Duyurular
» 

» 

» Eski Esa Üyelerine Eski Esa'ya ve yazılarınıza bu linkten ulaşabilirsiniz http://www.bakiyorum.net/ ten şiirlerinizi de bulabileceksiniz

» ESA ÜYELERİNE SİNEMA DİZİ FİLM SENARYO DERSLERİ BAŞLIYOR

»  SENARYO DERSLERİMİZ DEVAM EDİYOR!!! http://www.edebiyadvesanatakademisi.com

FaceBook
Sadri Ertem Hayatı ve Romancılığı
Anasayfa - Edebiyat - Cumhuriyet Dönemi Yazarları
Yazan : Şahamettin Kuzucular
03 Şubat 2012 Cuma



Sadri Ertem, 

(1898–1943)Babasının subay oluşu nedeniyle çocukluğunu Anadolu ve Rumeli'nin çeşitli kentlerinde geçiren Sadri Ertem, Darülfünun Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Kurtuluş savaşı yıllarında Anadolu'da 'Hâkimiyet-i Milliye' ve 'Yeni Gün' gazetelerinde yazı işleri müdürlüğü, 'Son Telgraf' gazetesinde ise başyazarlık yaptı. ( http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/edebiyad/631-cumhuriyet_ilk_ )

 

İlk yazıları henüz 19 yaşındayken dönemin önde gelen gazetelerinden “Tercüman-ı Hakikat”te yayınlanan Ertem’in ilk hikâyesi 1917′de Genç Yolcular’da çıktı. Kurtuluş savaşında Anadoluya geçmiş Ankara’da Milliye ve Yeni Gün gazetelerinde yazı işleri müdürü olarak görev almıştı. İstanbul'da çeşitli okullarda felsefe hocalığı yaptı. 1925 yılında son Telgraf gazetesinin baş yazarlığının yaptığı sıralarda Takriri-i Sükun kanununa muhalaefet etmekten İstiklal mahkemesinde yargılandıysa da bu davadan beraat etti. 1927 yılından ölünceye kadar pekçok dergi ve gazetede hikâyeleri, incelemeleri yayınlandı. Matbuat Umum Müdürlüğünde Memleket İşleri Müşaviri olarak çalışırken 1939 yılında Kütahya milletvekili seçilerek parlamentoya girdi.

İlk yazıları henüz yaşındayken dönemin önde gelen gazetelerinden "Tercüman-ı Hakikat"te yayınlanan Ertem'in ilk hikâyesi 1917'de “Genç Yolcular” ’da çıktı. Konularını toplumsal sorunlardan alan; işçilerin yaşamlarını, sömürülmelerini, kapitalizmin rekabetçi döneminin üretim ilişkilerini, bunun sonucunda küçük üreticinin zor duruma düşmesini anlattığı "Bacayı İndir Bacayı Kaldır" adlı kitabı yazarın edebiyata bakışının da yansımasıdır aynı zamanda. Eleştirel gerçekçilik akımının önde gelen yazarları arasında yerini alan Sadri Ertem, yazılarında edebiyatın çeşitli sorunlarını maddeci felsefenin etkisinde ve eleştirel gerçekçi bir sanat anlayışı doğrultusunda kuramsallaştırmaya yöneldi. Ertem'in eserlerinden bazıları Rusça, Fransızca, Almanca, İngilizce, Yunanca, Çince ve Arapçaya çevrilmiştir.12 Kasım 1943'te Ankara'da öldü. ( http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/edebiyad/631-cumhuriyet_ilk_ )



EDEBİ YÖNÜ VE ROMANCILIĞI

Edebiyata asıl yönelişi 1928’den sonradır. Adını kamuoyuna duyuran ilk romanı Çıkrıklar'da önemli bir konuya değinmiştir. Yazar, romanında bir yandan Avrupa'dan ucuz malların gelişi, öte yandan endüstride başlayan gelişme nedeniyle çıkrıkların, dokuma tezgâhlarının durmasının yarattığı işsizlik sonucu köyden kente başlayan göçü ele almıştır. Bir Varmış Bir Yokmuş, Düşkünler, Yol Arkadaşları'nda ise Tanzimat döneminde kendini gösteren, toplumumuzdaki sarsıntıların başlangıcına inilir.

