Duyurular
» 

» 

» Eski Esa Üyelerine Eski Esa'ya ve yazılarınıza bu linkten ulaşabilirsiniz http://www.bakiyorum.net/ ten şiirlerinizi de bulabileceksiniz

» ESA ÜYELERİNE SİNEMA DİZİ FİLM SENARYO DERSLERİ BAŞLIYOR

»  SENARYO DERSLERİMİZ DEVAM EDİYOR!!! http://www.edebiyadvesanatakademisi.com

FaceBook
Derdiyok ile Zülfüsiyah Hikayesi
Anasayfa - Edebiyat - Halk Hikaye ve Destan
Yazan : Şahamettin Kuzucular
14 Şubat 2012 Salı


DERDİYOK İLE ZÜLFÜSİYAH HİKÂYESİ

DERDİYOK İLE ZÜLFÜSİYAH Halk Edebiyatı Serisi

   Derdiyok ile Zülfüsiyah bir halk hikâyesidir. Hikâyede Derdiyok ile Zülfüsiyah'ın aşkları ve çektikleri sıkıntılar anlatılır. Bu hikâye evvela 1266 (1850) yılında İstanbul'da Takvimhane-i Âmire Matbaası'nda taş baskı olarak neşredilmiştir. Pek çok telif ve çevirisiyle anılan Selami Münir (Yurdatap) ise bu kitabı yayına hazırlayıp 1935'de Yusuf Ziya Kütüphanesi'nde yayınlamıştır. Kitaba ulaşmak kolay olmadığından araştırmacılara kolaylık olması için e-kitap şeklinde yayınlamayı düşündük. Ayrıca meraklılar için aşağıda hikâyenin özetini; konusu, kahramanları, dil ve üslubu hakkında bilgi veren kısa bir yazı da yayınlıyoruz.

ÖZET

   Eski zamanlarda Acem diyarının Horasan şehrinde Şah İsmail adında bir hükümdar varmış. Günlerden bir gün komşu devletlerden biriyle savaşması gerekmiş ama savaş için gerekli para hazinede yokmuş. Yine aynı şehirde yaşayan Mahmut ve Mehmet adlı iki zengin tüccar varmış. Şah İsmail, bu iki tüccardan savaş için borç para almak istemiş. Fakat tüccarlar paralarının olmadığını söyleyip borç vermemişler. Şah İsmail, bunun üzerine bu iki tüccarın kafalarını uçurtmuş ve tüm mallarına el koymuş. Sokakta kalan tüccarların ailelerine, tüccar Mahmut’un azatlı bir kölesi sahip çıkmış. Tüccarların oğullarından Abdurrahman ile Recep, iş bulmak maksadıyla gurbete gitmişler. O köy senin, bu şehir benim diye diye İsfahan şehrine ulaşmışlar. Ali Ağa adında orta yaşlı bir adamın sahip olduğu bir kahvehaneye girip selam verip oturmuşlar.  Ali Ağa, onları hoş karşılamış.  Başlarına gelenleri dinlemiş ve onlara kol kanat germiş. Abdurrahman’ı bir terzinin yanına, Recep’i de helvacı dükkanına çırak olarak yerleştirmiş. Her ikisi de hiç şikayet etmeden canla başla çalışıp iyi birer usta olmuşlar. Şöhretleri yayılıp müşterileri artmış ve çok para kazanmışlar. Ali Ağa, artık bu ikisinin evlenmesi gerektiğine karar vermiş, iki namuslu, terbiyeli, güzel kızla baş göz etmiş. Abdurrahman’ın Derdiyok adında bir oğlu, Recep’in de Zülfüsiyah adında bir kızı olmuş. Abdurrahman ve Recep’in evleri birbirlerine çok uzakmış. Hanımları da ev işleri ile meşgul olduklarından birbirlerine gidip gelemiyorlarmış. Sonra nedense Recep’in karısı Abdurrahman’ın hanımını ziyaret etmeye karar vermiş. Kızını da alarak Abdurrahmanların evine gitmiş. Zülfüsiyah ile Derdiyok birbirlerini görüp âşık olmuşlar. Akşam olunca Derdiyok’un babası Abdurrahman, oğlunu düşüncelere dalmış olarak görmüş ve ona ne olduğunu sormuş. Fakat cevap alamamış.

