edebiyad Ve Sanat Akademisi
 
Üyelik Bilgileri

Yazan : funda gül kunt
Tarih  :9.5.2012 22:42:00
Konu : Aşk - ı Memnu Roman Özeti ve İncelemesi Halit Ziya UŞAKLIGİL
Genel Değerlendirme :

     
 



 
    
          AŞK-I MEMNU


         ROMANIN KONUSU:  


Bihter ve Behlûl arasındaki yasak a
şkı (aşkı memnu)  




         ROMAN ‘IN ÖZETİ 

        Kalenderden dönerken Bihter, Peyker  ve Firdevs Hanımlar Adnan Bey’le karşılaşırlar. Firdevs Hanım Adnan Bey’in Bihter’e bakmasıyla bozulur. Kendisinin kızının yaşlarının birinin 25 ötekininse 22 yaşında olduğunu unutarak kendisine çocuk gözüyle bakıyormuş. Peyker’in söylediği söze karşı Bihter insafsız bir tebessüm ile karılık verir. Peyker evlenmiş hatta çocuğu olacaktı.

        Ama bu durum pek Firdevs Hanımın hoşuna gitmiyor çünkü kendisinin biraz daha yaşlandığını hissetmek onu deli ediyormuş.

        Melih bey takımının içinde bu durunda olmak onun için alçalmak ve kaderinin onu alıkoymuş olarak düşünüyormuş. Bu vaka hayatını kirletecek bir leke kadar onu korkutuyor ve artık Peyker’e  onu büyük valide edecek olan bu mahlûka açıkça düşmanlık duyuyordu. Peyker’in son cümlesinden sonra sandalda hep sustular. Adnan Bey artık unutulmuş olarak görünüyormuş.

