Duyurular
» 

» 

» Eski Esa Üyelerine Eski Esa'ya ve yazılarınıza bu linkten ulaşabilirsiniz http://www.bakiyorum.net/ ten şiirlerinizi de bulabileceksiniz

» ESA ÜYELERİNE SİNEMA DİZİ FİLM SENARYO DERSLERİ BAŞLIYOR

»  SENARYO DERSLERİMİZ DEVAM EDİYOR!!! http://www.edebiyadvesanatakademisi.com

FaceBook
Kemal Bilbaşar, Hayatı ve Edebi Yönü
Anasayfa - Edebiyat - Cumhuriyet Dönemi Yazarları
Yazan : Şahamettin Kuzucular
22 Şubat 2012 Çarşamba



KEMAL BİLBAŞAR  (1910-1983),

1910 yılında Çanakkale'de doğan Bilbaşar, orta öğretimini 1929 yılında Edirne Öğretmen Okulu'nda tamamlamış, iki yıl ilkokul öğretmenliği yapmıştır.  Yüksek öğretimini Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümünde tamamlamış, 1935 yılında mezun olmuştur.Aynı yılın resim-iş bölümü mezunlarından Bedia Bilge ile evlenmiş, İzmir'e yerleşmiştir.  Hayatları boyunca birbirlerinden bir gün olsun ayrılmayan çiftin iki çocuğu olmuştur. Nazilli ve İzmir Karataş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrılmış, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966'da İstanbul'a yerleşmiş, kendini tümüyle yazmaya vermiştir.  Yazar 21 Ocak 1983'te ölmüştür.http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/edebiyad/656-1940_yillari_romancilarimiz.html

Kemal Bilbaşar kendi kalemiyle kendi hayatını şu şekilde aktarmıştır:

"Kış ayları ailemizin tek eğlencesi masal ve hikâye okumaktı. Fukara Tatar mahallesinde toprak sıvalı evimizi bu gün arasam belki bulamam. Ama o evi Binbir Gece masallarından, Tuti Name'den, Kırk Vezir hikayesinden örülü renkli bir düş evreni içinde hatırlarım.

Ramazan gecelerinde mahallenin çocuklariyle Karagöz'e, Meddah'a, tuluat tiyatrosuna giderdik. Gece gördüklerimizi, gündüzün mahalledeki yıkıntılar içinde, kendi aramızda tekrarlamak bir gelenekti. Meddah ve Karagöz taklitleri bizi her oyundan çok eğlendirirdi. Sanat mayamın bu oyunlar sırasında karıldığını şimdilerde daha iyi anlıyorum.

 

Üvey babama kalsa, biz iki oğlan, hafız olacak ve zenaatkâr yetişecektik. Ne var ki kurtuluştan sonra ortaya çıkan ağabeyim Burhan Bilbaşar'ın direnci ile bu istek gerçekleşmedi. Ağabeyim öğretmen olarak atandığı Seyitgazi'ye birlikte götürdü bizi. İlkokulu bitirdikten sonra da Edirne Erkek Öğretmen okulu'na yerleştirdi.

 

Edebiyatla ilgilenmeğe Gazi Eğitim Enstitüsü öğrenim yıllarımda başladım, o sırada yabancı dilden çevrilen natüralist ve realist hikaye ve romanlar gözde olduğundan bu tür kitaplar elimizden düşmezdi. Hocamız Ahmet Hamdi Tanpınar ve Hakkı Tonguç ile bu kitaplar üzerinde yaptığımız konuşmalar beni edebiyata daha sıkı bağlamıştır.

 

Eğitim Enstitüsü'nü i935'de bitirdim. Aynı yılın resim - iş bölümü mezunlarından Bedia Bilge'yle evlendim. 1937'de ilk hikayem Ç ı m a c ı  H a s a n ile oğlum Taran Bilbaşar dünyaya geldiler, İzmir'e yerleşmiştik.  Şair İlhan İleri ve Cahit Tanyol ile ARAMAK dergisini çıkarıyorduk. Evimiz bir edebiyatçılar lokalini andırıyordu. Toplantılarımız geç vakitlere dek sürerdi. Yazdığımız şiir ve hikâyeleri okur, gelen yazıları seçer, yurttaki edebiyat hareketlerini eleştirir, dergimizde bu görüşleri yansıtırdık.

 

Yazdığımız şiir ve hikayeler Nurullah Ataç, Va-Nu, Halit Fahri gibi gazetelerde sütunu olan kişilerin ilgisini çekmişti. O sırada B u d a k o ğ l u adlı hikayem ilk edebiyat ödülünü kazanınca dünyalar benim oldu. Bu ödül güvenimi ve hızımı arttırdı. Ardı ardına yazdığım hikayeler türlü dergi ve gazeteler­de çıkıyordu. Arkadaşlarımın öğüdüne uyarak hikayelerimi kitap halinde topladım. 1939'da A n a d o l u'dan H i k â yeler, 1941'de Cevizli Bahçe yayınlandı, ve... arkası bu güne sürdü, geldi. 

