edebiyad Ve Sanat Akademisi
 

Üye Girişi

Duyurular
» Değerli Arkadaşlar! Uzun zamandır, üzerinde çalışılan Sitemizin yeni tasarımı TAM TEŞEKKÜLLÜ OLMASA DA karşınıza çıkabilecek hale gelmek üzeredir. Yönetim, paylaşım ve özellikleri bakımından daha işlevsel olacağını umduğumuz Yeni tasarım ile sizlere daha kaliteli bir hizmet verebilmek için daha atak olabileceğimizi ümit ediyoruz. Veri tabanının taşınması için TÜM ÜYELERİMİİZN BEŞ GÜN BOYUNCA ŞİİR VE YAZI EKLEMEMESİ GEREKMEKTEDİR. Bu yüzden beş gün boyunca sitemizin yazı ve şiir ekleme özelliği kapanmış olacaktır. Yeni tasarımla birlikte her şey yeniden açılacak tüm üyelerimiz Yazı ve şiirlerini yeniden paylaşabileceklerdir. Sevgilerimizle… Şahamettin Kuzucular

» Lüften Sitemize Uyduruk isimler ve Nıckler ile üye olmayınız. Bu tip üyelikler silineceğinden lütfen bizi uğraştırmayınız.

» Sitemize Üye olarak Belge Yollayabilir, Kaynak ve yazar adını kullanmak kaydıyla Yöneticilerimize başvurarak kopya alabilirisiniz

»  ESA'ya üye olmayan ve ESA ya katkıda bulunmayanların YAZI indirme talepleri karşılanmayacaktır. Emege Saygı Lütfen

» ARAMIZA YENİ KATILAN ÜYELERİMİZ:Edebî yâd ederek, edebiyat ve sanat için sağladığımız kaynaklarımız ve paylaşımlarımızla,ülkemiz kültür ve sanatı adına yola çıkan bu kervana katılmanız bizleri mutlu etmiştir. hedeflediğimiz her menzilde birlikte olabilmeyi temenni ederiz sevgilerimizle...

» ESA'nın Özgün ve Akademik Yazılarını çalan Kaynak ve Yazar adı vermeyen siteler ve şahıslara telif haklarıınca dava açılacaktır. Çaldığınız yazılarımızı silin.

Ceyhun Atıf Kansu Şiirleri Hayatı Edebi Kişiliği
Anasayfa - Edebiyat - Cumhuriyet Dönemi Şairleri
Genel Değerlendirme :
Yazan :ESA
4 Ekim 2011 Salı

Ceyhun Atıf Kansu



7 Aralık 1919′ İstanbul  Bostancı’da doğmuştur CUMHURİYET DÖNEMinin ünlü eğitimcilerinden Nafi Atuf'un oğludur. Annesi ise öğretmen ve eğitimci Müfdale Hanım’dır. [1]

Ailesi ile İstanbul  Bostancı’da yaşayan şairin annesi Müfdale Hanım doğumundan kısa bir müddet sonra apandistinin patlaması sonucu hayatını kaybetmiş ve Kuvay-ı Milliyeci dostları tarafından gömülmüştü.

Babası Nafi ve kardeşi Vehbi Bey ise  Milli Mücadele'ye katılmak üzere Ankara'yageçmiş Milli Mücadelenin neferlerinden biri olmuştu. Annesini kaybeden şair babasının yanına Ankara’ya gönderildi. [2]

Ceyhun Atuf Kansu, Kurtuluş Savaşına katılan babasının yanına  Ankara'ya gelmiş ve İlköğrenimi Necatibey İlkokulu'nda yapmış,  (1932) Ankara Gazi Lisesini bitirmişti. 1938. ilk şiiri de Gazi Lisesi’nin dergisi “Filiz” de 15 Ocak 1938 günü yayımlandı. [3] Tıp fakültesinde öğrenci iken ilk şiir kitabı olan “ Bir Çocuk Bahçesinde (1941) adlı eseri yayımlanır. Üç yıl sonera ise ikinci kitabı olan Bağbozumu Sofrası (1944) yayımlanmıştı.


(1938). Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yüksek öğrenimini tamamlamıştı.(1944). Tıp Fakültesine giderken de edebiyatla ilgisini kesemez. Tıp Fakültesindeyken de   ilk kitapları yayımlandı.

Tıp Fakültesini 1944 yılında bitirir. Akabinde  Ankara Numune Hastanesi Çocuk Kliniği'nde "İhtisas" yapmaya başladı. Bir süre Ankara’nın gecekondu semti Altındağ’da sağlık ocağına benzer bir poliklinik açtı. Bu poliklinikte halk çocuklarına sağlık hizmeti götürmeyi amaçlamıştı. Bu dönem içinde “Çocuklar Gemisi” (1946) adlı üçüncü kitabı oklularıyla buluştu.