         Adnan Bey iki çocuklu dul bir adamdır. Yaşının büyük olmasına rağmen Firdevs Hanımın küçük kızı ile evlenmek istiyormuş. Firdevs hanımın büyük kızı zaten evliymiş. Firdevs Hanım Adnan Bey ve Bihter’in aralarındaki yaş farkını göz önünde bulundurmadan kızını Adnan Beye verir. Bihter ise Adnan Bey ile sadece zengin ve parası olduğu için evlenir. Aralarındaki yaş farkı olmasına rağmen ilişkileri gayet düzgün bir şekilde ilerlemiş. Adnan beyin kızı olan Nihal üvey annesi ile anlaşamayacağını anlayarak ondan uzak durur ve kendi halinde takılır. Ama Nihal ince ve anlayışlı birisidir. Hayatın zor bir süreç olacağını şimdiden anlamıştır. Nihale kardeşlik yapan Behlül vardır. Nihal ona karşı içten sevgi biriktirmekte olup  onu kıskanmıştır. Behlül’ ün uzun ince boylu esmer bir bayanla nişanlanması Nihal’ in hayalini suya düşürmüştür. Nihal ne olursa olsun Behlül’ü sevmekten vazgeçmemiştir. Bir süre sonra Behlül nişanlısından ayrılır Adnan beyden izin alarak Nihal ve Behlül bara gitmişlerdir. Bu durum biraz Nihal ‘in hoşuna gitsede ortada tatsızlık yaşanması moralini bozmuştur. Uzun bir süre sonra Behlül ve Nihal ‘i evlendirmek istemişlerdir. Nihal olaya içten içe sevinir Behlül’ün sık sık ziyaretlerini kendisi için olduğunu zanneder. Behlül’ ün ziyaretleri Nihal için değildir. Behlül çapkın bir dalda duramayan birisiymiş. Firdevs hanımın büyük  kızı olan Peykrer’e karşı bir yakınlık duymaktaymış. Kadını tuzağa düşürmeye çalışmış. Artık kadınları nasıl ele geçirilebileceğini deneyimlerinden dolayı öğrenmiş kadını tuzağa düşürmüş  birgün Bihter Behlül’e şekerleme ısmarlamış almak içinde Behlül’ün odasına gider. Oda loştur. Akşam vaktiymiş. Biraz konuşmuşlar Bihter odadan çıkacağı zaman Behlül yengesini geri içeriğe çağırmış. Bihter’e karşı olan duygularını anlatmış. BihtEr Behlül’ü, Göksu da Peykeri öperken görmüş. Bu yüzden Behlül’ün ona karı duyduğu sevgiye inanmamış ve reddetmiş onu baştan çıkarabilmek için elinden geleni yapmış ve zayıf anlarından faydalanarak başarmış. Bihter’le Behlül gizli gizli buluşurlar. Bir gece sandalda buluşurlar gece yarısı geri eve dönerler. Bihter sandalda çantasını unutmuş. Evin temizlikçisi çantasını bulur. O gece Behlül’ün de raya gittiğinden haberi olan temizlikçi olayı biraz anlamıştır. Bunu fark eden Bihter ve Behlül yine tehlike içinde olsalar da ilişkilerini sürdürmeye devam etmişler. Ta ki Behlül ile Nihal’in evlenme konusu ortaya çıkana kadarmış. Nihal’i seven biri daha varmış oda o evde büyütülmüş bir zengin çocuğuymuş. Bütün duygularıyla sarışın ince kıza hayranmış ona karşı duyduğu sevgiden verem olmuş. Nihal’in peşini ne olursa olsun bırakmamış hizmetine koşan biriymiş. Sevdiği kızın haberi yokmuş kendi içinde büyüttüğü tek taraflı sevgiymiş. Sevdiği kızın bir başkasıyla yani Behlül ile evleneceğini duyması onun kıskançlık krizinden sonra yataklara düşürmüş. Nihal bir gün raslantı sonucu üvey annesinin gizli macerasını öğrenmiş. Nihal Bihter’e ait nefti çarşafını giymiş prova yapmaya başlamış Behlül bunu fark edememiş Nihal’i Bihter sanmış bir söz söylemiş. Nihal bunun üzerinden giderek olay ın iç yüzünü öğrenmiş. Bir akşam merdüven başında Bihter ile Behlül’ün konuşmasını gizlice dinlemiş duyduklarını inanamayıp zayıf vücudu dayanamayıp bayılmış, öğrendiklerini de böylece açığa vurmuş. Bihter Nihal ile Behlül’ün evlenmesine engel olmaya çalışmış. Çünkü Behlül’ e karı sevgi varmış içinde. O da Behlül’ü çok kıskanmaya başlamış. Sevdiği kişiyi elinden kaçırmak istemiyormuş. Beşir Bihter ile Behlül’ün gizli aşk yaşadığına defalarca tanık olmuş ama bunu Adnan beye ve Nihal e açıklayamamış. Bu karmaşık durum kendiliğinden son bulur. Nihal yaşadığı bu talihsiz olaydan dolayı bayıldığı geceden beri etkisinden kurtulamayıp yatağa düşer. Nihal’i yatakta gören Beşir artık dayanamayıp Nihal in yatağı başında Adnan beye gördüklerini, sezdiklerini duyduklarını bir bir anlatır. Karısının kendisini yeğni ile aldattığını öğrenen Adnan Bey deliye dönmüş şekilde Bihter i aramaya başlar. Bihter artık kendisi için çıkar yol kalmadığını ne yaparsa yapsın hayatını mutluluğunu ve yuvasını kurtaramayacağını anlamış. Baka şekilde Behlül ise kendisinden hevesini alınca er ya da geç onu affedecek olan Nihal e döneceğini düşünür. Bu şekilde de nasıl yaşarım düşüncesi kaplamış hayatını, eşinin karşısına çıkmaya yüzü olmadığı için odadan dışarı çıkmıyormuş. Bihter için 2 yol varmış böyle mutsuz onursuz hayata razı olmak yada olmamakmış tabi bu şekilde iken razı olmamış. Oyuncağa benzeyen mini bir tabanca ile intihar etmiş.

          Bihter in intiharından bir süre sonra Nihal iyileşmiş ve Behlül insan içine çıkmaya yüzü olmadığından oradan kaçıp uzaklaşmış. Böyle bir hayat sonunda gerçeklerle yüzleşerek tecrübe kazana Adnan bey ve kızı sadece birbirleri için yaşamaya karar vermişler.



 ROMANIN ANA FİKRİ: 

Yasak bir aşk bir ailenin yıkımına neden olabilir, gerçekleri zamanında farketmek  sevdiklerinin daha fazla üzülmesini engeller. anlatan bir romandır.



        AŞK-I MEMNU’daki  KİŞİLER


  BİHTER

Fiziki Yapısı: Uzun ve düz kaşlı alnı biraz geniş saçları biraz kıvırcık ve siyahtır. İnce uzun boylu, güzel giyinmli zarif bir hanımdır.

 Psikolojik Yapısı: Adnan Bey ile para için evlenmiş, ama bu evliliği annesinden kurtulmak istemesi ve annesinin kötü şöhretinden dolayı koca bulamam korkusu yüzünden babası yaşındaki adamla evlenmiş birisidir. Evliliğinde bulamadığı hissi duyguyu arzuyu Behlül’ün  kollarında bulur. Sadece paranın mutlu edemeyeciğini düşünmemiştir Kıskanç kişiliğe sahiptir.

