Mithat Cemal Kuntay
(1885–1956) tek romanı olan Üç İstanbul'da Abdülhamit'in istibdat yönetiminin son yıllarından başlayarak, II. Meş-rutiyet, İttihat ve Terakki ile Mütareke yıllarının İstanbul'unu verir.
1885'te İstanbul’da doğdu. 1956'da İstanbul'da yaşamını yitirdi. Tek romanı "Üç İstanbul"la büyük başarı kazandı. Vefa İdadisi’ni ve Mektebi Hukuku bitirdi. Doktora sınavını verdikten sonra Hukuk Mektebi'nde idare hukuku asistanlığı yaptı. Adliye Nezareti Özel Kalemi’ne girerek müdürlüğe kadar yükseldi. Birinci Hukuk Mahkemesi üyeliğinden sonra Beyoğlu Dördüncü Noteri oldu. 1956'da İstanbul’da ölümüne kadar bu görevi sürdürdü.
(1938) tek romanı olan Üç İstanbul'da Abdülhamit'in istibdat yönetiminin son yıllarından başlayarak, II. Meşrutiyet, İttihat ve Terakki ile Mütareke yıllarının İstanbul'unu verir.
1885 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Mithat Cemal, İşkodra’dan gelen bir ailenin oğludur. Babası Selim Sırrı Bey, annesi Rumeli’nin Tırhala Kasabası’ndan Samiye Hanım’dır. Henüz çocukken annesinin okuduğu Cezmi romanı ona ilk edebiyat zevkini verdi.[1] Orta öğrenimini Aksaray’daki Mekteb-i Osmaniye Rüştiye’sinde, Saint Joseph Lisesi’nde başladığı lise öğrenimini Vefa Lisesi’nde tamamladıktan sonra Mekteb-i Hukuk’tan birincilikle mezun oldu. 17 yaşındayken babasını kaybedince 10 kişilik ailesinin geçim yükünü üstüne aldı ve öğrencilik yıllarında gazetecilik, özel öğretmenlik, daha sonra avukatlık yaparak bu yükü taşımaya çalıştı.[2]
Aynı dönemde ilk şiirlerini dergi ve gazetelerde yayımladı. İleride yakın dost olacağı ve biyografisini yazacağı Mehmet Akif ile 1903 yılında tanıştı. Bu tanışma, onun sanatını ve düşüncelerini etkiledi. Padişaha jurnal edildiği için 1906’da bir süre tutuklu kaldı. Mehmet Akif’in II. Meşrutiyet’ten sonra yazdığı İstibdat adlı şiiri, bu olayın hatırasına Mithat Cemal’e ithaf edilmiştir.[3] Mehmet Akif ile birlikte yazdığı ‘Elhamra’ adlı şiiri ve ‘Acem Şahına’ adlı manzumeyi Resimli Kitap’ta yayımladı. Acem Şahı, şair olarak ününü arttırdı.
1908 yılında kazandığı imtihan sonucu doktoraya başlayarak, hukuk idaresi dersi vermekte olan İbrahim Hakkı Paşa’nın asistanı oldu. Eğitimini tamamladığında Türkiye’de ilk hukuk doktoru ünvanını aldı. Bir süre “hukukta hitabet” dersleri verdikten sonra sınav kazanarak Adliye Nezareti Özel Kalem’ine kâtiplik görevine başladı, zamanla müdür yardımcılığına yükseldi. Kısa bir süre Birinci Hukuk Mahkemesi üyesi olarak yargıçlık yaptı.
I. Dünya Savaşı sırasında hükümetin Çanakkale Cephesi’ne gönderdiği 40 kadar şair arasında Mithat Cemal de yer aldı. Savaş yıllarında çıkartılan Harp Mecmuası’nda hamasi şiirlerini yayımladı. Milli Mücadele yıllarında da hamaset şiirleri yazmaya devam etti. 30 Ağustos Zaferi’nden sonra yazdığı ‘Vatan Hisleri’ adlı şiirinin son iki mısrası TBMM’de Mustafa Kemal tarafından okundu: Ölmez bu vatan farz-ı muhal ölse de hattâ / Çekmez kürenin sırtı bu tâbât-ı cesîmi (Ölmez bu vatan varsayalım ölse bile / Çekmez dünyanın bedeni bu kocaman tabutu). Bu olay, ününü birden arttırdı.[3]
Mithat Cemal, 1923 yılında noterliğe başladı. Beyoğlu 4. noterliğine tayin edildi ve 1956 yılında yaşamını yitirinceye kadar noterliği sürdürdü; Türkiye’nin en uzun süre noterlik yapan hukukçusu unvanını aldı.