Kendi isteğiyle Turhal Şeker Fabrikası'nda çocuk doktoru olarak görev aldı. (1948-1959) Turhal’daki doktorluk görevi on bir sene sürecekti. Turhal’da bulunduğu dönem içinde şiirlerinde sosyal konulara eğilen, halkın sorunlarına eğilen, , yurdu ve bu yurdun insanlarını betimleyen ve dile getiren şiirler yazmaya başladı. Bu konularda yazdığı şiirlerini Turhal’da iken yayımlar. Bu eserleri sırasıyla: Yanık Hava (1951), Haziran Defteri (1955) ve Yurdumdan (1960) adlı şiir kitaplarıydı.

On bir yıl sonra Şeker Fabrikaları Sağlık Müfettişi olarak Ankara'ya gelmiş, daha sonra Etimesgut Şeker Fabrikası'nda doktorluk yapmıştı. 1960′lı yıllarda şiirlerinin ve yazılarının konusu toplumsal sorunlar ve Mustafa Kemal Atatürk sevgisi ile Atatürk’ün düşünceleri ve öğretileri üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştı.

Bu temaları Bağımsızlık Gülü (1965-1966 Yeditepe Şiir Armağanı), Sakarya Meydan Savaşı (1970-1970 Behçet Kemal Çağlar Ödülü), Buğday, Kadın, Gül ve Gökyüzü (1970) adlı şiir kitaplarında sürdürür. [4] Bu yıllar arasında yayımladığı eserlerinden aldığı ödüller sayesinde adından söz ettirmeye başlamıştı.

 

 1969 yılında TDK yönetim kurulu Üyeliğine seçildi. TDK da üyelik görevini sürdürürken de Türk Dili Dergisinin yazı kurlunda görev aldı. Son dört yılında bu görevini devam ettirdi. [5]

Sadece şiir yazmayan Kansu, hikâye, deneme, hatıra ve tıp dalında da eserler verdi.

Bu dönemde benzer konuları işlediği nesir yazıları da ard arda yayımlanır:  

Devrimcinin Takvimi (1962), Ya Bağımsızlık Ya Ölüm (1964), Köy Öğretmenine Mektuplar (1964- 1965 Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü), Atatürkçü Olmak (1966), Atatürk ve Kurtuluş Savaşı (1969), Balım Kız Dalım Oğul (1971), Halk Önderi Atatürk (1972), Sevgi Elması (1972), Cumhuriyet Ağacı (1973), Cumhuriyet Bayrağı Altında.[6]

 

Bu arada doktorluk ve tıpl ilgili eserleri de yayımlanır. Bu eserleri ise: Hekimlikle ilgili 1959 ve 1961 yıllarında yayımlanmış olan “Anneler Soruyorlar”, 1961′de yayımlanan “Kasabalar ve Köylerde Çocuk Bakımı” ile 1954 yılında basılan “Turhal Dolaylarında Çocuk Bakımı” adlı kitapları bulunmaktadır. Çocuk kitapları arasında Milli Eğitim Bakanlığı’nca basılmış olan “İyi İnsan Mehmet Ali” ile “Üvey Ana” adlı eserleriydi..[7]

Ceyhun Atuf Kansu Etimesgut Şeker Fabrikası'nda çocuk doktorluğu görevinde iken kalp yetmezliği  sonucu Ankara'da öldü (17 Mart 1978).[8]

Ölümünden sonra Vecihi Timuroğlu, yayımlanmış şiir kitaplarını derlemiş bu çalışmaları İş Bankası Yayınları arasında çıkmıştı.

Muzaffer Uyguner, Kansu’nun kitaplaşmamış şiir ve düzyazılarını derleyerek bir araya getirmişti.

 

Ölümünün ardından her yıl Ceyhun Atuf Kansu adına şiir ödülü verilmeye başlandı. 1986′dan başlayarak[9] her yıl verilmekte olan bu ödül ülkemizde geleneksel hale gelmiş halen de verilmeye devam eden en sürekli edebiyat  ödüllerden birisi oldu.

 



EDEBİ HAYATI

Ceyhun Atıf Kansu, Cumhuriyet döneminin ilk kuşak aydınları arasında olan babası Nafi Atuf, amcası Şevket Aziz Kansu ve eniştesi İsmail Hakkı Tonguç gibi etkin eğitimci, yazar ve siyaset adamları arasında yetişmişti.

Şiir yazmaya lise öğrenciliği yıllarında başlamış, ilk ürünlerini okul dergisi Filiz'de yayımlamıştı. (1937). Daha sonraki şiirleri Gençlik (1938-1941), İnkilapçı Gençlik (1941-1943), Yücel (1941-1944), Ülkü (1940-1945), Millet (1942-1944), gibi dergilerde yazmıştı. 1945 yılından sonra ise Varlık (1950-1972), Yön (1963-1966), Ataç (1962-1963), Papirüs (1966-1969), Türk Dili (1952-1972) gibi dergilerde çıktı.