I. Dünya savaşı kuşağınınb hareketli kalemlerinden biri olan Sadri Ertem’in en önemli eserlerl(1931-1943) yılları arasında yayınlanmıştır. Gazeteciliğin yarattığı alışkanlık sınırları içinde, hikaye ve romanlarının kuruluş, anlatım ve teknik yönlerinden başarılı bir düzeye eriştiği söylenemez. Bu eksikliğe karşılık ele aldığı konulardaki gerçekçi tutumu zamanında çok sayılı örnekleri olmayan tenkitçi gerçekçilik türünün ilk çabaları olmak bakımından önemlidir.

Onun en önemli eseri olarak kabul edilen ve üzerinde en çok durulan ilk romanı da olan Çıkrıklar Durunca, 23 Şubat 1929-10 Haziran 1929 tarihleri arasında Vakit’te tefrika edilir. Bir yıl sonra,  1930’da da, kitap olarak basılır. ( Dr. Canan SEVİNÇ, ÇIKRIKLAR DURUNCA’DA ALEVİLİK VE HZ. ALİ MOTİFİ, shf ,355hbvdergisi.gazi.edu.tr/ui/dergiler)

Tenkitçi tutumunu  roanlarında da sürdüren yazar çağının ve ülkesinin sorunları ile ilgili bir kalem olmuştur. Roman ve hikâyelerinde de başta Osmanlı’nın iç ve dış politikaları olmak üzere merkezî yönetimin Anadolu algısı, yönetici ve memurların yönetim ve insan anlayışı ile merkezî idarenin yokluğundan doğan otorite boşluğunun yerel güçlerce dolduruluşu gibi Anadolu’ya

yönelik temel sorunları ele almaya çalışmış, ve eserlerinde bu tarz konuları işlemeye gayret etmiştir.

Sadri Ethem, İlk ve en çok ses getiren romanı olan Çıkrıklar Durunca'da, Anadolu köylüsünün üzerindeki eşraf baskısını Anadolu’daki bir Alevi dergâhından hareketle işleyen tezli bir romanıdır. "Çıkrıklar Durunca’da, ucuz Avrupa kumaşı nedeniyle el dokumacılığı yapamayan 19. yüzyılın ikinci yarısında, Kastamonu-Bolu yöresinde bir Alevi köyü olan Adaköy halkının, Hz. Ali dergâhı etrafında hükûmete isyanı ele alınmıştır. Diğer taraftan eser, Atatürk Dönemi’nde yazılmış bir roman olarak, Osmanlı’nın ekonomi politikalarını da eleştirmektedir. Bahsi geçen eleştirel tutum bağlamında, Batı’ya tanınan  kapitülasyonlar nedeniyle fabrika üretimi malların Osmanlı iç pazarını ele geçirmesi ve bunun sonucunda alt yapı-üst yapı ilişkilerinin derinden sarsılması, Çıkrıklar Durunca’da merkezi idare-eşraf-köylü sarmalında ele alınır." ( Dr. Canan SEVİNÇ, ÇIKRIKLAR DURUNCA’DA ALEVİLİK VE HZ. ALİ MOTİFİ,  shf, 353, hbvdergisi.gazi.edu.tr/ui/dergiler)

 

Köy yaşantısını değişik bir gözle getiren hikâyelerinde aynı zamanda işçi-işveren çelişkilerini işleyen konulara yer vermesi, yaşadığı dönem ve koşullar göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Sadri Ertem günümüzün beğeni ölçüleri içinde (bilgi yelpazesi.net) belgesel yönü ağır basan sanatçı sayılabilse de estetik yönden kusurlar taşıyan eserleri, gene de gerçekçilik anlayışını kendisinden sonra yaratılan ürünlerine açılan yni bir yol olmak niteliği gösteren bir düzeydedirler. Hikâyelerinin birçoğu Almanca, Fransızca, Arapça,  Rusça, İngilizce ve Çinceye çevrilmiştir.

 

Yazar hayatını romana yansıtmıştır. Yol Arkadaşları adlı Romanda Sacit’in arkadaşı yazarın kendisidir. Çünkü yazarın ve Sacit’in arkadaşının hayatı birbiriyle örtüşmektedir. Her ikisi, de Üsküdar’da Askeri Rüştiyede okumuş ve gazetecilikle uğraşmışlardır. Dolayısıyla yazarın sanatını hayatı belirlemiştir.

