırılma, çocuk harfler adına ikiarkadaş daha

Sen de onları kırma, ikisevinci yorma

çünkü iki çocuk bir hevesten açar insanda

Biri üzüm çocuk, gözyaşları bağbozumundan uzun

usul boylu buğday çocuk biri, kirpiğe düşmüş rüya

Bazen bir gülüşten doğar keder, üstü ikindi

bazen bir kasaba parkıdır sevindikçe gölgeli

Biri biraz geveze, akşam ikieve de erken çökmesin diye

sözcükler çocuktur, tuz ister ötekinden şeker yerine

Keşke tuzdan doğsaydı sözcükler de, kirpiklerin küsseydi.



Hürriyet-Gösteri / Haziran   20005






İKİNCİ BİR EMRE KADAR


özellikle yaz günleri
güneşi bir çiçek gibi
yakalara iliştirmek yasaklanmıştır





KALBÎ HÜSEYNÎ


-Kalbî temiz Mahmut'a-

Şiirin Kerbelâ'yla başladığını anlamak için bu yaşa geldim,

Kerbela yazdır ve şiir kış, galiba ikisinin de aynı çöl
olduğunu görmek için hayli bekledim, ömrÜn gÜzÜndeyim
demek ki, ömÜr bir rinyetten ibaret yaz gibi, tez
geçiyormuş, ben de gözÜmÜ kapadım açtım, hep gÜzÜ sevdim,
nisandan yoruldum, haziran iyiydi geçti hemen, ve kendimi
gÜzÜ beklerken buldum, beni de bekleyen var diye umdum,
vardı yoktu, HÜseyin Kerbelâ'da, çölÜn gözleri doldu, dedem
HÜseyin Efendi'den yadigar Fuzuli'nin "Saadete Ermişlerin Bahçesi"
gözyaşlarıyla taşkın bir nehir gibi okunmayı bekliyordu,
daldım çıkamadım: Her dem gözyaşı, her cem Kerbelâ!
İlk orada unuttum çocukluğumu, kalbî hÜseyni akışlı bir nehri
taşımak neymiş gözlerime orada bildim, ve daha bu gÜz kendime
geldim: Auswitzch'den sonra da yazılmalıymış şiir, Sıvas'tan
sonra da, çÜnkÜ şiir çöldÜr bize ve her Muharrem'de kanlı
su yerine geçer, İmam HÜseyin ve kalbî hÜseynî doluların aşkına,
unutmak düzyazıdır, şiirse şehitlerin çığlığı: Bir yudum su
istemeden bekleyenin muzaffer yenilgisi, "Tuz Günleri" ,
"Kanlı DÜğÜn" , ve "BiZ kırılırdık daha da kırılırız" suçsuzluğu,
çocuktum, çölde okudum masumlarla ve çok susadım,
babaannem su verdi almadım, bir cÜmleden de şehit olurdu
insan ve ne yazsa şair olmak istemezdi Kerbelâ'dan sonra,
olmasın, Kerbelâ'nın şiiri kalbimde hâlâ, ve çöl sürüyor:
HÜseyin Kerbelâ, Lorca Granada, Behçet Sıvas, Deniz Ankara...


Dize, Mayıs 2004


HAFIZ İLE SEMENDER





Aşk bir varlığa sığmaz
Sürek yokluğa kadar
-Lina Salamandre-

Oğlanlak gömlektir, kızlar hırka
Örtün kardeşlerimi bana
Çok üşüyorum
-Hafız-

Karton valizi gemiye alma, kiraza açıl!
Uzak çocuk! Şehre git ve hepimizi söyle!
-Haydar Ergülen-