Esas mesleğinin doktorluk olmasına rağmen oldukça üretken bir şair ve yazar olarak dikkat çekti. Şiirlerinde ve yazılarında sosyal konular, halkın sorunları, , yurdu ve bu yurdun insanları, çocuk sevgisi, Mustafa Kemal Atatürk sevgisi, Atatürk’ün düşünceleri, Kurtuluş Savaşı, Anadolu’nun dertleri başlıca temalar oldu.

Doğan Hızlan Hürriyet Gazetesinde yayınlanan KÖŞESİNDE BİR ŞAİR adlı yazısında şairin edebi kişiliğini şöyle özetlemiştir.  “Söz Sanatlarından kaçınarak, çoğunluğun anlayabileceği iyi şiirlerle sergiledi. Basitlikle yalınlığın farkını iyi bilirdi. Kansu’yu okuyup da insanları sevmemek mümkün değildir. Dr. Kansu, mesleğinden gelen gözlemleri, saptamaları, ustaca, şiirlerinde malzeme olarak kullandı. [10]

Ceyhun Atıf Kansu ise kendi kaleminden kendi edebi kişiliğini şu şekilde izah  etti. “‘Ben bir halk ve toplum ozanıyım. Ya da öyle bir ozan olmak isterim. İlk şiirlerimi lise sıralarında yazdım. Bireysel duygularla dolu şiirlerimde bile hiç olmazsa halk diline yaslandım. Açık açık, tatlı tatlı anlaşılır söylemeyi yeğ tuttum. Sevdiğim ozanlardan en aşağı üçü halk ozanıdır. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan’dır. Güneş vurmuş gibi, dereler gibi ışıl ışıl akmalı mısralarım’.”[11]

 

Şiirlerini çoğunlukla serbest ölçüyle yazmış olsa da halk şiirinden ve ozanlarından aldığı motifleri kullanmaktan hoşlanan bir şair oldu. Toplumsal yararı gözeten bir şair olmayı amaçlayarak halk yararını gözeten bir bakış açısı dil ve düşünce ile yazdı.

“Halk dilinden, halk söyleyişlerinden geniş biçimde yararlanarak, halkın özlemlerini, sevinçlerini, acılarını ve yaşama savaşımını coşkulu bir söyleyişle dile getirdi. Şiirlerinin kaynağını hoşgörü, insanlık sevgisi, ulusal bağımsızlık ve doğa oluşturdu. "Çocuk" dergisinde masalları, Vakit ve Ulus gazeteleri ile Varlık ve Seçilmiş Hikayeler dergilerinde öyküleri de yayınlandı.[12]

 

 

ÖDÜLLERİ

Ceyhun Atuf Kansu Bağımsızlık Gülü adlı yapıtıyla Yeditepe Şiir Armağını'nı (1965), Sakarya Meydan Savaşı adlı kitabıyla da Behçet Kemal Çağlar Ödülü'nü (1970), Köy Öğretmenine Mektuplar ile de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülünü'nü (1965) kazanmıştır.



Yapıtları

Şiir:

Bir Çocuk Bahçesinde (1941), Bağbozumu Sofrası (1944), Çocuklar Gemisi (1946), Yanık Hava (1951), Haziran Defteri (1955), Yurdumdan (1960), Bağımsızlık Gülü (1965), Sakarya Meydan Savaşı (1970), Buğday Kadın Gül ve Gökyüzü (1970), Tüm Şiirleri (1978-Ölümünden sonra V.Timuroğlu tarafından).


Makale ve Deneme:

Devrimcinin Takvimi (1962), Ya Bağımsızlık Ya Ölüm (1964), Köy Öğretmenine Mektuplur (1964), Atatürkçü Olmak (1966), Atatürk ve Kurtuluş Savaşı (1969-Radyo Konuşmaları), Balım Kız,Balım Oğul (1971), Halk Önderi Atatürk (1972), Cumhuriyet Ağacı (1972).