Sosyal Yapısı: Melih bey takımında Firdevs Hanimin küçük kızıdır.Gezi ve eğlence yerlerinde tanınmıştir.Piyano ve ud çalabiliyormuş.Kocasina sadık bir eş çocuklara iyi bir anne olmak niyetiyle yaptığı evlilikte namusunu ve şerefini koruyamamıl.

 

 

   NİHAL

Fiziki Yapısı: Mavi gözlü, uzun boylu, sarı kirpik, küçük ağazlı incecik elleri olan uzun sarı saçlı, 12-14 yaşlarında bir kız.  

Psikolojik Yapısı: Duygusal ve hassastır, çabuk sinirlenen ve sinirlendiği zaman rahatsızlanan biri, her şeyin aşırısını ister.Çok sevilmek için can atar,kıskançtır.Hayatındaki boşluğu doldurmak için çareyi Behlül’ü severek onula evlenmeyi düşünen birisi.  

 Sosyal Yapısı: Adnan Bey’in kızıdır. Annesi küçük yaşta ölmüştür. Piyano çalmasını bilir. İtalyan müziğini çok beğenir.. Müziği ve operayı severmiş.

 

   BEHLÜL

Fiziki Yapısı: 20 yaşlarında, ince sarı bıyıklı, genç ve yakışıklı birisiymiş.   Psikolojik Yapısı: Parayı her şeyden üstün tutar.Vurdum duymaz birisi.Bencil amcasına ettiği ihanet ile vicdanı sızlayan fakat yaptıklarına rağmen kendisini suçsuz ilan eder.                                                                                                              Sosyal Yapısı: Adnan Bey’in yeğenidir. Hayatı her yönüyle bildiğine inanır. Hareketli bir yapısı vardırNerede bir eğlence varsa oraya gider. Çapkındır. Güzel giyinmek ve zamanını hoş geçirmek gibi merakları vardır.

 

   ADNAN BEY

Fiziki Yapısı: Kırkbeş yaşlarında, sakalı, bakımlı, şık bir beyefendidir.                   Psikolojik Yapısı: Bir şeyi kolay kolay beğenmez. Özverili ve fedakârdır.

Sosyal Yapısı: Boğaziçi’nde bir yalıda oturur. Zengindir. Kızına bağlı bir baba, karısına bağlı bir eştir. Olgun ve terbiyeye sahiptir. Boş zamanlarında ağaçtan eşyalar yapar.

 

 

   FİRDEVS HANIM

Fiziki Yapısı: Saçları sarı boyalı, gözleri sürmeli 45 yaşlarında bir bayandır.

Psikolojik yapısı: Kızlarını gençliğini, güzelliğini ve mutluluğunu kıskanan birisidir. Kıskançtır. Kızlarının büyüdüğünü ve kendisinin yaşlandığını asla kabul etmez. Genç görünmeye çalışan ve bunun için genç giyinen bir insandır.

Sosyal Yapısı: Melih Bey takımındandır. İki kızı vardır. Dul bir kadındır. Maddî geliri pek fazla değildir. Özgür birisidir. 

   BÜLEND

Fiziki Yapısı: Tombul, al yanaklı, ince kumral saçlı sevimli bir oğlandır.

Psikolojik Yapısı: Hiçbir şeyden haberi yoktur. Dağınık bir çocuktur.

Sosyal Yapısı: Adnan Bey’in küçük oğludur. Yatılı okula verilmiştir. Üvey annesi Bihter ile arası iyidir. Ablasını çok sever.

 

   MATMAZEL DE COURTON

Fiziki Yapısı: Evlenmek için geç kalan, yaşı ilerlemiş yabancı uyruklu bir kadındır.

Psikolojik Yapısı: İffet ve namusunu korumak için İstanbul’a gelen namuslu bir kadındır. Nihal’in annesiz kalışı onun annelik özlemini ortaya çıkarır. Onun da gönlünde bir annelik hevesi vardır. Nihal bu boşluğu doldurur.

Sosyal Yapısı: Evlenmekte geç kalmış yaşlı bir kızdır. Beyoğlu’nun seçkin ailelerinden bir Rum ailesine mürebbiye olarak gelmiştir. Adnan Bey’in yalısı ise mürebbiyelik hayatının ikinci dönemidir.

