edebiyad Ve Sanat Akademisi
 

Üye Girişi

Duyurular
» İlave Sitemiz http://www.edebiyadvekitap.com/ hizmetinizdedir. Oraya da üye olarak yazı şiir, kitap eleştiri, özet ve incelemelerinizi paylaşabilirsiniz.

» Değerli arkadaşlarımızın kurban bayramını kutlar herkse sağlık dolu nice bayramlar dileriz.

» Değerli Arkadaşlar, Çeşitli nedenlerden dolayı yazı ekleyemediğiniz sitemiz hazır hale gelmiştir. Artık yazı ve şiirlerinizi paylaşabilirsiniz.

» Lüften Sitemize Uyduruk isimler ve Nıckler ile üye olmayınız. Bu tip üyelikler silineceğinden lütfen bizi uğraştırmayınız.

» Sitemize Üye olarak Belge Yollayabilir, Kaynak ve yazar adını kullanmak kaydıyla Yöneticilerimize başvurarak kopya alabilirisiniz

»  ESA'ya üye olmayan ve ESA ya katkıda bulunmayanların YAZI indirme talepleri karşılanmayacaktır. Emege Saygı Lütfen

» ARAMIZA YENİ KATILAN ÜYELERİMİZ:Edebî yâd ederek, edebiyat ve sanat için sağladığımız kaynaklarımız ve paylaşımlarımızla,ülkemiz kültür ve sanatı adına yola çıkan bu kervana katılmanız bizleri mutlu etmiştir. hedeflediğimiz her menzilde birlikte olabilmeyi temenni ederiz sevgilerimizle...

» ESA'nın Özgün ve Akademik Yazılarını çalan Kaynak ve Yazar adı vermeyen siteler ve şahıslara telif haklarıınca dava açılacaktır. Çaldığınız yazılarımızı silin.

Geleneksel Çakı-Bıçak Yapımcılığı :
Anasayfa - Tüm Sanatlar - Kaybolan El Sanatları
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular Yazar :ESA
Diğer Sanat Kategorileri: Sedef Ebru Oyma Ahşap    Altın Gümüş Telkari Bakır    Tezhip Hat Bezeme Cilt    Çini Seramik Çömlek Cam    Halı Kilim Giysi Dokuma,    Osmanlı Minyatür Gravür Resim    Resim Sanatı    Heykel Sanat Uygarlıklar    Türk Ressamlar    Türk Heykeltraşlar    Sinema Tiyatro Yönetmen Sanatçı   
Genel Değerlendirme :
13 Ağustos 2012 Pazartesi

                 İLGİLİ LİNKLER



Çakı-Bıçak Yapımcılığı :

 

Çakı-Bıçak Yapımcılığı ile kılıç ve hançerler aynı geleneğin ve iş kolunun devamı olan mesleklerdir. Madencilik ve demircilik alanında çok eski bir geçmişe sahip olan Türkler, kılıç, bıçak ve hançer yapımında kendine özgü bir form geliştiren kılıçları ve bıçakları ile tanınan bir millettir.

Türk Destanlarına bile konu olan kılıççılık sanatı Türklerin devrinde dahi maden işlediği, çelikten kılıç ve kargı yaptıkları altını ve bakırı işledikleri,  ittifakla kabul edilen bir gerçektir.

Hunlardan bile daha önceden başlayan kılıç ve bıçak yapımcılığı Osmanlı kültüründen günümüze kadar ulaşmıştır. Osmanlı kılıçları uca doğru hafif eğimli ve tek taraflı keskin olarak yapılmış olmaları ile kendine özgü bir nitelik taşıyan kılıçlardır. Bu eğimin kılıcın kullanılmasında kolaylığı ve etkinliği sağlamak üzere belirli teknik ölçülere göre verildiği muhakkaktır. Hint, İran ve Memlük kılıçlarında da bu eğrilik görülür. Türk kılıçları ve bıçaklarının en büyük karakteristik özelliği namlularda kullanılan çeliğin elde edilmesi ve bu namlular üzerinde çağına göre ileri bir teknikle yapılan süsleme, bezeme ve hat sanatı uygulamalarıdır.