Öykü:

Sevgi Elması (1972-Tahir ile Zühre öyküsünün yeniden yazımı)




KAYNAKÇA 


  • [1] Ceyhun Atıf Kansu,’nun Yaşam Öyküsü,ceyhunatufkansu.com/yasam-oykusu/ son erişim- 23-08-2013
  • [2] Ceyhun Atıf Kansu,’nun Yaşam Öyküsü , ceyhunatufkansu.com/yasam-oykusu/ son erişim- 23-08-2013
  • [3] Ceyhun Atıf Kansu,’nun Yaşam Öyküsü , ceyhunatufkansu.com/yasam-oykusu/ son erişim- 23-08-2013
  • [4] Ceyhun Atıf Kansu,’nun Yaşam Öyküsü,ceyhunatufkansu.com/yasam-oykusu/ son erişim- 23-08-2013
  • [5] Dr Aslan Tekin , Edebiyatımızda İismler, Elips Yayınları, Ankara, 2005, shf 301-302
  • [6] Ceyhun Atıf Kansu,’nun Yaşam Öyküsü,ceyhunatufkansu.com/yasam-oykusu/ son erişim- 23-08-2013
  • [7] Ceyhun Atıf Kansu,’nun Yaşam Öyküsü,ceyhunatufkansu.com/yasam-oykusu/ son erişim- 23-08-2013
  • [8] http://tr.wikipedia.org/wiki/Ceyhun_Atuf_Kansu
  • [9]Anonim, Ceyhun Atıf Kansu, edebiyatgretmeni-twb.net/ceyhun_atif_kansu.html, son erişim- 23-08-2013
  • [10] Doğan Hızlan KÖŞESİNDE BİR ŞAİR, Hürriyet Gazetesi,22 Mayıs 1991
  • [11] Doğan Hızlan KÖŞESİNDE BİR ŞAİR, Hürriyet Gazetesi,22 Mayıs 1991
  • [12] http://tr.wikipedia.org/wiki/Ceyhun_Atuf_Kansu








Şiirleri



Bağımsızlık Gülü

Yerden alıp o gülü
Hangi gülü?
Bir topçu neferinin
Sakaryalı yaz toprağında
Sıcak kan gülü.

Alıp koklamak o gülü
Hangi baharda?
Türkçenin özgür kırlarında
Türkülerde burcu burcu,
Bilgeliğin ana gülü!

Bir basmadan alıp o gülü,
Hangi basmadan?
Nazilli fabrikasından
Pamuğumuzdan, emeğimizden,
Dokuduğumuz halk gülü.

Hoyrat ellerinden alıp o gülü
Hangi ellerden?
Uzak Teksaslı çobanların

Bilmediği, uğruna can vermediği
Türkiyeli o çileler gülü.

Yerine koymak, kutsamak o gülü,
Hangi yerine?
Mustafa Kemal'in bahçesine
Bir ulusun suladığı beslediği
Yediveren bağımsızlık gülü!




Bozkırda Yaz Saatleri - I

Geniş bozkırlar üstünde çocukluğum geçmiştir,
Onlar ne sabahlardır, onlar ne gecelerdir.
Hangi çiçeğe, hangi ota sorsanız akrabam çıkar,
Dostum çıkar, kardeşim çıkar, sevgilim çıkar,
Her biri bir yaprak kalbiyle yoluma bakar,
Dikenlerdir, Salkımlardır, yaban gülleridir.
Dünyamızın yaşanmaya değer güzel günleridir,
Çiçek aylarıdır, güneşli aylardır, yıldızlı aylardır,
İnsana ölümsüz olanı, sonsuz olanı hatırlatır.
Irgatların yalın toprakta boylu boyunca yattığı,
Güneşin er doğup, dağın ardından geç battığı,
Serin gecelerdir, kavruk gündüzlerdir onlar.




Bozkırda Yaz Saatleri - II

Bozkırda rastlarım, her adımda yokluğa, hiçliğe,
Bizi suya, havaya çeviren değişikliğe,
Orada tattım gökyüzünden en derin boşluğu,
İçimde, bakarken düşen yıldızların sarhoşluğu,
Orada yanık toprakta bir tohum buldum,
Götürüp bir başka yanık toprağa koydum.
Bilmeden yitirmişim, bilmeden yitirdim,
Haberim yok, ne götürdüm, ne getirdim?
Geniş ovada, Konya'da, yeşil bir türbe durur,
İçinde, efendim Mevlana oturur.
Orman mıdır, deniz midir Antalya'da.
Kah kışlada, kah yaylada,
Kaygusuz Abdal'ın nağmesi okunur.
Garip bahçesinde açmış iğde,
Orada bir mezarda Sarıköy'de,
Yunus'um, taht kurar gönlüme kurulur;
O Tanrısal kaval, kaderini sürü saymış,
Götürüp çilenin kıraç otlağına yaymış.
Besleyip gönlünü aşkın en yücesinden,
Uzanuben, kavuşmayı sonsuzlaştıran yatağa,
Uykusu o uyku... uyanmamış bir daha.




