edebiyad Ve Sanat Akademisi
 
Üyelik Bilgileri

Yazan : Şahamettin Kuzucular
Tarih  :13.10.2011 22:42:00
Konu : Arkeoloji Müzesi İstanbul


 

    

İstanbul Arkeoloji Müzesi, çeşitli kültürlere ait bir milyonu aşkın eserle, dünyanın en büyük müzeleri arasındadır. Türkiye'nin müze olarak inşa edilen en eski binasıdır. 19. yüzyılın sonlarında ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından İmparatorluk Müzesi olarak kurulmuştur ve 13 Haziran 1891 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Müzenin koleksiyonunda, Balkanlar'dan Afrika'ya, Anadolu ve Mezopotamya'dan Arap Yarımadası'na ve Afganistan'a kadar, Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yer alan medeniyetlere ait eserler bulunmaktadır. Müze üç ana birimden oluştuğu için İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak adlandırılmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne miras kalmış bir kurum olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri ülkemizdeki ilk müzecilik çalışmalarını bünyesinde toplar.

Fakat sistemli bir şekilde müzeciliğin kurumsal olarak ortaya çıkışı İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin 1869 yılında 'Müze-i Hümayun' yani İmparatorluk Müzesi olarak kuruluşuna denk gelir. Aya İrini Kilisesinde o güne değin toplanmış arkeolojik eserlerden oluşan Müze-i Hümayun İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin temelini oluşturur. Dönemin Maarif Nazırı Saffet Paşa, müze ile yakından ilgilenmiş, müzeye eser kazandırmak için kişisel çabalar sarf etmiştir. Ayrıca Galatasaray Lisesi öğretmenlerinden İngiliz asıllı Edward Goold'un müze müdürü olarak atanmasını sağlanmıştır. 1872 yılında Maarif Nazırı Ahmed Vefik Paşa bir dönem kaldırılmış olan Müze-i Hümayun'u Alman Dr. Phillip Anton Dethier'i müdür olarak atayarak tekrar kurar. Dr. Dethier'ın yaptığı çalışmalar sonucunda Aya İrini kilisesindeki mekân yetersiz kalır ve yeni bir inşaatın yapılması gündeme gelir. Maddi imkânsızlıklardan ötürü yeni bir bina yapılamaz fakat Fatih Sultan Mehmet döneminde yaptırılmış olan "Çinili Köşk" müzeye dönüştürülür. Halen İstanbul Arkeoloji Müzelerine bağlı olan Çinili Köşk restore edilerek 1880 yılında açılır.

  


Yapılış tarihi açısından bakıldığında İstanbul Arkeoloji Müzeleri kompleksi içerisinde en eski yapı Çinili Köşk'tür. Şu anda Türk çini ve seramik örneklerinin sergilendiği Çinili Köşk Müzesi, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'da yaptırdığı sivil mimari örneklerinin en eskisidir. Yapıdaki Selçuklu etkisi göze çarpmaktadır. Kapısı üzerindeki çini kitabede inşa tarihinin Miladi 1472 olduğu yazılıdır ancak mimarı bilinmemektedir. Sonradan yapılan diğer iki bina ise Çinili Köşk'ün çevresinde yer alır. Bu binalardan biri Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk Güzel Sanatlar Akademisi olarak inşa edilmiş olan ve sonradan Eski Şark Eserleri Müzesi olarak düzenlenmiş binadır. Eski Şark Eserleri'nin bugün içinde bulunduğu bina, Osman Hamdi Bey tarafından 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi yani Güzel Sanatlar Akademisi olarak inşa ettirilmiştir. İleride Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin temellerini oluşturacak olan bu akademi Osmanlı İmparatorluğu'nda açılmış olan ilk güzel sanatlar okuludur. Binanın mimarı daha sonra İstanbul Arkeoloji Müzeleri Klasik binasını inşa edecek olan Alexander Vallaury'dir. 1917 yılında içindeki akademinin Cağaloğlu'nda başka bir binaya taşınması üzerine bu bina müzeler müdürlüğüne tahsis edilmiştir. Dönemin müze müdürü Halil Edhem Bey Yakındoğu ülkelerinin eski kültürlerine ait eserleri Yunan, Roma ve Bizans eserlerinden ayrı sergilenmesinin daha uygun olacağını düşünmüş ve binanın Eski Şark Eserleri Müzesi olarak düzenlenmesini sağlamıştır. II. Abdülhamid'e aittir.