 

Konularını toplumsal sorunlardan alan; işçilerin yaşamlarını, sömürülmelerini, kapitalist sistemin rekabetçi döneminin üretim ilişkilerini, bunun sonucunda küçük üreticinin zor duruma düşmesini anlattığı “Bacayı İndir Bacayı Kaldır” adlı kitabı yazarın edebiyata ve konu tercihlerine olan bakışının da yansımasıdır. Eleştirel gerçekçilik akımının önde gelen yazarları arasında yerini alan Sadri Ertem, yazılarında edebiyatın çeşitli sorunlarını maddeci felsefenin etkisinde ve eleştirel gerçekçi bir sanat anlayışı doğrultusunda kuramsallaştırmaya yöneldi.

Konularını toplumsal sorunlardan çıkardığı, gözlemden çok kuramsal bilgilere dayanan ve bir tez çevresinde gelişen yapıtlarıyla gerçekçi Türk edebiyatının ilk temsilcilerinden sayılır


Eserleri

Öykü

  • Silindir Şapka Giyen Köylü (1933)
  • Bacayı İndir Bacayı Kaldır (1933)
  • Korku (1934)
  • Bay Virgül (1935)
  • Bir Şehrin Ruhu (1938)

Roman

  • Çıkrıklar Durunca (1931)
  • Bir Varmış Bir Yokmuş (1933)
  • Düşkünler (1935)
  • Yol Arkadaşları (1945)

Anı- Gezi

  • Sovyet Rusya Hatıralarım (1932).


KAYNAKÇA



ÇIKRIKLAR DURUNC ADLI ROMANININ ÖZETİ

ALINTI: Canan SEVİNÇ ÇIKRIKLAR DURUNCA’DA ALEVİLİK VE HZ. ALİ MOTİFİ,TÜRK KÜLTÜRÜ ve HACI BEKTAŞ VELİ ARAŞTIRMA DERGİSİ, shf. 356 -357, / 2011 / 59

Kastamonu vilayetinin Bolu mutasarrıflığına bağlı Adaköy’de bir gece Dudu adlı kadın rüyasında Hz. Ali’yi görür. Anlattığına göre Hz. Ali, ondan evinin yıkılıp yerine kendisi için türbe yapılmasını ister. Köylüler doğaüstü güçleri olduğunu düşündükleri Dudu’nun sözüne hemen inanırlar. Bunda köyün diğer sözü geçen kadınlarından Esma Bacı’nın da payı vardır. Dudu’nun rüyası, çevre Alevi köylerini de hareketlendirir. Kısa süre içinde köylüler el birliğiyle Dudu’nun evini yıkarak yerine Hz. Ali’nin türbesini inşa ederler. Civardaki tüm Alevi köylerinin merkezi haline gelen Adaköy’ün ünü vilayete kadar ulaşır. Diğer taraftan yıllardır gurbette olan Hasan da Adaköy’e dönmüş, yavuklusu Hatice’yi göreceği anı iple çekmektedir. Dudu’nun kocası Ömer’den Avrupa kumaşlarının yerli dokumayı sekteye uğrattığını öğrense de Hatice’yi düşünmekten bu sözlere pek ehemmiyet vermez. Hatice, Hasan’ın yokluğunda Sıddıkzâde’nin saldırısına uğramış, yüzünün bir tarafı yara iziyle kaplanmıştır. Kavuşmalarından kısa bir müddet sonra da yine Sıddıkzâde yüzünden Hatice vefat eder; Hasan,  dergâha yerleşir.  Hatice’nin ölümüne sebebiyet veren Sıddıkzâde, köyün iktisadi gücünü elinde tutan şahıstır. Babası Sıddık Ağa ile birlikte ticarete atılmışlar, köylünün elindeki tiftiği ucuza satın almak yoluyla zengin olmuşlardır. Kendilerine borç verdiği için köylü Sıddıkzâde’den hem korkmakta hem de ona saygı duymaktadır. Öte yandan Stayvers adlı İngiliz, yakın arkadaşı Tomson’a Kuzey Afrika’da kurduğu tiftik keçisi çiftliğinden söz etmektedir. Osmanlı topraklarında keşfettiği tiftik keçisi, Stayvers için kârlı bir yatırım olmuş, ilahiyatçı kimliğiyle kendisini tanıtarak Anadolu köylüsünün sevgisini kazanmış ve topladığı keçilerle Kuzey Afrika’da çiftlik kurmuştur. Bir keresinde Sıddıkzâde’den de yavru tiftik keçisi almıştır.