Bozkırda Yaz Saatleri - III

Bense yaşamak istedim geniş bozkırlarda,
Yaşamayı ölüme birleştiren tek bir baharda,
Esip gider seher yeli, uyuyan güllerin rüzgârı,
Düşüncelerim hasad gününde böyle sapsarı,
Olmaya yüz tutan kalbimdir dalında kızaran,
Üstümde, geniş gün örtüsüyle gölgesiz haziran,
Yaşamaya koyulmuşum günlerimle, yıllarımla, aşklarımla,
Uyanırım dertlerimle, canlanırım şevklerimle,
Bırakmışım zaman denizine kendimi,
Bulutlar içinde süzülüp giden gemi!
Dağlar uğrağıdır, Paşa dağıdır, Beyrek dağıdır,
Yollar vardır, hanlar vardır, köyler vardır,
Bulutları akıp giden masmavi göğüyle bozkır,
Yaz sıcağında ışıldar, önümde uzanır.
Vazgeçmem kahrından, yokluğundan, sevdasından,
Hem güller, hem dikenler, hem salkımlar arasından,
Varıp giderim, gitmekte karar kılarım,
Dağları duman diye sarar şarkılarım,
Yaşarım, yaşarım, yaşarım...




Çocukluk Aşkı

Düşün, düşün ki anne ben daha çok küçüğüm,
Ilık ellerimden tut, beraber götür beni,
Oyuncakçıda büyük mavi bir gemi gördüm,
İşlenmiş, dalgaların köpüğüyle yelkeni.

Şu renk renk toplara bak, anne, ne güzel renk renk
Dönüyor içimde bir bayram yeri dönüyor,
Yuvarlanıyor gönlüm şu uçan toplara denk,
Bir yokuştan koşarak kalbim sana iniyor.

Kan değil, zafer akar benim savaşlarımda,
Hürriyet için ölür genç kurşun askerlerim,
İnsanlığın cenneti saklı göz yaşlarımda,
Yeni bir bahar çağı getirecek zaferim!

Korkma, korkma kaçmam ben, tahta atımla dağa,
Senden daha güzel bir dağ var mı rüyalarda?
Niçin uğraşsın küçük kuş yurdundan kaçmağa,
Yaşarken annesinin yeşerttiği kırlarda?

Kırılır, bütün iyi oyuncaklar kırılır,
Çocuk kalblerinden mi yaparlar hep onları,
Niçin oyun biterken en sonra hatırlanır,
Hâtıralarımızın en tatlı oyunları?

Satılır mı zengin bir oyuncakçıda söyle,
Anne, dün okuduğun masaldaki güzel kız?
Yeter, altın bir kalbim olsun, Tanrıdan dile,
Bütün zenginliğimi verir onu alırız.




Dağ Köyü

Ben bir gün bu dağ köyünde,
Görülecek en güzel şeyleri gördüm.
Vâdiden geçen demiryolu,
Pırıl pırıl parlıyordu,
Irmak kıyısında bir istasyon,
Marşandizi ağırlıyordu.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Duyulacak en güzel sesi duydum,
Rüzgâr, yüzyıllık ağaçların kalbinden,
Meşelerin, köknarların, pınarların
Gizli sazlarından haber verdi,
Yitmiş ormanların acısını dinledim, derinden.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Bakılacak en güzel şeye baktım.
Dağ havasında, geniş yapraklı ümitlerin üzerine
Yattım, gökyüzünün altına
Hiçbir çağda bu kadar mavi olmamıştı.
Baktım da vuruldum maviliğine.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Sevilecek en güzel şeyi sevdim.
Ağaçtan, kerpiçten, toprağınan taştan
Barınakları içinde doğan, yaşayan, ölen,
Vatan dediğimiz toprağı emeğine mülk eden,
Halk denen milyonları sevdim yenibaştan.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Düşünülecek en güzel şeyi düşündüm,
Köy okulları dedim, dünyamızı dünya eden,
Bilgiler uğruna vurulmuş turnalar misali
Çırpınır, çaresizlikten ve sevgiden,
Düşmüş köy çocuklarının önüne bir öğretmen.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Bulunacak en güzel şeyi buldum.
Kayalardan sızan sularda ne vardı, sular ne diyordu?
Dağların hikayesi kahramanların hikayesine benzer,
Gizlemiyordu dağ cevherini, yağmurdan kardan aldığını
Sebil gidiyor, kuşlara, kurtlara, insanlara veriyordu.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Söylenecek en güzel şeyi söyledim.
Üstüne ay ışığı düşmüş bir tepede,
Bilge ve cesur kalbiyle hürriyet
Bütün insanlığın ateşini yakıyordu,
Yalazası dört yönde yansımış gökkubbede.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Varılacak en yalın gerçeğe vardım.
Elli hanesiyle gömülü kalmış, unutulmuş
Yatmış tabiatın kurduğu en güzel yatağa
Acı rüyaların gecesine örtünüp köy,
Dağ güneşinden habersiz uyumuş.?