 

1881 yılında Sadrazam Edhem Paşa'nın oğlu Osman Hamdi Bey'in müze müdürlüğüne atanması ile birlikte Türk müzeciliğinde yeni bir çığır açılır. Osman Hamdi Bey Nemrut Dağı, Myrina, Kyme ve diğer Aiolia Nekropolleri'nde ve Lagina Hekate Tapınağı'nda kazılar yapmış ve buradan gelen eserleri müzede toplamıştır. 1887 - 1888 yılları arasında günümüzde Lübnan'da bulunan Sayda'da yaptığı kazılar sonucunda Krallar Nekropolü'ne ulaşmış ve dünyaca ünlü Büyük İskender Lahdi başta olmak üzere pek çok lahit ile İstanbul'a dönmüştür. 1887 ve 1888 yılları arasında Osman Hamdi Bey tarafından yapılan Sidon (Sayda, Lübnan) Kral Nekropolü Kazısı'ndan İstanbul'a getirilen, aralarında Büyük İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Likya Lahdi, Tabnit Lahdi, gibi ihtişamlı eserlerin sergilenebilmesi için yeni bir müze binasına ihtiyaç duyulmuştur. Osman Hamdi Bey'in isteği üzerine Çinili Köşk'ün karşısına dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen ve Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kurulan İstanbul Arkeoloji Müzeleri 13 Haziran 1891'de ziyarete açılmıştır. Müzenin ziyarete açıldığı 13 Haziran günü halen ülkemizde müzeciler günü olarak kutlanmaktadır. Arkeoloji Müzesi binasına, 1903 yılında kuzey ve 1907 yılında güney kanadın eklenmesi ile bugünkü ana müze binası oluşturulmuştur. Ana Müze binasının güney doğu bitişiğine, yeni sergi salonlarına duyulan ihtiyaç nedeni ile 1969 - 1983 yılları arasında bir ilave yapılmış ve bu bölüm Ek Bina (yeni bina) olarak adlandırılmıştır.

Abidevi binanın mimarı Vallaury'dir. Giriş karşısında iri ve ürkütücü Tanrı Beş heykeli yerleşmiştir. Sağ tarafta Antik çağ heykelleri salonları uzanır. Konforlu, güzel bir teşhirde tamamı bakımdan geçip, temizlenmiş, Arkaik Çağdan, Roma devrine devam eden eşsiz heykeller sıralıdır. Salonların ilkinde Antik mezar taş ve rölyefleri sonra, Anadolu Pers egemenliği, Afrodisias buluntularının yer aldığı Kenan Erim salonu, Efes, Milet ve Afrodisias'tan eserler sergilenen Anadolu'nun üç Mermer Şehri salonu, Hellenistik devir Heykelleri, Menderes Manisa'sı ve nihayet Hellenistik tesirli Roma ve Roma devri heykelleri salonları bulunur.