KARŞILIĞINI BULAMAMIŞ SORULAR İÇİN


serin rüzgârlar taşır
bir dostumun yüzünü yakan mevsim
incelmiş bir hayatın kederiyle
sessizce durur anıların yamacında
renginden su alan resim

odalara sığmazdık odalar dar

içinde gizli bir ses ölürken
dönenip durdu heves
dağlar dağlar

saatleri biz sustururduk

korkusuyla kendi sesimizin
yokederdik kardeşliğini
gündüzle gecenin

karardı baktıkça gözler

balkon derinliğindeki dağlara
heves yollara düştü
tedirginlik korkulara

yüzün gecikmiş bir mektupta

anlaşılır dürüst ve ıslak
yitirilmiş bir anıyla çıkageldi
güneyin ılık sokaklarından

-her ses bir renge yakışır

su kendi bildiğince akar
hiçbir şeye benzemez içimizdeki uçurum
ne kadar acemi harcı olsa da
ölümle karşılanmalı bazı sorular.

1979






KÜS NEFES


sana küstüğümde sen yoktun daha
yokluğuna küsmüştüm sonra sen geldin
kendime isteyemezdim seni öyle güzeldin
şimdi varmışsın gibi küsüyorum yokluğuna

alınganlık, ah, bilmezsin, küsmem de küsülecek

zamanda, n'eyleyim varlığın yokluğundan tenha
senden başka küsülecek kimse mi bıraktın bana
bir ben kaldım bir de bıraktığın küskünlük tenha

sen kimseye küsmezsin bilirim, gözlerin de

yaprak hırsızı güz: anılar düştükçe göz
dolar, yaz gelmeden temizlemek gerekir
gözleri yoksa küskünlük de gözyaşıyla kirlenir

küsecek kadar sevmeli insan birini

o gelince küsmeli: nerdeydin bunca zaman
niye sevmedin beni, küsecek kimsem yoktu
demeli  o varken de kimseye küsmemeli,



Hayal, sayı:Nisan-Mayıs -Haziran 2007






MIRILDANDIĞIM ŞEYLERSİN


Senin Harflerin İçin

1.

Mırıldandığın her şeysin, sesinden öpüyorum
sessizliğine de eğiliyorum fakat neredesin
kapanınca harflerinin kapısı: Adın
şiirim!
Heceler gibi öpüyorum işte iki hecesin
adından başlıyorum öpmeye kırlara çıkmış
harflerinin arasından öpüyorum: Ağzın
cennetim!
Dilin hâlâ çocukluğun suyuyla terli
ve haylaz suyundan öpsem küskün
bir çeşmenin harflerin susuz. Dilin
cehennemim

2.

Mırıldan dur bana, senin üstüne harf
getirmem daha, ağız ağıza duruyor
harflerin: Sevmenin birinci hâli gibi
telaşlı duruyor da ben utanıyorum
üçü bakarken birini öpmeye senin!

3.

Harflerin aralanmış
sesliler sevişiyor
sessizlere bu cümlede
sıra gelmeyecek gibi

Harflerin yatışınca

belki duyarsın içinde
sessizlerin uykusuz
kaldığı o cümleyi

Aşkı seslendirirken

unuttuğun mırıltı
bizi sessizliğimizden
doğru bağışlar belki

4.

Bir ses sesini öpse
harflerin uykusuz kalır

5.

Dün sabah önünden geçtim
kağıt gibiydi harflerinin yüzü
araları açılmış olmalı
bütün gece sevişmekten

6.

Mırıldandığımız şeyler
kalmayınca aramızda
ağızda söz, gövdede ter,
bir aşk bunlarla biter

7.

Harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm




NAR





Kış büyük geliyor nara gidelim
soğudu günlerin yüzü nara gidelim
narın bir diyeceği olur da bize
açılır yazdan binbir sıcak söz
dilimiz kurudu burdan nara gidelim
narın bir evi var pek kalabalık
keşke biz de otursaydık orada
ev büyük geliyor şimdi her oda
bir ayrılık, çocuklar kapalı kutu,
bahçeler dağınık: Bir salkım üzümü
paylaşırken nasıl da bağ bahçe arkadaştık,
meğer yapraklarından saymaya başlamış
bahçeyi hırsız, bağ çıplak kalmış!
Narın bahçesine bir hoyrat girse
tenden önce dile yoksulluk düşer
dil üşümeden daha da üzülmeden ten
açılıp saçılsın bize nara gidelim;
ev ki nar gibi içiçe bahçe
kadın aşka bahçe, deli sarmaşık
tutunup aşkına hemen nara gidelim
Nârın elinden kopardık şu aşkı diyelim!