Deniz Sevgisi

Vatan denizleri! Mavi, zengin kırlar,
Rüyamda büyük kadırgalar yüzen,
Akdeniz! Bayraklar, ünlü bahadırlar,
Bir çiçekli destan havasında gezen.

Bağ bozumu kokan, tatlı İzmir,
İlyada, Odisse! Güller açan bir çağ,
Şiirden, destandan örülmüş bir devir,
Hür bir sonsuzluktan yaşamaya veda.

Kadifekale'den hürriyete gülüş,
Hayatı bir salkım gibi öpebilmek,
Sepetine sanki dal dal ışık düşmüş,
En mutlu bir anda yeniden dilemek.

Dalgalı bir sevinç veriyorsun bana,
Ey mavi hatıra! Bütün duygularım,
Denizlerle dolu; beni de alsana!
Gönlüne dökülsün hür, deli suların.

Bir masal gölü mü, su mavi nakışlı,
Marmara! Gül, kiraz, ıhlamur bahçesi,
O büyülü, o saf, o temiz bakışlı,
O hür vatanların coşkun hayat seli.

Yağmurlu bahçeler, hüzün dolu şimal,
Yeşil bir mevsimde gülümseyen Samsun,
Küçük fındıklarla eylen altın dal,
Mavnalar, köpüklü yollar, yeşil yosun...

Denizlerde, engin, mavi denizlere,
Bir deniz sevgisi: Rüzgarlar, türküler,
Gemiler ardından açılan izlere,
Taze, hür aşkların çiçekleri düşer,



Dünyanın Bütün Çiçekleri

"Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin!"
Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin...ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kopdağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen,
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencileri istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımi ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.




Gül Türküsü

Gül diyorsam, durmadan
Bilinçaltı bahçemde bir
Ezik gül kaldığından belki
Çocukluğumun Mayıs dalından
Kimbilir?

Gül diyorsam bir zaman
Nedim'in övdüğü bir
O çok uzaklarda saraylı
Lale bahçelerinde soyut
Osmanlı gül değildir.

Gül diyorsam, ne zaman
Büyükannem bir
Avuç can eriğiyle birlikte
Üç yaprak çiy tanesi de
Getirir.

Gül diyorsam, hani Haziran
Hani şimdi açan bir
Gerçek güldür gündelik
Yapraklarını gül bitleri
Yiyip bitirir



Kızamuk Ağıdı

Ben, gamlı, donuk kış güneşi,
Çıplak dallarda, sessiz dinleniyordum.
Köyleri, yolları, dağı taşı
Isıtıyor, avutuyordum.

Bir köy gördüm tâ uzaktan,
Dağlar ardında kalmış, bilmezsiniz,
Kar örtmüş, göremezsiniz karanlıktan,
Yalnızlıkta üşür üşür de çaresiz,

Ben gördüm bu köyü, damlarının altında,
Çocukları kızamuk döküyor,
Gözleri, göğüsleri, yüzleri, ah bırakılmış tarla,
Gelincikler arasından öyle masum bakıyor.

Habersiz hepsi, kızamuktan ve ölümden,
Kirli yüzlerinde açan ölümden habersiz,
Ve, düşmüş bir gül oluyorlar birden,
Bebekler ölüyor, ölümden habersiz.

Ali'lerin kızı Emine'yi gördüm,
Öldü... Yusufların Kadir öldü, emmisinin Durdu öldü,
İkindiye doğru, evlerine vardım,
Gördüm, Döne öldü, Ali öldü, Dudu öldü.

Bir bir saydım, yirmi üç çocuk,
Ah, güllü Gülizar öldü,
Gördü kış güneşi, gamlı ve donuk,
Daldı oğlanlar, çiçekti kızlar, öldü.

Gamlı türkümle tepeden aşağı bıraktım,
Bıraktım kendimi düşesiye, ölesiye,
Bu acıdan sonra nasıl doğacaktım,
Nasıl dönecektim aynı köye?

İniyor ve karaltında örtüyordum,
Bu çocukları, bu habersiz çocukları,
Görmediniz, anlatamam, ürperiyorum.
Bir şey demek için açılmıştı dudakları.

Ah, ben bir gün tepelerden, tepelerden
Varıp önünüze, önünüze dikilip duracağım,
Aydınlardan, hekimlerden, öğretmenlerden,
Bir gün soracağım, bu çocukları soracağım.


O çaresiz, o yalnız, o karanlık günde,
Siz neredeydiniz diyeceğim, neredeydiniz?
Ben perişan, utanmış...bu köyün üstünde,
Kahrolurken, siz beyciğim neredeydiniz?

Ben, bir günde yirmi üç küçük ölünün,
Gömüldüğünü gördüm bu köyde kızamuktan,
Ya siz ne gördünüz, söyleyin, söyleyin,
Bir şey söyleyin, bir şey söyleyin uzaktan.