Giriş sol tarafında hediyelik, hatıra eşyaları ve kitapçı reyonundan sonra Osman Hamdi Bey hatıra salonu sonrada Sayda Krallar Nekrapolü'nden bizzat kendisinin kazıp, çıkarttığı eserlerin salonları uzanır. İlk üç lahit Sayda kralı Tabnit ailesine aittir. Benzersiz bir Likya lahdi ile Satrap lahdi de buradadır. Sonraki bölümde M.Ö.4 yy.a tarihlendirilen, dünya ünlüsü İskender lahdi ile Ağlayan kadınlar lahdi vardır. Büyük İskender'e ait olduğu zannedilmiş olan lahitin 4 tarafı Makedonyalılar ile Persler arasında savaş ve av sahnelerini gösteren yüksek kabartmalar ile süslenmiştir. Yeni ek bina girişi yan duvarında Assos Athena mabedinin ön yüzü bire, bir ölçülerde canlandırılmıştır. "İstanbul Çevre Kültürleri" bölümü, değişik çağlara ait civar buluntu ve tümülüs kazılarında ortaya çıkarılmış şahane eserlerin modern ve güzel biçimde sergilendiği ilk salondur. Bizans devri eserleri salonu da buradadır. "Çağlar boyu İstanbul" bölümü ve üst katlarda, karşılıklı vitrinlerde çağdaş eserlerin yer aldığı, "Çağlar boyu Anadolu ve Truva" , "Anadolu ve Komşu Ülkeler Medeniyetleri": Filistin, Suriye ve Kıbrıs eserleri kronolojik sıralama ile teşhir edilmektedir.

1883 yılında Osman Hamdi Bey tarafından ülkemizdeki ilk Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) olarak yaptırılan binanın içinde bulunan Eski Şark Eserleri Müzesi; Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472 yılında yazlık köşk olarak yaptırılan ve ülkemizin en zengin ve önemli Müzesi, 1992 yılında Avrupa'da 45 müzenin katıldığı yarışmada birinci olarak Avrupa Konseyi tarafından "Yılın Müzesi" seçilmiştir.http://www.istanbul.gov.tr/default.aspx?pid=345

 

    
Lir çalan Apollon,

Müze Müdürlüğüne Bağlı Birimlere İlişkin Genel Bilgiler          

 

 

KLASİK ARKEOLOJİ BİRİMİ

 

1887 ve 1888 yılları arasında arkeolog, ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından yapılan ve dönemin en büyük keşfi olarak kabul edilen, Sidon (Sayda Lübnan) Kral Nekropolü Kazısı’ndan Istanbul’a getirilen, aralarında İskender Lahti (üzerinde Makedonya Kralı Büyük Iskender’in betiminin yer alması nedeni ile bu adı taşır), Likya Lahti, Tabnit Lahti gibi kapasitesi ve önemi büyük eserlerin sergilenebilmesi için yeni bir müze binasına ihtiyaç duyulmuştur. Osman Hamdi Bey’in isteği üzerine Çinili Köşk’ün karşısına dönemin ünlü mimari Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen ve Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kurulan İstanbul Arkeoloji Müzeleri 13 Haziran 1891’de ziyarete açılmıştır. Müzenin ziyarete açıldığı 13 Haziran günü halen ülkemizde müzeciler günü olarak kutlanmaktadır.

Söz konusu müze binasına, 1903 yılında sol ve 1907 yılında ise sağ kanadın eklenmesi ile bugünkü ana müze binası oluşturulmuştur. Ana Müze binasının güney doğu bitişiğine, yeni sergi salonlarına duyulan ihtiyaç nedeni ile 1969–1983 yılları arasında çeşitli ilaveler yapılmış ve bu bölüm Ek bina (yeni bina) olarak adlandırılmıştır.

 

Türkiye’nin ilk müzesi olma özelliğinin yanı sıra, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, dünyada, dönemi itibarı ile müze olarak inşaa edilmiş ilk 8–10 müze binası arasında yer almasıyla da büyük önem ve ayrıcalığa sahiptir.

Çeşitli kültürlere sahip bir milyonu aşkın eseriyle bugün de dünyanın en büyük müzeleri arasında seçkin yerini korumakta olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri 1993 yılında Avrupa’da yılın Müzesi seçilerek “Avrupa Konseyi Müze Ödülü”nü almıştır.