 

 

   PEYKER

Fiziki yapısı: Kısa, kılsız kaşlı, kumral, dolgun vücutlu bir kadındır. Yirmi beş yaşındadır. Babasına benzemektedir.

Psikolojik Yapısı: Kocasına sadık iffetli bir kadındır. Behlül ona sarkıntılık eder; fakat namuslu Peyker, Behlül’ün asılmalarına aldırış etmez.

Sosyal Yapısı: Firdevs Hanım’ın büyük kızıdır. Evli bir çocuk annesidir.

 

   BEŞİR

Fiziki Yapısı: Esmer normal boya sahip bir delikanlıdır.

Sosyal Yapısı: Yalıdaki ara işlerine bakan Habeş asıllı bir çocuktur. Bülent’in oyun arkadaşıdır. Nihal’i çok sever ve ona tam samimiyetle bağlıdır. Bihter ile Behlül arasındaki yasak aşkı bilmektedir. Nihal’in haline dayanamamış ve bildiği her şeyi Adnan Bey’e anlatmıştır.

 

 

        OLAY ÖRGÜSÜ

Halit Ziya Uşaklıgil’in 1900 yılında kaleme aldığı Aşk-ı Memnu romanı zenginliği için Adnan Bey ile evlenen Bihter’in Behlül ile yasak aşını işlemektedir. Romanın edebi yönü yasak aşkları toplumsal ahlak açısından değil de, bireysel-ruhsal merkezli bakış açısından değerlendirmesidir. Halit Ziya’nın, eleştirmenlerce en beğenilen romanı Aşk-ı Memnu’dur. Yazarın en sevdiği tema olan yasak aşkı işleyen bu roman, başta Bihter olmak üzere kahramanlarının canlandırılışı ve roman tekniği açısından en olgun eserdir. Mai ve Siyah’ta gerçekleştiremediği toplumsal ve siyasal eleştiri niyeti, Aşk-ı Memnu’da yoktur.

Adnan Bey, kızı Nihal ve küçük oğlu Bülent’le birlikte yaşayan zengin bir bey, Firdevs Hanım’sa iki kızıyla birlikte gezinti ve 
eğlence yerlerinde gününü gün eden bir duldur. Firdevs Hanım’ın ailesi, İstanbul’da Melih Bey takımı diye tanınır. Adnan Bey’in, Firdevs Hanım’ın en büyük kızı Bihter ile evlenmesi olayın başlangıcını oluşturur. Adnan Bey’le evlenmeyi kuran ve gençliğinin bitmekte olduğuna üzülen Firdevs Hanım, kızına düşman olur. Bihter, Adnan Bey’le zengin olduğu için evlenmiştir. Ancak, genç ve güzel Bihter’e bu güvence yetmez; aşka duyduğu ihtiyacın dürtüsüyle, Adnan Bey’in uçarı yeğeni Behlül’le yasak bir aşk ilişkisine girer. Ancak Behlül, bu gelip geçici aşktan bıkar ve Adnan Bey’in kızı Nihal’le evlenmeye karar verir. Bihter bu durum karşısında intikam almak için her şeyi açıklamayı düşünür, ama her şey ev halkı tarafından anlaşılınca intihar eder. Behlül evden uzaklaşır, Nihal babasıyla yalnız kalır.

Aslında düzgün bir çizgide gelişen romanda olay değil, kahramanların ruhsal betimlemeleri önemlidir. Romanın çıkış noktasını aşk oluşturur; Adnan Bey’le evli Bihter, Behlül’e; Nihal, (bir bakıma babası) Adnan Bey’e küçük zenci Beşir (umutsuz bir biçimde) Nihal’e; Firdevs Hanım, genç ve güzel olmaya âşıktırlar. Romandaki dramı da bu aşkların yasak oluşu belirler. Bihter ve Nihal, karşıt karakterlerde iki kişiliktir: Nihal aşk için, duygusal bir ilgi; Bihter içinse tensel bir ihtiyaçtır. Yazar Firdevs Hanım’la birlikte bu iki kişiliği ele alırken, toplumsal ahlak anlayışıyla bireysel ahlakın çoğu zaman çeliştiğini vurgulamak ister gibidir: Romancı da bu gerçeği görmüş, ama kahramanlarını trajik bir çatışamaya sokmadan toplumsal ahlak normlarına uymalarını sağlamıştır. Bihter’se, bu normları kabullenemediği için trajik sona sürüklenecektir. Bunda, Tanzimatçıların romana toplumsal yarar açısından bakmalarına karşılık, Halit Ziya’nın bireysel-ruhsal merkezli bakış açısının büyük rolü vardır.