O günlerde Sıddıkzâde, İstanbul’dan, artık köylüden el dokuması kumaş alınmayacağını haber eden bir mektup alır. Bundan sonra fabrika malı kumaşlar satılacaktır. Bu haberi Sıddıkzâde’den öğrenen köylüler, mallarını satmak için İstanbul’a giderler. Sıddıkzâde’ye zaten kin tutan Hasan, tüm bu başlarına gelenlerde onun parmağı olduğunu köylüye anlatır. İlk anda köylüler Hasan’a inanmak istemese de İstanbul’da öğrendikleri, duydukları onları ikna etmeye yeter. Avrupa malı fabrikasyon kumaşlar yalnız Adaköy’de değil tüm Anadolu’da çıkrıkları durdurmuştur. Aç ve işsiz kalan köylüler de çareyi büyük şehirlere göç etmekte bulmuştur.Tüm bunlar, Hasan’ın içindeki isyan ateşini biraz daha fitiller. Arkadaşlarına isyan etmekten başka çareleri kalmadığını anlatmaya çalışır. Nitekim onlar  İstanbul’dayken Sıddıkzâde de Adaköy’de köylünün elindeki yünleri toplar, çıkrıklarına haciz koymaya kalkışır. Dergâha sığınan köylü, Dudu ve Esma Bacı’dan yardım talep eder; Hz. Ali’nin  mezarına yüz sürerler. Dudu’nun “Ali’m, Ali’m, şah Ali’m” nefesleri arasında önce Dörtler Meclisi, ardından da Hızırlar Heyeti kurulur. Adaköylüler, Hz. Ali dergâhının etrafında birleşmiş, başta kendilerini sömüren Sıddıkzâde olmak üzere hükûmete isyan etmeye hazırlanıyordur. Onlara dağdaki eşkıyalardan da destek gelir. Pazvant oğlu Deli Bekir, Araçlı Kâzım, çeteleri ve maiyetleriyle dergâha misafir olurlar. Silahlı direniş halini alan bu hareketlilik, beraberinde mezhep çatışmasını da getirir. Sıddıkzâde’nin önderliğinde Aleviler aleyhine mevlitler okutulur. Hükümet de bu durumdan rahatsız olur ve duruma el koyar. Dokuma tezgâhları jandarma zoruyla kapatılır, çıkrıklar susturulur. Bunun üzerine aç kalan Adaköylüler, Bolu hapishanesinde olayları duyan bazı mahkûmların da firar edip onlara katılımıyla Zülfikâr ordusu adıyla silahlanır. Artık halk ve hükümet tamamıyla karşı karşıyadır. Esma Bacı’nın yönlendirmesiyle Pazvantoğlu ve kuvvetleri Devrek’i ele geçirirler. Hükûmet de bölgeye asker sevkiyatına başlamıştır. Pazvantoğlu’nun kardeşi, onu, teslim olmaya çağırır. Bunu reddeden Pazvantoğlu, Mengen’e girer.  Ancak bir süre sonra Zülfikar ordusunun içinde artan karışıklığın da etkisiyle Pazvantoğlu, teslim olur; o, şehri terk ettikten sonra hükûmet güçleri girer.  Hasan, Esma Bacı ve Dudu, bir müddet daha hükûmete direnirler; dergâhtan çıkmazlar. Önceleri dergâha dokunmayan hükümet güçleriyle Dudu’nun kuvvetleri arasında çarpışmalar olur. Sonunda zaptiyeler, içeri girmeyi başarır. Hasan, Dudu ve Esma ölü olarak ele geçirilir. Bu mücadele, özellikle Esma ve Dudu’nun etrafında bir efsane doğurur.




 
Bu Edebiyat Türüne Yapılan Yorumlar
Bu edebiyat türüne henüz yorum yapılamış...
Yazıya Edebiyat Türüne Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...