Ah, ben gamlı kış güneşi, aydınlığın
Bütün suçlarını kalbimde taşırım,
Görerek ah, görerek, bilerek bir yığın
Karanlık gündüzün üstünde yaşarım.

Her mevsim dolanıp geldiğinde bu köye
Gücük ayda, kar örtülü bu ovada,
Utancımdan, hıncımdan yaş dökerek böyle,
Gamlı ve perişan asılı duracağım havada.

İkindiye doğru bırakıp kendimi
Bu küçük mezarların üstüne.
Bilmeyeceksiniz, perişan, çaresiz halimi,
Gül diyeceğim, gül dereceğim gül üstüne.
Yol kıyısında yirmi üç çocuğun mezarı,
Ah diyeceğim, ah dökeceğim yol üstüne





Lirik Şarkı

Öt, güzel serçe, öt yeşil çalıda,
Sabahın sesini duyayım senden,
Şarkınla beraber gir penceremden,
Oyununu oyna renkli halıda.

Meşe dallarından uçup bana gel,
Gel, güzel serçem gel, böğürtlenlerden,
Saksılarım, baygın fesleğenlerden,
Ve güllerim bütün güllerden güzel.

Bir delice sevinç, çocuk sevinci
Ötüyor dallarda, gel güzel sevinç!
Ruhum bir şadırvan, eğil eğil iç,
Çınar yaprağıyla dokunmuş içi.

Sabahı taşıyan o en güzel kuş,
Şarkısıyla göçmüş uzak kırlara,
Veda et bu bahar o şarkılara,
Senin pencereni serçen unutmuş.





Lumumba

Aldandın sen Lumumba
Aldandım ben.
Aldattılar aklı ve özgürlüğü.
Bilmem gerekliydi ya, bunu
Ben kurtuluş savaşı çocuğu
Tanımalıydım bu eski yüzü
İzmirden Ankaraya yangınlar alazında
Çocukların çığlığından, anaların acısından.

Aldattılar seni Lumumba
Aldatıyorlar beni.
Aldanıyoruz düpedüz
Tutsak halkların sunduğu tepsi
Belçikalı sofralara (amanın adı özgür ekonomi)
Bakır uranyum ve altın madeni
Kauçuk tarlalarında sömürge şapkaları
En ucuz zenginlik el emeği.

Aldandın sen Lumumba
Aldandım ben.
Aldatıyorlar gazetelerle, televizyonlarla.
Batı - O, Eflatunda kaldı - Batı? neymiş Batı?
Anamalın sömürgeci saltanatı,
Veren bir elle, alan bin elle
Bağımsızlıklar satılan çarşılar Çombelerle
Ve kanlı yumruğu bekçilik edenlerin
Tefeci konaklarına Batılı Brükselin.

Aldattılar seni Lumumba
Aldatıyorlar beni.
Güçlüdür o yargıçlar yargılıyız aldanmaya
Bankalardan uçaklarla roketlerle geliyorlar
Uyandığını duydular mı halkın gerinerek
İniveriyorlar ossaat tepesine
Tutulmuş paralı askerlerle.
Kongo bir halk ormanı değil artık
Kanlı sürgün avı doyumsuz çıkarların.

Vurdular seni Lumumba
Vururlar bizi.
Vuruyorlar o karanlık ırmaklarda
Ormanları delip geçen namuslu hançer ışıltıyı
Kara sıcak senin kanın akar Afrika gecesinden
Yağlı pırıl pırıl yüzleriyle iş adamları
Çil paralar atıyorlar dünya radyolarından
Düpedüz dilini tutmuş insanlığa.


Güçlüdürler, güçlü onlar: Kongo zengin,
Ezilmişlikle yoksulluk her yerde dilsizdir,
Dilsizdir fakir beyazlar ve zenci milyonlar
Aldanıyoruz durmadan, elimizde ne var?
Asyada, Afrikada, Güney Amerikada,
Perulu kızlar, Viyetnamlı oğullar
Ve sen Lumumba
Bedeni delik deşik zenci baba!





Marmara Türküsü

Marmara benim gölümdür,
Dalgalı deli gönlümdür,
Büyülü, mavi gülümdür,
Açmış vatanın dalında.

Kıyısında at sulamış,
İstanbul'da gönlü kalmış.
Kaleler kurup da almış,
Dedem tarihin yolunda.

Karlı Uludağ sislenmiş,
Kıyılar renk renk süslenmiş,
Süleymaniye yaslanmış
Yatar zamanın gönlünde.

Kiraz bahçesi, zeytinlik,
Uçsuz bucaksız zenginlik,
Karşıda kıyılar silik.
Uyur güneşin altında.