1950 seçimlerinde CHP listesinden Çorum milletvekili adayı olduysa da seçilemedi.[4]
Hicaz Valisi Ahmet Ratip Paşa’nın torunlarından Naile Hanım ile evlenen Kuntay, çok sevdiği eşini genç yaşta yitirdikten sonra tekrar evlenmedi. Naile Hanım ile evliliğinden Vedad isimli tek bir oğlu ve Lale isimli tek bir kız torunu oldu. Akciğer kanseri nedeniyle 30 Mart 1956 günü İstanbul’da hayatını kaybetti. Kabri Karacaahmet Mezarlığı’ndadır.
Edebi Kişiliği
Yazmaya şiirle başladı. İlk şiiri "Elhamra" Resimli Kitap'ta yayınlandı. Tek şiir kitabı Türkün Sehnamesi'rıde seksen iki şiir yer aldı. 2'nci Meşrutiyet'e kadar çeşitli dergilerde yayınlanan ve aruzun ustaca kullanıldığı, ulusal duyguların ön plana çıkarıldığı şiirleriyle tanındı.Aruz ölçüsüyle yazan Mithat Cemal'in şiirleri Güneş (1927),Çınaraltı (1943–44) dergilerinde çıktı.
Kahramanlık, yurt sevgisi gibi millî duyguları dile getirdiği epik-lirik şiirlerle ün kazandı. Zaman zaman hiciv türünde de şiirler yazdı, aşk temasını hemen hemen hiç işlemedi. Dili ve vezni kullanmadaki becerisiyle de usta bir sanatkâr olarak kabul edildi. Milli Edebiyat Akımı'nın değerlerini benimsedi.
"Üç İstanbul" romanında da canlandırdığı Mehmet Akif'le tanışması, sanatı ve düşünceleri üzerinde etkili oldu. Çınaraltı dergisinde 1943-1944'te yayınlanan son dönem şiirlerinde Yahya Kemal Beyatlı'dan da etkilendiği görüldü. Yalın bir dil kullandığı "Kemal", "Yirmi Sekiz Kânun-ı Evvel" gibi oyunlarında yurt sevgisi konusunu işledi. Tek romanı ve en önemli eseri "Üç İstanbul"da, 2'nci Abdülhamit, 2'nci Meşrutiyet ve Mütareke yıllarının İstanbul'unu anlattı. Gerçekçi kişiler, ayrıntılı tahliller ve bu üç dönemin yaşantısından sunduğu canlı kesitlerle dikkat çeken bu roman televizyon dizisi olarak da yayınlandı ve büyük ilgi topladı. Edebiyat araştırmaları yapan Kuntay, inceleme ve araştırmalarını 1913'te yayınlanan "Hitabet ve Münazara Dersleri", 1914'te yayınlanan "Hitabet Dersleri" kitaplarında topladı.
Mithat Cemal’in yayımlanan ilk şiiri, Çırçır Suyu’nda başlığını taşır. 1901 yılında Malumat Dergisi’nde çıkmıştır.[3] Sırat-ı_Müstakim Dergisi ve Tercüman-ı Hakikat gazetesi’nde yayımlanan şiirleri ile adını duyurdu. Tek şiir kitabı Türkün Sehnamesi'nde 82 şiiri yer aldı. Şiirlerinde aruzu ustaca kullandı. Ağır bir dille sahip olan şair, dilini zamanla sadeleştirmiştir. Vatan ve millet sevgisi temalı epik ve lirik şiirleri yazdı. Hiciv türünde de şiirler yazdı, aşk temasını hemen hemen hiç işlemedi. Hiçbir edebi topluluğa katılmadı. Çınaraltı dergisinde 1943-1944'te yayınlanan son dönem şiirlerinde Yahya Kemal Beyatlı'dan da etkilendiği görüldü.
Oyunlarında yalın bir dil kullandı, yurt sevgisi konusunu işledi. Yazdığı tek roman olan Üç İstanbul, onun en önemli eseridir. Eser, II.Abdülhamit II. Meşrutiyet ve Mütareke yıllarının İstanbul'unu anlatır. Eserin, yazarın hayatını yansıttığı söylenir. Roman, 1983 yılında TRT tarafından televizyon dizisi olarak çekilmiştir. Edebiyat târihinin Nâmık Kemâl ve Mehmed Âkif Ersoy gibi önemli kişilerini konu alan monografileri, titiz ve uzun çalışmalar sonucu düzenlediği birer belgeler kitabı niteliğindedir.Kuntay, ayrıca edebiyat araştırmaları yapmış, Fransız yazarlardan tercüme eserler vermiş bir sanatçıdır.