   Ertesi gün Ali Ağa’ya gidip oğlunun hallerini anlatmış. Derdiyok’u orada bırakıp dükkana gitmiş. Derdiyok, kahvede beklerken âşıkların çaldığı sazlardan birine dokunmuş. Sazın  sahibi çocuğu azarlayınca Ali Ağa’nın canı sıkılmış. Derdiyok da yakınlardaki bir camiye gidip namaz kılmış. Sonra, Allah’a niyaz ede ede uyumuş. Rüyasında bâde içmiş. Uyanıp tekrar kahveye gitmiş. Âşıklardan birinin sazını alıp çalmaya başlamış. Herkes hayretle onu dinlemiş. O sırada babası gelip oğlunun dertli dertli söylediği şiiri duymuş. Oğlunun kara sevdaya düştüğünü anlamış. Fakat kime âşık olduğunu anlayamamış. Zülfüsiyah da Derdiyok gibi düşüncelere dalmış, yemeden içmeden kesilmiş. Annesi ve babası kızlarını birçok hekime ve hocaya göstermişlerse de ne olduğunu bir türlü anlayamamışlar.

   Zülfüsiyah, bir gün abdest alıp namaz kılmış. Ardından ağlaya ağlaya uyumuş. Rüyasında bâde içiyormuş ki kadeh elinden düşmüş. Rüyasında gördüğü ihtiyar, “Yapacak bir şey yok. Kısmetin bu kadarmış.” demiş. Zülfüsiyah, heyecanla uyanıp doğruca babasının odasına gitmiş. Duvarda asılı olan sazı alıp çalıp söylemeye başlamış. Babası onun nağmeleriyle uyanıp şaşkınlıkla ve merakla kızını dinlemiş. Recep, kızını biraz daha dinledikten sonra onu tebrik etmiş. Ama Recep’in aklı kısa olduğundan dolayı kızının bu haline anlam verememiş. Biçare kız günden güne mum gibi eriyip gül gibi solmuş.

   Derdiyok da ondan pek farklı durumda değilmiş. Derdiyok’un aşk ateşinin parlaması onu âşıkların üstadı haline getirmiş. Çocukların bu halini anlayan Ali Ağa, Abdurrahman’ı çağırtarak çocukların birbirlerine olan sevdasını anlatmış. Bir an önce bu çocukların evlendirilmeleri gerektiğini söylemiş. Abdurrahman da hanımına durumu anlatıp gidip Zülfüsiyah’ı istemesini söylemiş. Ertesi gün kadın, komşu birkaç kadınla beraber Zülfüsiyah’ın evine gitmiş ve o gün nişanları takılmış. Annesi eve dönüp Derdiyok’a artık Zülfüsiyah ile nişanlı olduğunu söylemiş.

   Abdurrahman, hanımına gerekli hazırlığı yapmasını bir an önce düğün yapacağını söylemiş. Kadın hazırlıkları biraz ağırdan almış. Bu arada Abdurrahman ölmüş. Derdiyok babasının ölümüne çok üzülmüş. Bir türlü teselli bulamamış. Mütemadiyen gözyaşı döküyormuş. Bu halde iken sazı eline alarak çalmaya ve türkü söylemeye başlamış. Derdiyok, o sırada kahvede bulunan Recep’i görmeden içinde Zülfüsiyah’ın adının geçtiği şu dörtlüğü söylemiş:

 

  Derdi yok yâd eder Zülfüsiyahı

   Babamın fevt oldu emr-i ilahi

  Giydirdin bana da keçe külahı

  Eyledin halimi perişan felek

   Recep, kızının adını kahvede ağzına aldığı için Derdiyok’a çok kızmış. Doğruca eve gidip hanımına nişanı attığını söylemiş. Nişan hediyelerini geri gönderip Derdiyok ve ailesine bu işin bittiğini haber vermişler. Derdiyok’un Zülfüsiyah’ı kaçırmasından endişe eden Recep, o şehirden göç etmiş. Zülfüsiyah, gidecekleri yerin adını bir komşu kadına gizlice söyleyip ona bir müktar para vermiş ve nişanlısına haber vermesini tembih etmiş. Kadın, Derdiyok’u bulup Recep ve ailesinin Keşan’a göçtüklerini söylemiş. Derdiyok, derhal yola çıkmış. Sevgilisinin peşinden giden Derdiyok, Keşan’a varmış. Şehrin kenarında yeşil bir çadır görmüş. Bir da bakmış ki çadırdan dışarı Zülfüsiyah çıkmış. Recep, şehirde bir ev aramaya gitmiş. Annesi de uyuyormuş. Birbirlerine kavuşan iki âşık sazlarını eline almışlar, çalıp söylemeye başlamışlar.