 

 

İskender Lahitinden bir detay

ESKİ ŞARK ESERLERİ MÜZESİ


1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi (Güzel Sanatlar Akademisi) olarak Osman Hamdi Bey tarafından dönemin en tanınmış ve önemli, mimari Alexandre Vallaury’e yaptırılmış ve uzun süre okul olarak kullanılmıştır. Akademi’nin Cağaloğlu’na taşınmasının ardından Halil Edhem Bey tarafından, Yakın Doğu ülkelerinin eski kültür belgelerinin sergilenmesi amacı ile 1917–1919 yıllarında müze haline getirilmiştir. Müze; Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arabistan yarımadası eserleri olmak üzere 4 ana koleksiyondan oluşmaktadır. Anadolu ve Mezopotamya Yunan öncesi, Mısır ve Arabistan yarımadası eserleri ise İslam öncesi dönemleri içermektedir.

Müzede günümüze kadar çeşitli sergileme ve onarımlar gerçekleştirilmiş olup, çağdaş sergileme teknikleri kullanılarak yapılan son teşhir çalışmalarında eğitici olmak ve insanoğlunun tarih içinde gerçekleştirdiği kültür atılım insan elinden çıkmış kültür belgeleriyle anlatmak amaçlanmıştır. Anlatım bölgesel bir sınıflama içinde yapılmış, Arabistan yarımadası, Mısır, Mezopotamya ve Anadolu kültürleri ayrı ayrı tarihi gelişimleri içinde sunulmuştur. Yeni sergileme 8 Eylül 2000 tarihinde ziyarete açılmıştır.


 
ÇİNİLİ KÖŞK MÜZESİ

  

Fatih Sultan Mehmed (1451–1481) dönemini anlatan kaynaklarda Çinili Köşk hakkında geniş bilgiye rastlanmamakla birlikte 1472 yılında Sarayburnu’ndaki korulukta ve Topkapı Sarayını saran surlarının içinde yaptırıldığı bilinmektedir. Yapı Selçuklu etkisinde yapılmış Osmanlı sivil mimarisinin İstanbul’daki tek örneğidir.

Çinili Köşk 1880 yılında imparatorluk Müzesi (Müze-i Hümayun) olarak arkeolojik ve İslam eserlerinin sergilenmesi için kullanılmıştır. 1939 yılında Topkapı Sarayı Müzesi’ne devredilen binanın içindeki eserler çeşitli müzelere dağıtılmış ve müze olarak işlevini yitirmiştir.

1953 yılında İstanbul’un 500. Fetih yılı do onarılan bina Fatih Müzesi adı altında ziyarete açılmıştır. Daha sonra Türk İslam ve Osmanlı çini ve seramik eserlerinin sergilendiği bir müze haline getirilmiştir.

 

1981 yılında İstanbul Arkeoloji Müzelerine bağlanan Çinili Köşk’te Türk’lerin geliştirdiği bir sanat kolu olarak büyük değer taşıyan Selçuklu ve Osmanlı çini ve seramiklerin eşsiz örnekleri sergilenmeye devam etmiştir.

Çeşitli tarihlerde onarım görmüş olan yapıda yenileme çalışmaları tamamlanarak 10.06.2005 tarihinde yeni teşhiriyle ziyarete açılmıştır.

 

Bağlı Müzelere İlişkin Eser Sayıları      

 

Eşki Şark Eserleri Müzesi: 18398

Çivi Yazılı Belgeler: 73272

Çinili Köşk Müzesi: 1735

 

 

  • http://www.kultur.gov.tr/TR/belge/1-45422/eski2yeni.html
  • ttp://www.istanbul.gov.tr/default.aspx?pid=345
  • http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul_Arkeoloji_M%C3%BCzesi
Archaeology Museum ISTANBUL 4 Archaeology Museum (Arkeoloji Müzesi), Istanbul 






İskender Lahiti




 

Derisi Yüzülen Marsyras
Istanbul Arkeoloji Müzesi



 









 


 

İlgili Sayfalar


Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com



       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Konuya Verilen Cevaplar

Cevap Yaz