 

Fikirde toplumcu, sanatta gerçekçi görüşe bağlı idim. Memleketimiz insanlarının dertlerini, toplum gerçeklerini ancak bu edebiyat tekniğiyle gün ışığına çıkarmak, onlara çözüm yolunu göstermek mümkün olacağına inanıyordum. Eserlerimde meddah taklitlerine, halk masal ve hikaye deyişlerine de yer veriyordum. Bununla eserimi halkıma daha rahat okutacağım, sanatımda geleneksel bağlantıyı sağlayacağım kanısındaydım. Batı mükemmelliğine ulaşabilmek için eski sanat değerlerimizin tümünü inkar etmek, geleneksel bağlardan arınmak gereğini savunanlara katılmıyorum. Bizim halk edebiyatımız zengin bir dil ve sanat hazinesine dayanır, ölü değil, yaşayan bir dil hazinesidir bu. Olanakları geniştir. Halk için yazan bir sanatçı, bu hazineyi görmezlikten gelir, ondan faydalanmazsa, ister istemez halkla arasına mesafe koyar. Bu hazineden faydalandıkça yapıtın milli yanının güçleneceğini ve halklara daha rahat ulaşacağını CEMO ispatlamıştır. Cemo'nun Dil Kurumu 1967 Roman ödülü'ne layık görülmesinin önemli nedeni bu olsa gerek. Dil Kurumu ödülünü bana Cemo'nun kazandırmasına bu nedenle pek sevindim." http://www.kemalbilbasar.com/

 

Cemo'nun gördüğü ilgiyi, ağa zulmü altında inleyenlerin uyanışına bir işaret sayarak daha da seviniyorum. En büyük sevinci, halkımın anayasal haklarına sahip çıktığını, yurdumuzda köklü reformların yapıldığını, Cemo'ların, Memo'ların, Fadik'lerin, Üsen'lerin layık oldukları özgür yaşayışa kavuştuklarını gördüğüm zaman duyacağım. (Kemal Bilbaşar, CEMO'nun öngirişi, 2. baskı 1967)

Kemal Bilbaşar edebiyatla ilgilenmeye Gazi Eğitim Enstitüsü'nde başlamış, ilk öykülerini İzmir'de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımlamıştır (1939).  Bu dönemde Halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımlamış, radyo oyunları yazmış, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıkmıştır. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 1961 den sonra daha çok roman türüne ağırlık vermiştir.


SANATÇI KİŞİLİĞİ 


Kemal Bilbaşar'ın sanatçı yönü üzerinde söylenecek sözlere kendi sözleri ile giriş yapmak en doğrusu olacaktır. Yazar, kendi kalemiyle kendini şöyle özetler:

"Yapıtlarımı genellikle küçük kasaba ve köylerde yaşayan, çok çalışan, az mutlu olan insanların hayatını yansıtmak, onların belli bir bilince varmaları amacıyla kaleme aldım.  Fikirde toplumcu, sanatta gerçekçi, görüşe bağlı kaldım.  Memleketimiz insanlarının dertlerini, toplum gerçeklerini ancak bu edebiyat tekniğiyle gün ışığına çıkarmak, onlara çözüm yolunu göstermek mümkün olacağına inandım.  Yapıtlarımda halk masal ve öykü deyişlerine de yer veriyordum.  Bununla yapıtlarımı halkıma daha rahat okutacağım, sanatımda geleneksel bağlantıyı sağlayacağım kanısındaydım.” http://www.kemalbilbasar.com/

Yazar, toplumsal gerçekçiler diyebileceğimiz ekolün içinde yer alan bir romancı ve hikâyecimizdir. Köy ve köy sorunlarını irdeleyen roman ve hikâyelerinde halka yararlı olmak, derdini halka en iyi şekilde aktarmak endişelerini göz önünde bulundurarak yazmıştır. Öğretmenlik mesleğinden gelen öğreticilik yönünün anlatımına da sindirmek zorunda kalan romancının eserlerinde topluma yararlı olmak kurmaca metinler vasıtasıyla topluma bir şeyler öğretmek amaç haline gelir. Tarihçi kişiliği ile birleşen öğreticilik amacı, onu sosyal tarihin romanlarını ve öykülerini dile getirmeye sevk etmiştir.

Kemal Bilbaşar, Önceleri Batı Anadolu'daki küçük kent ve kasaba insanlarının ilişkilerini, yaşamlarını ele alıyordu. Tek parti döneminin sorunları, eşraf, tüccar, memur arasındaki çatışmalar bu ilk öykülerinin ana temasını oluşturuyordu.

