
Asıl adı Saadet Baraner olan Suat Derviş, Tıp profesörü Dr. İsmail Derviş'in kızı, Reşat Fuat Baraner'in eşidir. Yalnız yazdıkları ile değil, yaşamıyla da ilgi çekici bir yazar olan Suat Derviş özel öğrenim gördü. Osmanlı aristokrasisine mensup bir ailenin kızı olarak, yabancı mürebbiyelerden ana dili gibi Fransızca öğrenmiş, Türkçe'sini geliştirmek için özel hocalardan ders almıştı. Bir ara İstanbul Darülfünununa girmek istedi, sınavı kazandı fakat vazgeçerek Berlin'e gitti. 1930 yılında gittiği Almanya'da Berlin Konservatuarı ve Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Edebiyat yaşamına şiirle girdi, -edebiyata Hezeyan adlı mensur şiiri ile girdiğinde, on üç yaşında; ilk romanı "Kara Kitap" basıldığında 16 yaşındaydı. "İlk yazısı henüz 13-14 yaşındayken yayımlanmış, kendisinden habersiz. Komşu oğlu Nâzım Hikmet onun bir düzyazı- şiirini dönemin önemli bir gazetesine vermiştir. Suat Derviş, uzun süre Nâzım Hikmet'le konuşmaz../ Ölmekte olan bir genç kızı, Şadan'ı anlattığı romandan çok uzun öykü diyebileceğimiz Kara Kitap, konusuyla da anlatımıyla da ilgi çekmiş, esin kaynağının Batı edebiyatından bir roman olup olmadığı tartışılmıştı." (Sennur Sezer) - gerçekçi ve toplumsal edebiyatın gelişip yerleşmesine öncülük eden yazarlardan biri olarak ünlendi. 1925'te ilk hikayeleri Almanca'ya çevrildi. İkdam gazetesinde kadın sayfası düzenleyen (1926) ilk yazar oldu. Berlin'de Alman gazetelerinde fıkra, makale ve öyküler yazdı. 1930-32 yılları arasında Berlin'de Ullstein kuruluşunda çalıştı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazdı. "Sultanın Karıları" adlı romanı sözü geçen kuruluşun bir gazetesinde tefrika edildi. 1932'de ayağını kaybederek yurda döndü. İstanbul'a dönüşünden sonra romancı olarak ünlendi. Bu sıralarda yazarlık kariyerini, İstanbul'da yayınlanan romanları ile sürdürmektedir. Almanya'dan 1932 yılında yurda döndükten sonra gazeteciliği seçti 1933'te İstanbul'da gazeteciliğe başladı; "Son Posta", "Vatan", "Cumhuriyet", "Gece Postası", "Tan", "Haber" ve "Son Telgraf" gibi gazetelerde fıkra, hikaye, röportaj ve tefrika romanları yayımlandı. (daha sonra bu röportajlar için şunları söyleyecektir: "Gazetecilikte yaptığım röportajlar beni hayatın gerçekleriyle karşı karşıya getirdi. Ben gazeteci olduktan sonra gerçekçi eserlerimi yazmaya başladım. Ve asıl sevdiğim romanlarım bu tarihten sonra yazdıklarımdır.")
05 Ekim 1940'da eşi Reşat Fuat Baraner'le birlikte, toplumcu gerçekçi akımın ilk organlarından biri sayılan sanat- edebiyat ve fikir gazetesi "Yeni Edebiyat" dergisini çıkarmıştı.(15 günlük, 26 sayı çıkabildi.) Bu gazetede küçük öykülerinin yanı sıra toplumcu görüşle sanat fıkraları ve roman eleştirileri yazdı. Yeni Edebiyat 15 Kasım 1941 de kapatıldı. Suat Derviş güç şartlar altında gazeteciliğe devam etti. Buradaki yazıları ve eleştirileriyle toplumcu edebiyatın gelişmesine katkıda bulunmakla kalmadı, romanlarıyla da gerçekçi edebiyatın öncülerinden oldu. Popülist edebiyata toplumcu gerçekçi bir öz kazandırdı. Bu sosyalist dergi, dönemin bir çok genç yazar ve şairinin ilk eserlerinin basıldığı yer olarak göze çarpıyor; Orhan Kemal, A.İlhan, A.Kadir, Mehmet Seyda... ilk akla gelen isimler. Toplumcu görüşler doğrultusunda yazdığı fıkra ve eleştiri yazıları bu dergi haricinde "Yeni Adam", "Ses", "Servetifünun- Uyanış" dergilerinde de yayımlandı.