Tutuklamayın Ozanları

Bir ozanı tutuklamak
Tutuklamaktır ana dilini
Gökyüzünü yoksunlamak Türkçeden
Kırmaktır en taze dalı su yürürken

Bir ozanı tutuklamak
Tutuklamaktır ana sözcüğünü
Dili büyüten güneşli kapı önlerinde
Konuşurken gelen geçenle

Bir ozanı tutuklamak
Tutuklamaktır yaşamın pınarını
Bir ulusun yağmurlarını biriktiren
Ve akıtan zamanın dağ eteğinden

Bir ozanı tutuklamak
Nisan başlangıcında bir daldan
Üreyen bir gül haberini
Dondurmaktır ve sürdürmektir zemheriyi

Ozanı tutuklayan toplum, tutuklar kendisini
Bir büyük hapishanedir artık orası
Devlet adamı da tutukludur orda bir bakıma
Muş ovasında ot biçen bir köylüyü de..





Uzun Hava


dumanlı dağın çobanı garip yıldız
yağmurlar yağmasına yağıyor
rüzgârlar esmesine esiyor
ben ölmüşüm sen ölmüşsün kime ne
kimsecikler derdimizi bilmiyor

kemah pazarında sıra sıra testiler
jandarmalar anacığım evimizi bastılar
al kanlarım bulaştı kelepçenin demirine
üstelik on sekiz ay ceza kestiler
ya ben neyleyim neyleyim
dumanlı dağın çobanı garip yıldız
şimdi ben burda yalnızım sen orda yalnız
kuş değilim lodos poyraz uçamam
demirlerin gölgesi yüreğimi karartır
ecel şerbetini yirmisinde içemem
ben ölmeylen kahpe dünya yıkılır

feranenin kapısında demir parmaklık
hey gidi bulutlar! hey kemah yolları!
ayağımda zincir kolumda zincir
bu meret mapusluk bu ince hastalık
bilir miyim nedendir nedendir nedendir

dumanlı dağın çobanı garip yıldız
ciğerim parçalanır dağlarda akşam oldu mu
garibim zincirlerim boynuma ağır gelir
anacığım ağlamaya durdu mu
kör talih bu kimi gider kimi kalır
ben ölmeylen kahpe dünya yıkılır




Yanık Hava


Maviler içinde gördüm bir gün menevşemi
Yayla tutmuş başlamış aşkımın gül mevsimi.
Zühre olup yol düşmüş çeker beni şavkından,
O ışıldar sevdasından, ben yanarım aşkından,
Ben senin yüzünden güzelim konup göçücü oldum,
Böyle dağdan dağa yoldan yola geçici oldum.

Bir gün yine beyazlar içinde gördüm,
Kastı nedir bilmem, bir kere gönül verdim,
Turna derler böylesine halk türküsünde,
Çifte hasrettir uyuya kalmış göğsünde,
Aşkın dilini öğrenmeye Karacaoğlana varsam,
Diller döksem, güller döksem rüyasına uyandırsam.

Bir gün yine gördüm ki pembeler giyinmiş,
Güllerin aynasına bakıp ta övünmüş,
Sarı saçları düşmüş tel tel olmuş.
Şu garip gönlümü kul eden o ince bel olmuş,
Sorsam razı olur, hoşnut olur darılmaz,
Neyleyim ki inceciktir, dal kırılır, sarılmaz.

Bir gün de baktım giyinmiş macar olmuş,
Göğsünde Budin'in gülleri açar olmuş,
Karmendir güzel çingenelerin hası,
Kanlı olur Troubadour'ların rüyası,
Ah, şol meydanda ölesim gelir,
Bir gün bakarsınız İspanya'dan sesim gelir.

Ah, efendim ben ne diyarlar gezdim,
Türküler içinde bir de bu türküyü yazdım,
Aşktır rüzgârların en hovardası,
Bozulur insanın düzeni yıkılır obası,
Yeniden düzen tutmaya kervan kalkar yol alır,
Beri yanda yanık türkü kalır!





Yeşilırmak


Hikayesi Kösedağ'dan başlar,
Yeşilırmağın macerası.
Ana sudan doğar, gelişir, büyür.
Çarşamba'ya doğru akar.

Hele ilkbahar selleri aman,
Dağ dağ açılır mı ovalara?
Sormaz toprakta ne var, ne ektiniz.
Kabarmış tarlaları ezdiği zaman.

Bu eski maceradır, bin yıl eski,
Hep ekmişler, o almış götürmüş.
Köyleri de basmış, kentleri de,
Ama bilmez ki, bilmez ki!..

lgili Sayfalar

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 




 
       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.
Bu Edebiyat Türüne Yapılan Yorumlar
Bu edebiyat türüne henüz yorum yapılamış...
Yazıya Edebiyat Türüne Yorum Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...