Yazar, toplumculuk yönü hakkında kendi kaleminden şunları aktarmaktadır.

"Bizim sanat anlayışımıza göre sanatın toplumla ilişiği olması gerekir. Toplum etkisinde geniş bir halk edebiyatı, halkın edebiyatı olması gerek. Çünkü toplumu meydana getiren halktır. Onun problemlerini, onun isteklerini göz önünde tutmak bizim anlayışımıza göre sanatçının başlıca amacı olacaktır. Bu anlayışta olduktan sonra bir an önce mutluluğa, rahata kavuşmanın, insanlara eğlenme, övünme, gösteriş duygusu verecek bir süs edebiyatına nasıl katılırız. Biz bu edebiyatın bir etkisi olacağına inanmadığımız için denemeyi bile gereksiz buluyoruz. ("Kemal Bilbaşar Diyor ki", Yelken, 1960)

II. Dünya Savaşı'nın ardından çok partili sisteme geçildiği yıllarda demokratik ortamın yarattığı çelişkiler üzerinde durdu. 1960'tan sonra roman yazmaya ağırlık verdi.

Ekonomik ve teknolojik gelişmelerden payını alamayan, çağa ayak uyduramayan köylülerin sorunlarını işledi. Doğu Anadolu'daki feodal toplum yapısına ışık tuttu.

18'inci Yüzyıl sonlarında Osmanlılarla birlikte Ruslara karşı mücadele eden Abhaz ve Adige Çerkezlerinin sert yaşam koşullarını geleneksel renklerini ortaya çıkararak anlattı.


Aldığı Ödüller

Bilbaşar 1939 yılında Budakoğlu öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü yarışmasını, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü'nü kazanmıştır

Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve hemen bu yılları izleyen Şeyh Sait isyanı sırasında Doğu Anadolu'yu ele alan Cemo (1966) ve Memo (1968) romanlarıyla tanınan Kemal Bilbaşar, Kölelik Dönemeci'nde Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki Kaynarca Antlaşması'ndan sonraki yıllara döner. Bedoş, II. Meşrutiyet'in ilanı, Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı, İstanbul'un işgali, arkasından Kurtuluş Savaşı'nın kazanılışı yıllarını kapsar. İlk romanı “Denizin Çağrısı'”nda da yoksul bir öğretmenin yaşamı anlatılır. Değişik toplumsal konuları ele aldığı öteki romanları, Yeşil Gölge, Başka Olur Ağaların Düğünü ve Zühre Ninem'dir.

ESERLERİ

A) ROMAN

 

DENİZİN ÇAĞIRIŞI

Yurt ve Dünya Kültür Yayınları, Ankara 1943, 2.baskı Ankara 1972, 4. baskı Can Yayınları 2008

Bilbaşar'ın ilk romanı olan DENİZİN ÇAĞIRISI çocukluğu yoksulluk içinde geçmiş olan, ruhsal sorunlar içinde bocalayan bir kasaba öğretmeninin kente gelişi ve oradaki çevreye ayak uyduramayışını anlatır.  Bu yapıt "psikolojik yabancılaşmanın Türk romanındaki ilk örneği sayılır. (Oktay Ahmet, Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı, 1993)

 

AY TUTULDUĞU GECEKovan Kitapevi, İzmir 1961, 2.baskı Tekin Yayınevi, İstanbul 1970

Yazarın ikinci romanı olan bu yapıtı Şükran Kurdakul şöyle tanımlıyor: "1950'lerde Rumelili göçmenlerin yaşadığı bir Ege kasabasında kendilerini çevre halkının sorunlarını çözmeye adayan bir mühendisle öğretmenin karşılaştıkları güçlükler ve bunları yaratan güçler sergilenir." (Çağdaş Türk Edebiyatı, 1994) 

 

CEMO, Evren Yayınları, İstanbul 1966, 2-11. baskı Tekin Yayınevi, İstanbul 1996, 24. baski Can Yayınları, İstanbul 2011

1967 Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü kazanan CEMO, Kemal Bilbaşar'ın en başarılı görülen yapıtıdır. Roman Cumhuriyetin ilk yıllarında, sonradan Şeyh Sait isyanı ile kanlı bir iç savaşın yapıldığı Doğu Anadolu'da kürt kökenli nüfusun yoğunlukta olduğu bir yörede  geçer.  CEMO T.C. Milli Eğitim Bakanlığının orta öğretim öğrencilerine okumasını tavsiye ettiği "100 Temel Eser" içinde yer alır.