ÜÇ İSTANBUL VE KENDİSİ HAKKINDA YAPILAN YORUMLARDAN ÖRNEKLER
II. Abdülhamit'i, Meşrutiyet ve Mütareke yıllarını, toplumun hemen hemen her yönüyle çöküşünü büyük bir başarıyla anlattığı Üç İstanbul adlı tek romanı (1984'te TV dizisi olarak gösterildi) en ünlü eseridir.
1938 yılında yayımlanan bu eserin, yazarın hayatını yansıttığı söylendi. Romandaki olaylar, konak ve yalılarda geçmektedir. Romanın kahraman kadrosunu meydana getiren kişiler, Seril Aktaş'ın ifadesiyle. "İstanbul'un birbirini izleyen üç dönemini aksettiren bu romanda aynıdır; değişen siyası şartlar, bu fertlerin maddi ve manevi bakımdan yükseliş ve düşüşlerini tayin eder."
"Eserde, bir kişinin çevresinde kümelenmiş olaylar ve türlü tipler yoluyla üç devrin toplumsal yapısı Çözülmek istenmiş, imparatorluğun bu çöküş yıllarında toplumun özellikle üst kat insanlarının korkunç ahlâk bozukluğu gösterilmeye çalışılmıştır. Şu var ki, yazar ne olayları, ne de kişileri bir roman çatısı altında toplamakta başarıya ulaşmış sayılamaz. Eski vakanüvis tarihlerinde her yılın olayları ve o olaylar ve kişiler eserin içine tıklım tıklım doldurulmuş; ancak, kitaba bir roman kılığı verebilmek için, bunlar pek de inandırıcı olmayan bir takım zoraki bağlarla, birbirine bağlanmağa çalışılmıştır."(Cevdet Kudret)
"Üç istanbul'un en ilginç ve öğretici yönü, yer yer abartmalara kaçsa bile, Osmanlı yönetici zümresinin yaşam tarzını iç çelişkileri ve nüanslarıyla gözlerimiz önüne sermesidir. Ne yazık ki, yazar Türkçü bir yaklaşımla Beyoğlu'nu elinin tersiyle itmiş, Osmanlı kültürüne renk ve zenginlik katan bir semti sadece bir 'beşinci kol' yuvası olarak görmüş ve bu yüzden yönetici zümrenin siyasal-ekonomik kombinezonlarını bütünlüğü içinde algılamamıza olanak vermemiştir." (Taner Timur)
"Mithat Cemal Kuntay, herhangi bir edebî topluluğa ve edebî bir mektebe bağlı olmadan eserler vermiş bir şairimizdir. Şiirlerinin ana vasfı 'epik' ve 'sosyal' olmaktır. Mithat Cemal, şahsî duygularını dile getiren bir şâir değildir. Konularını kendi iç dünyasından değil, dışarıdan almıştır. Kahramanlık ve yurt duygularını, tarih sevgisini, geçmişin büyüklüğünü ve güzel taraflarını işlemiştir (...)
"Gerek konuları itibariyle gerek üslûp ve ifadesi bakımından yer yer Meh-med Âkifi hatırlatmaktadır. 'Haşmetli' ve 'azametli' söyleyişe meraklı olan şâir, bu yönden Abdülhak Hâmid'den de izler taşımaktadır.
"Konularını dış dünyadan alan, bunları heyecan ve duygular katarak çok sağlam bir nâzım tekniği ile ve zaman zaman yüksek ve dolgun sesli bir üslûp ve edâ ile ifade eden Mithat Cemal Kuntay, en çok miüetimizin büyüklüğü ve tarihimizin ihtişamı üzerinde durmuştur." (Faruk K. Timurtaş)
Eserleri
Tiyatro oyunları
- Kemal (1912), 4 perdelik manzum piyes
- 28 Kanunuevvel (1918), Çanakkale hakkında oyun
- Antoloji Kitabı
- Nefaisi Edebiye (1913)
Roman
Biyografi
- Mehmed Âkif-Hayatı, Seciyesi, Sanatı (1939)
- İstiklâl Şairi Mehmed Âkif (1944)
- Namık Kemal :Devrin Olayları ve İnsanları Arasında (1.cilt 1944; 2. cilt, Kısım I, 1949; 2.cilt, Kısım II, 1956),
- İlkler ve Ötekiler (1944)
- Sarıklı İhtilalci Ali Suavi (1946)
- Mehmed Âkif: Hayatı, Sanatı, Şiirleri, Seciyesi, Seçme Şiirleri (1948)
Şiir
- Türk'ün Şehnamesi (1945. 1971 yılında ikinci defa basıldı.)
- İnceleme ve araştırma
- Hitabet ve Münazara Dersleri (1913)
- İftira-yı Taassub (1913),
- Hitabet Dersleri (1914)
- Edebiyat Defteri (1915)
- Basılmamış çalışması:
- Tevfik Fikret
|