Aşk-ı Memnu, Türk romanını tek boyutlu kahramanlarından kurtardığı gibi, romanın olay değil anlatı dili olduğunu vurgulayan bir eserdir. Roman dili, Halit Ziya’nın bu eseriyle düz bir anlatı dili olmaktan çıkmış, romanın ana gereci durumuna gelmiştir. Türk dili açısından yazarın tek kusuru, işlenmiş bir roman dili yaratırken Türkçe’nin değil, yeni Osmanlıca’nın imkânlarından yararlanmasıdır.

            Olay örgüsü kısacası Bihter’ in annesine benzememeye çalışması ve bunu başarabilecek olabilmesi. Bihter ile Behlülün ilişkisinin nasıl sonlanacağı Nihal ile Behlül’ ün evlenip evlenemeyecekliridir. Bu Düğüm ise Bihter ‘ in annesi gibi anılmak yerine ölümü tercih etmesi yani benzememesi Nihal ile Behlül’ ün evlenmemesi ve Behlül’ün kaçmasıyla son bulur.

            Aşk-ı Memnu romanındaki mekanlar ve özellikleri şunlardır:

•  Konak: Adnan Bey’in sahibi olduğu, kızı Nihal, oğlu Bülent ve mahiyetinde çalışanlarla birlikte yaşadığı, romandaki olayların ana merkezidir.

•   Göksu: Sandal sefalarının yapıldığı, Adnan Bey’in hayatına yeni bir yön verdiği, Bihter’in içindeki kadını uyandıran dönemin meşur eğlence yeridir.

•  Ada: Roman kahramanlarının ruhen sıkıldıkları zamanlarda bir kaçış ve dinlenme yeri olarak kullandıkları mekandır.

       ROMANIN DÖNEMİ

Roman, birinci meşrutiyet döneminin son zamanlarında yani batı özentisi edebiyatın ve buna paralel yaşam özleminin toplumun üst tabakalarında en yoğun yaşadığı sürecinde yazılmıştır.

 Halit ziya Uşaklıgil, “Servet-i fünun” yada “Ededbiyatı cedide” ve bu ede akımların bir devamı olan “Fecr-i ati” edebiyat topluluğu içinde yer alan bir yazıdır.

Bu dönemin yazarları, batı uygarlığına, özellikle fransa’ya hayranlık göstermişlerdir. Türkiye’nin Avrupalılaşma yoluyla yükseleceğine inanmışlardır. Batı’da bilim ve sanat alanında ne buldular ve ne gördülerse Türkiye’ye aktarmaya çalışlardır. Laik düşünce yolunu benimsemişler ve hep din dışı yazılar yazmışlardır. Özellikle aşk, özlem,acıma gibi bireysel temalar işlemişlerdir.







 

 Halit Ziya Uşaklıgil  Hayatı ve Edebi Kişiliği

        HAYATI

1866 yılında İstanbul'da doğdu. İzmir'de halı ticaret ile uğraşan, Uşak'lı bir ailenin oğ­luydu. Babası o yıllarda İstanbul’a yerleşmiş bulunuyordu. Halit Ziya ilköğrenimini bir süre Eyüp'te, sonra Fatih rüştiyesinde sürdürdü. Sekiz, on yaşlarındayken yeniden İzmir'e dönen ailesiyle birlikte oraya gitti. Burada Fransız «Mekitarist» papazlarının yönettiği, lise derecesindeki bir okulda orta öğre­nimini tamamladı. Fransız dilini, edebiyatını genç yaşta yakından öğrenip izlemek imkânını buldu.

On sekiz, on dokuz yaşlarındayken hayata atıldı. Hem bir bankada çalışıyor, hem İzmir Türk İda­disinde Fransızca öğretmenliği yapıyordu. Bu arada yine kendisi gibi genç bir arkadaşı ile birlikte önce «Nevruz» adlı bir dergi, sonra «Hizmet» adını taşıyan günlük bir gazete çıkarmaya başladı. Bir süre Fransızcadan çeviri denemeleri yaptıktan sonra önce ansiklopedik nitelikte, daha sonra da edebî nite­likte ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Türk edebiyatında ilk kez bu deyimi kullanarak «mensur şiir­ler» yazdı. Bunları ilk roman denemeleri izledi. Bu eserleriyle kısa zamanda önce İzmir dolaylarında, daha sonra da İstanbul edebiyat çevrelerinde kendisini tanıttı. Recaizade Mahmut Ekrem Bey, kendi­sinde büyük kabiliyet gördüğü bu genci İstanbul’dan destekliyordu.http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=489