   İki âşık böylece söyleşirken Recep de şehirde bir ev bulmuş. Fakat ondan izin tezkeresi istemişler. Bunun için de memleketin beyi olan Seyit Han’a gidip isteğini arz etmiş. Seyit Han, Recep’i sorguya çekmiş. Recep de başından geçenleri anlatmış. Bu konuşmanın ardından bey bir kefil istemiş. Fakat Recep yabancı olduğunu, bir kefil bulamayacağını söylemiş. Bey, Recep’in yanına birkaç adam katıp aile efradını alıp huzuruna getirmelerini emretmiş. Çadırın yanına gelen Recep, Derdiyok ile Zülfüsiyah’ı konuşurlarken bulmuş ve orada bir vâveyla koparmış. Beyin adamları Derdiyok’u tutup  Bey’in huzuruna götürmüşler. Recep, İsfehan’daki evini ve işini Derdiyok, yüzünden satıp buralara geldiğini bundan dolayı onun elinden kurtulmak için Bey’e yalvarmış. Bey, Derdiyok’u zindana attırmış. Recep’e de ikamet tezkeresi vermiş.

   Derdiyok aç susuz on beş gün zindanda kalmış. Bu arada dertli dertli çalıp söylemeye devam etmiş. Zindancı, Derdiyok’un bu hali karşısında çok müteessir oluyormuş. Birgün onunla dertleşmiş. Derdiyok’un hikâyesi karşısında zindancı, çok ağlamış. Derdiyok, sevdiğini bulması için zindancıya yalvarmış. Kendisini oraya getiren Bey’in adamlarının Zülfüsiyah’ın yerini bildiğini söylemiş. Zindancı, adamları bulup evi tarif ettirmiş. Evi bulan zindancı kapıyı çalmış fakat yabancı bir kadın kapıyı açmış. Zülfüsiyah’ın nerede olduğunu soran zindancı, kadından onun ailesiyle beraber Kirmanşah şehrine gittiğini öğrenmiş. Zülfüsiyah kadına Derdiyok’a vermesi için bir mektup bırakmış. Zindancı bu mektubu da alarak Derdiyok’un yanına gitmiş. Derdiyok, mektubu görünce çok ağlamış. Zindancı onun bu haline çok üzülmüş. Mektubu alıp olayların açığa kavuşması için Seyit Han’a götürmüş. Mektubu okuyan Bey, Derdiyok’u alıp getirmelerini emretmiş. Han, ondan özür dileyerek helallik istemiş.

   Derdiyok, Han’dan izin alıp yola çıkmış ve Kirmanşah şehrine varmış. Orada bir kahveye yerleşmiş. O sırada kahvede bulunan başka bir âşık oranın şairlerinin sazlarını almış ve elini öptürmüş. Oranın halkı Derdiyok’u görünce çok sevinmişler ondan intikamlarını almasını istemişler.Sazlarını alan şairi mat edip ondan üstün gelmesini rica etmişler. Derdiyok  aşıkların bu isteğine karşılık bir şart koşmuş. Onlardan oranın ahalisinden nişanlısı Zülfüsiyahı bulmalarını istemiş. Bütün şairler Kirmanşah şehrini mahalle mahalle dolaşıp aramışlar, fakat bir iz bulamamışlar. Bu arada oradaki şairlerinin sazlarını ele geçirmiş olan şair Muhsin’e, Derdiyok’un onunla yarışmak istediği haberi verilmiş. Bu habere sinirlenen şair Muhsin, Derdiyok’a bir an önce gelip yarışması için haber göndermiş. Karşılıklı atışmaya başlamışlar. Derdiyok‘un hünerli saz çalışı ve söylediği güzel şiirleri karşısında şair Muhsin hayretler içinde kalmış.