ÖLÜLER


I.
cesetleri toplamak bana düştü
ölülerimin ardından iyi konuşacağım

II.

karanlık gecede beş ölü
biraz çocuk biraz delikanlı tümü
umutla umutsuzluk arasında yaşarken
ölümleriyle iyiden koyulaştı acının rengi
kırıldı da düşlerinin en güzel yeri
şarkılarını bıraktılar giderken belki bir anı

III.

anımsıyorum
düğüne giden çocuklar da böyle gülerdi




PERİLER AŞKA UÇAR


ne güzel çarşaflar sererdin aşka
üstünde serin kanatların yelken açardı
bir gün kim bağırdıysa uyandık birbirimizden
-deniz bitti, boğuluyorum, camı açsana!

denizin üstünde uyku yasaklandığından beri

karadayım, boğulsam da kırpmıyorum gözlerimi
her zaman benim gözlerim değil uykusuz
görüyorum beni okşayan gözlerindeki geceyi

yakılacak öyle çok sır var ki bu ormanda

yine sen tutuştur, yine bir avuç suyun
uslandırsın deli çiçekleri ezen kötü sözleri
derim ki: - aşk varmış o perinin çırptığı her kanatta!






SİS







İki şehri var gecenin, biri gözümde

tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
gece değil istediğin hayli karanlık
bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :
Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde

Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye







UNUTULMUŞ BİR YAZ İÇİN


anımsa bizim unutulmuş bir yazımız vardı
kıyısından çocukların dokunarak geçtiği
yaz kirli denizlerin körfezine çekildi
biten o yaz mıydı düşün istersen
bir taşra melankolisine kaptır kendini
-şimdi anımsanması gereken birşeyler vardır
bir çığlık kadar sessizlik de anımsanır
hoyrat sevinçlerle sularında yüzülen
olağan duygularla yüreği örten
bir aştan geriye suskunluk kalır-

yazdan ne kaldı sana yazdan ne kaldı

birkaç dize ölü ozanların gezindiği
kimsesiz romanlara sığınan yürek ağrısı
denizle aranızda ortak dil gibi
usulca çoğalan yaz kederleri
-her zaman paylaşılan duygular vardır
yeri gelince ölümler de paylaşılır
bölüşmek bir ölümü dostluğu ve şiiri
benzemez beyaz evlerden mavi sulara
aynı pencereden iki yabancı gibi bakmaya-

yaz bitti mi diye sorma yaz çoktan bitti

yedeğinde karartılmış sevgiler taşıyarak
nasıl özlendiğine tutkunlar gibi şaşarak
korkarak geldiği yollardan geri dönmeye
sıradan geçen bir yazın yanına gitti
-bir aşkta sıradan yazlara da yer vardır
sıradan bir aşkın sözlüğü gittikçe daralır
artık ne fısıltı gibi ilk ürpertiler
ne geceyarısının büyülü güzelliği
ayrılıklar gelir kapımıza dayanır-

incelik gibi bu şiiri bıraktı yaz giderayak

bir ozan olsam bana sorulmaz derdim
sorulsa da o yazdan inceliğin hesabı
yazık ödenmemiş bir borç gibi karşımda
uçucu bir yazdan kalanların toplamı
-de ki o umutsuz duruşunun ardında
kendinden bile sakladığı yaraları
gün gelir onulmaz özlemler gibi
ıslıkla söylenen bir aşk türküsü olur
unutulmuş yazın kırgın yolcusu
sevdalı yüreğini kıyıya vurur.

1980



İlgili Sayfalar

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 


                    

 
       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.
Bu Edebiyat Türüne Yapılan Yorumlar
Bu edebiyat türüne henüz yorum yapılamış...
Yazıya Edebiyat Türüne Yorum Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...