Halit Ziya Uşaklıgil 1893 yılında, Reii ve Düyun-u Umumiye idarelerinde görev alarak İstanbul’a gelip yerleşti. Üç yıl sonra 1896'da kurulan Servetifünun topluluğuna katıldı. Bu katılma olayı için bir edebiyat tarihçimiz: «Öteki gençler Servetifünun'a girmek suretiyle güç ve kişilik kazanmışlardı; Halit Ziya'nın bu topluluğa girişi topluluğa güç ve kişilik kazandırdı.» der. Gerçekten de ötekilerin daha yolla­rını ve yöntemlerini aradıkları bir sırada Halit Ziya ülke çapında üne ulaşmış bulunmaktaydı.

Genç yazar, kendisini Türk edebiyat tarihine mal eden asıl üç büyük romanını bundan sonra, bu topluluk içinde verdi.

1901'de Servetifünun kapatılıp topluluk dağıldıktan sonra Halit Ziya da —öteki arkadaşları gibi— uzunca bir süre edebiyat, sanat hayatından uzak kaldı. 1908'de, İkinci Meşrutiyet'in ilân edilmesi üze­rine, yeniden yazmaya başladı. 1909 nisanında patlak veren Otuz bir Mart olayı üzerine II. Abdül-hamid tahttan indirilmiş, Sultan Reşat padişah olmuştu. Kendisini Mabeyn Başkâtipliği görevi ile sara­ya aldılar. Üç yıl kadar bu görevde kaldı. 1912 yılında Mabeyn Başkâtipliği'riden ayrıldıktan sonra is­tanbul Üniversitesi'nde (o zamanki adı Darülfünun) Batı edebiyatı okuttu. Bu yıllarda bir süre Av­rupa'da inceleme "gezileri de yaptı. Mütareke ve onu izleyen yıllarda, o zamanki adı Darülbedâyi ol; Şehir Tiyatrosu'nda edebî kurul üyeliğinde bulundu.http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=489

Cumhuriyet'ten sonra herhangi bir resmî ya da özel görev almayarak günlerini Yeşilköy'deki evin­de dinlenmek ve anılarını yazmakla geçirdi. Bu arada üç büyük romanının dil ve anlatımlarında ce bazı değiştirmeler ve sadeleştirmeler yaparak onları yeniden yayımladı.

1945 yılı mart ayında öldü. Bakırköy'deki aile mezarlığında gömülüdür.



        EDEBÎ KİŞİLİĞİ: 

Türk romanının en belirgin öncülerinden ve geliştiricilerinden bulunan Halit Zi edebiyata Fransızcadan ve İngilizceden bazı küçük hikâyeler çevirmekle girmişti. Bu yazı çalışmalar çeşitli konulardaki ansiklopedik ve zamanına göre yenilik taşıyan çeşitli sohbet ve makaleleri izle Daha sonra nesir niteliğinde şiirler yazdı. Onun bu ürünlerine verdiği «mensur şiirler» adı zamanına çok yadırganmış, bu yazılara karşı «Canım, şiirin de mensuru olur muymuş?» gibilerden söylenmelerve dudak bükmeler olmuştu. Oysa sonraları kendisinin terk ettiği bu türde Mehmet Rauf, Yakup Ka Ruşen Eşref ve daha başkaları önemli ve oldukça tutunmuş örnekler verdiler

.

Halit Ziya bu hazırlıklardan sonra ilk roman denemelerini yaptı. Bu denemelerinde hem çok ya­kından izlediği Fransız realistlerinin, hatta natüralistlerinin hem de Namık Kemal ve Ahmet Mitra: Efendi gibi Türk yazarlarının etkisi seziliyordu; dolayısıyla bunlar gerçek bir kişilik taşımıyorlardı. Bur lardan sonra romanda ilk ve oldukça başarılı atılımı sayılan «Ferdi ve Şürekâsı» nı yazdı. İlk roma» denemelerini onun çıraklık dönemi ürünleri sayan bazı kimseler, «Ferdi ve Şürekâsı»nı Halit Ziya'r -kalfalık dönemi çalışmalarına örnek olarak gösterirler. Ama o asıl ustalık dönemi romanlarını ve alanda kendisini en iyi temsil eden ürünlerini, İstanbul’a gelip Servetifünun topluluğuna katıldıktan sonra meydana getirdi. Bunlar kendisinin en mükemmel eserleri olduğu kadar, Türk romancılığının da çok belirli bir aşamasını teşkil etmektedir.