   Recep, Derdiyok’u zindana attırdıkdan sonra ne olur ne olmaz diye bulunduğu şehri terk etmiş. Zülfüsiyah komşu kadına gidecekleri yeri belirten bir mektup yazmış ama babası bunu anladığından Kirmanşah şehrine değil de Buhara’ya gitmişler. Orada bir ev bulup yerleşmişler. Bir gün kapıya bir dilenci gelmiş. Zülfüsiyah parayı dilenciye uzatırken bir yandan da babasına geldikleri memleketin adını sormuş. Dilenci oranın Buhara olduğunu söylemiş. Zülfisiyah da “Peki, Kirmanşah ne kadar uzaklıktadır.” diye sormuş. Dilenci, Bağdat’a sekiz günlük mesafe olduğunu söylemiş. Bu cevabı duyan Zülfüsiyah saçlarını yolmaya ve feryat etmeye başlamış. Nihayet bayılıp yere düşmüş. Sonra bu acıyla şiirler söylemeye başlamış.

   Bu arada Derdiyok ve şairler Kirmanşah’ın her yerini aramışlar fakat kızı bulamamışlar. Derdiyok üzgün üzgün düşünürken bir rüyaya dalmış. Rüyasında Zülfüsiyah’ın Buhara’da olduğunu söylemişler. Hemen yola çıkan Derdiyok, ıssız yollarda aç susuz on gün seyahat etmiş. Bu ıssız yerlerde yabani hayvalar Derdiyok’un atını parçalamışlar ama Derdiyok durmaksızın yola devam etmiş. Çektiği acı ve korkularla bir yandan şiirler söylüyor, bir yandan ağlıyor, bir yandan da Allah’a dua ediyormuş. Bu halde iken yine bir rüya görmüş. Rüyasında daha önce gördüğü pir, onun karnını doyurmuş ve elinden tutup göz açıp kapayıncaya kadar Horasan şehrine götürmüş. Pir, ona bu şehirde dedelerinin Şah İsmail tarafından öldürüldüğünü Şah’ın yerine Eyüp Şah’ın geçtiğini söylemiş. Bütün bunları bir arzuhal yazarak Eyüp Şah’a bildirmesini tavsiye etmiş.

   Eyüp Şah, olanlara çok üzülmüş. Şehrin ileri gelenlerine vakayı doğrulattıktan sonra Derdiyok’tan birkaç beyit dinlemek istemiş. Söylediklerinden etkilenen Şah, Buhara valisine bir ferman yazmış ve adamlarından birini oraya göndermiş. Fermanda Recep’le beraber kızı Zülfüsiyah’ın fermanı getiren kişiye teslim edilmesi yazıyormuş. Şah’ın adamı onları Horasan’a getirip Şah’ın huzuruna çıkarmış. Şah, Zülfüsiyah’a Derdiyok’a âşık olup olmadığını sormuş. Zülfüsiyah âşık olduğunu söyleyince Şah, Derdiyok’u huzuruna çağırtıp onları evlendireceğini söylemiş.

   İki âşık birbirlerine kavuşmuşlar fakat Derdiyok, düğünün İsfehan’da yapılmasını istemiş çünkü annesinin de bu mutlu günde yanlarında olmasını arzulamış. Bunu münasip bulan Şah, üç cariye, yüz süvari, büyük bir taht-ı revandan müteşekkil bir kervan ile onları İsfehan’a göndermiş. Ellerine de bir ferman vererek İsfehan Beyi’ne ulaştırmalarını düğünlerinde onlara yardımcı olacağını söylemiş. İsfehan Beyi de onlar için yedi gün yedi gece süren dillere destan bir düğün yapmış. Daha sonra Derdiyok ile Zülfüsiyah, Horasan’a dönmüşler.

   Derdiyok, kayınpederine bir mektup yazarak durumu bildirmiş. O da karısını alıp Horasan’a gelmiş.

   Eyüp Şah, Derdiyok ile Zülfüsiyah’ın dedelerinden alınan malları onlara iade etmiş. Ahalinin zenginlerinden olup müreffeh bir hayat yaşamışlar.

KAHRAMANLAR


   Şah İsmail: Horasan şahıdır. Zorba bir kimsedir.