1946'da kurulan Basın Sendikası'nın kurucusu ve başkanı olan Suat Derviş, yazıları nedeni ile hapse girdi, makaleleri sansüre uğradı ve Reşat Fuat Baraner'in TKP davası nedeniyle tutuklanması -kendisinin de TKP davasında yargılanması, dışlanması, sürgünü, takma adlarla (Emine Hatip, Saadet Hatip, Süveyda H., Suzet Doli...) yazması, radyo ve tiyatro oyunlarını, dev masallarını kimliğini açıklamadığı arkadaş yazarlara bütün haklarıyla satması, son eşinin siyasal kimliği kadar, kendi eylemlerinden de kaynaklanmıştı: Sosyalist gerçekçi edebiyatı destekleyen Yeni Edebiyat dergisini yayımlaması, 'Niçin Sovyetler Birliği'nin Dostuyum' adlı kitabı, 1946'da kurulan Basın Sendikası'nın kurucusu ve başkanı oluşu...(Sennur Sezer)- üzerine 1953 de yeniden Avrupa'ya gitti, birçok ülkeleri gezdi. 1953-63 yılları arasında İsveç ve Fransa'da yaşamak zorunda kaldı. Ankara Mahpusu romanını Fransızca'ya çevirdi. Roman ilgiyle karşılandı. Almanca, Rusça ve Bulgarca'ya da çevrildi. On yıl süren bu "sürgünlük" döneminde, yabancı dillere çevrilen eserleri büyük ilgi topladıysa da, Türkiye'de adından hiç söz edilmedi. 1963 te Türkiye'ye dönünce, 1934-1953 yılları arasında yurt dışında çıkan, bazıları yabancı dillere de çevrilen romanlarını yayımladı, romanlarının basımıyla uğraştı. 12 Mart fırtınası içinde göz altına alınışında 1970'de kurulan 'Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucularından oluşu rol oynar, İstanbul Kültür Sarayı yangını (1970) yüzünden Nevzat Üstün'le birlikte suçlanışı da bu nedenlere bağlıdır. Fransızca yazdığı, Türkiye'ye döndükten sonra kendi eliyle senaryolaştırdığı "Fosforlu Cevriye" romanının sinemada kazandığı başarıyı gördükten sonra, 1972'de İstanbul'da öldü. Suat Derviş'in eserleri üzerindeki sessizlik hala sürüyor. Kitap olarak basılan, yabancı dillere de çevrilen yapıtları dışında bir çok romanı gazetelerde tefrika halinde kalmıştır.
ROMAN:
Kara Kitap (1921)
Ne Bir Ses Ne Bir Nefes (1923)
Hiçbiri (1923)
Ahmed Ferdi (1923)
Behire'nin Talibleri (1923)
Fatma'nın Günahı (1924)
Ben mi (1924)
Buhran Gecesi (1924)
Gönül Gibi (1928)
Emine (1931)
Hiç (1939)
Çılgın Gibi (1934)
Fosforlu Cevriye (1968)
Ankara Mahpusu (1968, ilk olarak 1957'de Paris'te Fransızca)
Kaynak:
- alisahin37.sitemynet.com
- Anonim, Kadın Öykücülerimiz, yazimhane.com/module
|