İlk gençlik yıllarında roman denemelerinde fazla marazî, bir hayli romantik bir havada gözüken HalitZiya, bu sonrakilerde realizme, ferdin ve toplumun ortak alınyazılarına yöneldi. Çağdaşı bulundu­ğu Fransız romancılarının, özellikle Paul Bourget'nin etkisinde kaldı. Onun roman havasını Türk ede­biyatına adapte etmek istedi. Bunda bir yandan başarıya ulaşırken, bir yandan da başarısızlıklara uğ­radı. Örneğin geniş yığınlara ve gerçek Türk toplumun inemeyip çoğu zaman alafranga yaşama yöne­lik bir ortamda kaldı; kendisine yöneltilen hücumların ağırlık noktalarından biri de —bu yüzden— onun bu alafrangalık tarafı olmuştur.

Romanlarında insan ruhu üzerinde çok zaman güçlü ve canlı gezintiler yapmasını başarabilen Halit Ziya, zaman zaman ferdin iç dünyasından onun çevresine de inme denemeleri yaptı. Ne var ki bu çevrelerdeki dolaşmaları geniş ve yaygın alanlara yayılamadı; belli sınırları geçemedi. Hele ferdin iç dünyasından açılıp çevredeki tereddütlü adımlarla dolaşmalarında mesafeyi hemen daima sınırlı tuttu. Bundan dolayı kendisine yöneltilen «İstanbul'un alafranga ve batıya yüzeyden yönelik, biraz bizden koymuş sınıflarının romancısıdır; taşra halkı bir yana, İstanbul'un asil ve gerçek yerli halkıyla bile yüz yüze gelememiştir.» yolundaki suçlamalar pek de haksız sayılmaz.

Halit Ziya'yı konularını, kişilerini, kahramanlarını ve ortamı seçmesi bakımından eleştirmek müm­kündür ve kolaydır. Ancak bütün bunlar bir yana bırakıldıktan sonra, kendisini büyük ve usta romancı saymamak mümkün ve kolay değildir. Onun için «Türk romancılığının babasıdır» denmiştir. Bu söz, eskimiş ve çok çiğnenmiş de olsa, muhakkak ki bir gerçeği yansıtmaktadır. Bizde roman Halit Ziya'dan otuz yıl kadar önce başlamış, fakat ona gelinceye kadar hemen hemen dişe dokunur hiç bir gelişme göstermemişti. Romanda teknik, hikâye ediş, plan gibi çok önemli hususlar onunla başladı, onunla ve ondan sonra gelişti ve —hakçasma söylemek gerekirse— ondan sonraki yetmiş yıla yakın süre içinde, başka bazı hususlarda kendisini pek çok geride bırakan romancılarımız, şu sayılan hususlarda Halit Ziya'yı hiç bir zaman büsbütün gölgeleyemediler.

Romanın kendine özgü bir dili vardır ki Halit Ziya bu konuda da büyük ve seçkin bir başarıya ulaşmıştır. Ancak bu «dil»le kastettiğimiz «roman dili»dir ve bu da romana özgü bir tekniği gerektirir. Onun seçkinliği ve başarısı bu özelliğindendir. Yoksa bu ünlü sanatçının romanlarında kullandığı dil ve anlatım sadelik açısından hiç de o kadar övülecek nitelikte değildir. Bu dil ve anlatım bir roman için çok süslü, pek çok yabancı kelime ve tamlamalarla doludur, fazla «şairâne»dir; bütün bunlardan başka zincirleme birbirini izleyen pek uzun cümleler okuyucuyu gerçekten yoracak yapıdadır. Yazar bu nok­sanını kendisi de sonraları İdrâk ve kabul etmiş, eserlerinin bir kısmını —bu çeşit dil ve anlatım bakı­mından— belli bir oranda sadeleştirmiştir. Ne var ki bu sadeleştirme de onun kendi anlayış ve ölçüleri­ne göredir ve günümüzde bunlar da çoktan yetersiz duruma gelmiştir