   Mahmut ve Mehmet: Horasan’ın zengin ve sayılı tacilerinden iki kardeştirler. Şah İsmail’e borç vermedikleri için tüm mallarına el konulmuş ve asılmışlardır.

   Abdurrahman: Babası öldürüldüğü için Horasan’dan İsfehan’a göçmüştür. Derdiyok’un babasıdır.

   Recep: Abdurrahman’ın amcasının oğludur. O da babası öldürüldüğü için İsfehan’a göçmüştür. Zülfüsiyah’ın babasıdır.

   Kahveci Ali Ağa: İsfehan’da bir kahvehane sahibidir. Gayet iyi yürekli olup yardımseverdir. Abdurrahman ve Recep’e yardım etmiş, onlara iş bulmuştur.

   Seyit Han: Keşan şehrinin yöneticisidir. Derdiyok’u zindana attırmıştır.

   Zindancı: Derdiyok’un haline çok üzülüp ona Zülfüsiyah’ı bulması için yardım etmiş.

   Şair Muhsin: Kirmanşah’taki tüm âşıkları mat edip sazlarını alan şairdir. Derdiyok da onu mat etmiştir.

   Pir: Derdiyok ve Zülfüsiyah’ın rüyalarına girip onlara bade içirmiş, birbirlerine kavuşmaları için onlara yardım etmiştir.

   Eyüp Şah: Şah İsmail’den sonra Horasan hükümdarı olmuştur. Derdiyok ile Zülfüsiyah’ı evlendirip el konulan mallarını onlara iade etmiştir.


MEKANLAR


   Derdiyok ile Zülfüsiyah hikâyesinde olayların yaşandığı mekan adları açıkça belirtilmiştir. Olaylar birden fazla mekanda geçmiştir.

   Horasan: Acem diyarının bir şehridir. Mahmut ile Mehmet bu şehirde yaşarlar.

   İsfehan: Abdurrahman ve Recep’in iş bulmak için gittikleri memlekettir.

   Keşan: Recep’in ailesiyle beraber gizlice göç ettiği memlekettir.

   Buhara: Recep’in Derdiyok’tan kurtulmak için gizlice gittiği şehir.

   Kirmanşah: Buhara’ya gitmeden önce Recep’in gitmeyi düşündüğü fakat Zülfüsiyah’ın Derdiyok’a haber vermesi üzerine vazgeçtiği şehirdir.


ZAMAN


   Hikâyede zaman belirtilmemiştir. Ama Şah İsmail zamanı ve sonrası olduğuna göre 16. yüzyıl olması muhtemeldir.

DİL ve ÜSLUP

   Dili yalın ve sadedir. Halkın anlayabileceği bir dille yazılmıştır. Hikayede dörtlükler halinde şiirlere sıklıkla yer verilmiştir.

 

  Âşık olan sözü yazar

  Bana pîrim verdi nazar

  Bir kimseye etme nazar

  Sırrı deryayı öğretem

Sekizli hece vezni ile söylenmiş olan bu şiir a,a,a,b kafiye şemasına sahiptir. Zengin kafiye bulunmaktadır. Yani semai nazım biçiminin özellikleri görülür.

 

  Dinleyin sözümü güvenmeyin hiç

  Söyler misin bana vaktini saat

  Gelince vaktiniz çekersin ahı

  Bileydim âşıkın vaktin saat

   6+5=11 kalıbıyla söylenmiştir. a,b,c,b kafiye şemasıyla yazılmıştır. Koşma nazım biçimindedir.

SONUÇ

   Halk hikâyeleri genellikle mutlu sonla bitmez. Yani vuslat gerçekleşmez. Fakat bu hikâyede âşıklar kavuşmuş ve hikâye mutlu sonla bitmiştir. Hikâyelerin genel özelliklerine uygun bir yapıyla oluşturulmuştur. İki âşığın çektiği sıkıntı ve hasret acısı dile getirilmiş; yer yer manzumelere de yer verilmiştir.

ALINTI : http://turkiyat.blogspot.com/2012/01/derdiyok-il



Not: Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ve  bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 
Bu Edebiyat Türüne Yapılan Yorumlar
Bu edebiyat türüne henüz yorum yapılamış...
Yazıya Edebiyat Türüne Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...