MEMOTekin Yayınevi, İstanbul 1969, 6. baskı Can Yayınları, İstanbul 2008

CEMO'nun devami olan bu romanda Kemal Bilbaşar, ayaklanmaya itilen Dersim halkının serüvenini dile getirmekte, tüm iyi niyetlere, hatta zor kullanmaya rağmen, köklü reformlara gidilmedikçe ortaçağ ağalık düzeninin yıkılmayacağını, köylünün, marabanın soyulup ezilmeye devam edeceğini gerçek nedenleriyle ortaya koymaktadır. 

YEŞİL GÖLGE, May Yayınları, İstanbul 1970, 2.baskı  Can Yayınları, İstanbul 2003

1970 May Edebiyat Ödülünü kazanan bu yapıtını Bilbaşar şöyle tanımlar: "Cumhuriyet dönemi toplum yaşantımızın Karadeniz bölgesinden alınmış kesiti. 1945-1946 larda Atatürk çağından gelmekte olan gizlenmiş, sinmiş gericilik hareketinin örgütlenerek iktidarı ele geçirmek ve sonraki dönemde gerçekleştirdikleri bütün amaçlarını örgüt içerisine almak eğilimini bu romanda vermeye çalıştım. "

BAŞKA OLUR AĞALARIN DÜĞÜNÜ, Cem Yayınevi, İstanbul 1972, 3. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003

Bilbaşar bu romanında köy ve kasaba yaşayışını karşılaştırır, gittikçe büyüyen kasabalarda ortaya çıkan sorunları toplumcu bir gerçekçilikle anlatır. 

KÖLELİK DÖNEMECİ, Tekin Yayınevi, İstanbul 1977

Roman Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya Kaynarca antlaşmasından sonraki yıllarda geçer. Olcay Önertay'ın özetlemesiyle, bir yandan azınlıkların bağımsızlık amacıyla ayaklanarak Osmanlı Imparatorluğunu parçalanmaya götürmeleri, bir yandan da Batılı ülkelerin bizi içinde bulunduğumuz batılaşma çabasından yararlanarak ekonomik sıkıntıya sokuşları sergilenir. (Cumhuriyet Dönemi Türk Roman ve Öyküsü, 1984)Kölelik Dönemeci adlı romanı Kültür Bakanlığı desteği ile uzun metrajlı bir film olarak tamamlanmıştır.

 

BEDOŞ Yazko, İstanbul 1980

Bilbaşar'ın bu yapıtını Şükran Kurdakul şöyle tanımlıyor: İşgal, barışma yılları ile başlayan bir çocukluğun izlenmesi olarak süregelen BEDOŞ'ta, Cumhuriyet döneminin ilk kuşağını saran "görev aşkı" dile getirilmektedir.  Buradaki tipler, o çalkantılı dönem içinde her türlü çıkarıcılığa açık Osmanlı artığı kişilerdir.  Bu ortamda pırıl pırıl bir kuşak boy atmaktadır, kurtuluşla birlikte. (Çağdaş Türk Edebiyatı, 1994) 

ZÜHRE NİNEM, Yazko, İstanbul 1981

Kemal Bilbaşar'ın son romanı olan ZÜHRE NİNEM, 1900'lerin başlarında Rumeli'de yaşayan çalkıntıları anlatır.  Bu yapıt "bir romancı olarak kendi kültür kaynaklarına, kendi konumsal özelliklerine, duyarlığa ışık tutması bakımından da önemlidir ve üstünde ayrıca durulmalıdır." Şükran Kurdakul, (Çağdaş Türk Edebiyatı, 1994)

 

YONCA KIZ, Yazko, İstanbul 1981, 18. baskı  Can Yayınları, İstanbul 2011

Kemal Bilbaşar'ın çocuklar için yazdığı bu roman küçük bir kızın yaşadığı serüveni dile getirir.

YONCA KIZ T.C. Milli Eğitim Bakanlığının ilk öğretim öğrencilerine okumasını tavsiye ettiği "100 Temel Eser" içinde yer alır.

 

B) ÖYKÜLERİ:

Anadolu'dan Hikayeler (1939), Cevizli Bahçe (1941, 2ci baskı 1975), Pazarlık (1944), Pembe Kurt (1953), Köyden Kentten Üç Buutlu Hikayeler (1956, 2ci baskı 1961), Irgatların Öfkesi (1971), Kurbağa Çiftliği (1976, 2ci baskı 2010)

KAYNAKÇA

  • http://www.kemalbilbasar.com/
  • http://ttkb.meb.gov.tr/secmeler/yuztemel.htm
  • http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/edebiyad/656–1940_yillari_romancilarimiz.html
  • http://www.diledebiyat.net/turk-edebiyati-tarihi/
 
Bu Edebiyat Türüne Yapılan Yorumlar
Bu edebiyat türüne henüz yorum yapılamış...
Yazıya Edebiyat Türüne Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...