Halit Ziya, romanda olduğu gibi, hikâye türünün de bizde ilk ve gerçek temsilcisidir. Başka bir de­yimle —daha önceki bazı denemelere rağmen— küçük hikâye tarzının ancak onunla ilk başarılı ve yetenekli örneklerini vermiş olduğunu söylemek yerinde olur. Çok güçlü bir gözlemci olan bu sanatçı, hikâyelerini son derece kolaylıkla yazmış ve sayıca da çok yazmıştır. Etrafını çevreleyen büyüklü kü­çüklü, önemli önemsiz hemen her olaydan kolaylıkla bir hikâye çıkarmasını başaran bu yazarımızın: «Bana üç beş isim veriniz, basit bir olayı parmakla işaretleyiniz, size derhal bir hikâye takdim edeyim.» dediği söylenir. Bu kadar kolay, bu kadar rahat hikâye yazan Halit Ziya'nm bu tür eserleri, romanlarına oranla, çok zaman daha tabiî ve daha yerlidir. Üstelik bunlardaki dil ve anlatımda romanlarındaki özen­ti ve zorlama da pek göze çarpmaz Öte yandan hikâyelerindeki konular ve kahramanlar, çoğu zaman, alafranga semtlerden ve belirli insanların serüvenlerinden sıyrılmıştır. Okuyucu bunlarda daha çok kendisini ya da kendisine benzeyen tipleri görür. Halit Ziya'nm hikâyelerinde toplumsal olaylara doğru da bir ilerleme görüldüğü gibi İstanbul dışına taşan, Anadolu'yu arayan bir hava da göze çarpar. Tiyat­ro ile de ilgilenen, telif ve adapte üç tiyatro eseri bulunan Halit Ziya'ınn en başarısız çalışma alanı bu­dur. Onun üç tiyatrosu da, üzerlerinde durulmaya değmeyecek kadar, önemsiz ürünlerdir.http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=489

Ansiklopedik konulardan başlayarak çeşitli çeviriler yapan, gezi notları kaleme alan, sohbetler ve makaleler yazan Halit Ziya'ınn romanları ve hikâyeleri dışındaki en önemli eserleri anılarıdır. Türk edebiyatında anı türünde onun kadar zengin eser vermiş sanatçı azdır. Halit Ziya'ınn bu anılarının bü­yük çoğunluğu belli bir dönemin fikir, sanat, siyaset alanlarına ışık tutma bakımından da değerli birer kaynak niteliği taşırlar. O, anılarında kendi özel yaşamından çok daha fazla, içinde bulunduğu günlerin ve ortamların gerçeklerini yansıtmayı amaç edinmiştir.

Romanları 

  • Nemide,
  • Bir Ölünün Defteri,
  • Ferdi ve Şürekası,
  • Mai ve Siyah,
  • Aşk-ı Memnu,
  • Kırık Hayatlar.
  • Hikayeleri
  • Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası,
  • Bir Muhtıranın Son Yaprakları,
  • Nâkıl (4 Cilt yerli ve yabancı öyküler),
  • Bu Muydu?,
  • Heyhat,
  • Küçük Fıkralar,
  • Bir Yazın Tarihi,
  • Solgun Demet,
  • Bir Şi’r-i Hayal,
  • Sepette Bulunmuş,
  • Bir Hikâye-i Sevda,
  • Hepsinden Acı,
  • Onu Beklerken,
  • Aşka Dair,
  • İhtiyar Dost,
  • Kadın Pençesi,
  • İzmir Hikâyesi.

Hatıraları:

  • Kırk Yıl, Bir Acı Hikaye, Saray ve Ötesi.

 

Deneme:

  • Sanata Dair
  •  


KAYNAKÇA

http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=489 
http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=496 
SERVETİ FÜNUNTOPLULUĞU NASIL KURULDU? ÜYELERİNİN GENEL ÖZELLİĞİ, edebiyadvesanatakademisi.com/


Halit Ziya İle İlgili Yazılarımız ( Başlıkları Tıklayın )


KİTAP ÖZETLERİMİZDEN BAZILARI ( İLGİLENDİĞİNİZ BAŞLIĞA TIKLAYIN)



Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, tez, yazı, İnceleme, ve araştırmalarınızı sitemize üye olarak ve bize başvurarak ESA da paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Konuya Verilen Cevaplar
Şahamettin Kuzucular -  10.5.2012 18:14:04
Puan :
(0 kişi beğendi.)

Roman hakkında derinlemesine analizleri eksik kalmış olsa da romanı okumadan imtina eden ama özetini okuyarak fikir sahibi olmak isteyenlerin faydalanabileceği emek mehsülü bir çalışma olmuş, Özellikle geniş tutulan özeti roman tipleri üzerinde yapılan kayda değer çaba ile değer kazanıyor yazan kaleme teşekkürler

Cevap Yaz
Değerlendirme Puanınız : Lütfen bu paylaşımı değerlendiriniz