Türklerin bu alanda ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğu tarihteki pek çok hadiseden ve olaylardan anlaşılabilir. Söz gelimi Cengiz Han bile kılıçlarını Türklerden temin etmiş veya Türk ustalarına sipariş vermiştir.  Moğol ülkesine giden Çinli elçiler Moğolların çelik işlemeyi bilmediklerini Moğol generallerinin ve ordularının kılıçlarını Uygur Türklerine ısmarladıklarını yazmışlardır. (1) Kılıcın gerek yapımında gerekse kullanımında tarihi bir geçmişe ve ustalığa sahip olan Türk toplumu bu özelliğini Osmanlılar zamanında da devam ettirmiştir.

Geçmişin gözde kılıçları, kullanımdan düşmeye başlayıp kılıcın yerini başka silahlar almaya başlayınca, kılıç ustaları çakı-bıçak yapımına yönelmişlerdir. Günümüzde de sürdürülen çakı-bıçak yapımı, eski önemini yitirmiştir. Geleneksel bıçakçı atölyelerinde; genellikle kılıç tipli bıçaklar, bağ bıçakları, büyük ekmek bıçakları, bir iki üç ağızlı ya da ustura ağızlı bıçaklar yapılmaya devam etmektedir.

Daha eski dönemlerde Bıçaklar biçimlerine göre; pala, hançer, gaddare, saldırma vb. isimler almaktayken sanayi üretimi bıçakların hızla yaygınlaşması ile geleneksel bıçakçılığın da son demleri gelmeye başlamıştır.

Osmanlılar zamanında başlıca, kılıç ve bıçak üretim merkezlerinin Yatağan, Bursa, Sivas, Sürmene ve Şam olduğu diğer pek çok şehirlerde de bu geleneğin sürdüğü bilinen bir gerçektir.

 Bıçakçıların geçmişten bugüne kadar yapmış olduğu bıçaklar; bel bıçağı, kasap bıçağı, ekmek bıçağı, av bıçağı, börekçi bıçağı, döner bıçağı, muşamba bıçağı, satır, koltuk bıçağı, teke bıçağı, meyve bıçağı, sebze bıçağı, sofra bıçağı, kulaklı bel bıçağı, saldırmalar, kamalar, yüzme bıçaklarıdır. Bıçakçılığın bazı şehirlerde günümüzdekine benzer ayrı iş kolları şekline bölündüğü bıçak yapımcılarının

 

a- Bıçakçılar

b- Çakıcılar

c- Testereciler

 

şeklinde belli uzmanlık alanlarıa yöneldiği kayıtlardan anlaşılmaktadır.(2) Bu iş kollarında kullanılan metallerin ve madenlerin ayrı ayrı işlemler ve uzmanlık alanlarına dönüştüğü anlaşılmaktadır.

 

Bıçakçılarımızın geleneksel üretimini sürdüren ustalar bile bıçak üretimini bir takım modern araç ve gereçlerle sürdürmeye başlamışlardır.  Günümüzde çelik eski usullerle ve dövüle dövüle inceltilmeye gerek duyulmadan hazır halde satın alınmaktadır. Bu işlem kolaylığı geleneksel bıçakçılığımızı da olumlu yönde etkilemiştir. Geleneksel bıçakçılığımızda diğer önemli bir husus bıçakların saplarıdır.  Bu saplar, kemik, tahta veya fiberden olabilmektedir.  Tahta saplar bıçağa takılmak üzere biçilmiş hazır halde satın alınmaktadır. Fiber saplar için de aynı şartlar söz konusudur.  Bıçakları saplarına monteleyen modern araç gereçler kullanılmaya başlamıştır.  Sapları namluya monte eden araçlar ve gereçler de modern makineler şeklindedir. Bıçakçıların kullandığı çarklar bile artık elle değil motorla çalışmaktadır.  Dolayısıyla geleneksel bıçakçılığımız çağdaş gelişmelere nispeten kendini adapte edebilmiş demektir.   Birçok malzemenin hazır halde temin edilmesine rağmen bıçakçılar ustalıklarını ve inceliklerini ortaya koyabilen ürünler üretebilmektedir.

Geleneksel bıçacılığımızda en önemli unsurları, Sap ve Namludur. Saplar, boynuz, tahta, fiber veya diğer malzemelerden oluşabilir. Boynuz saplar genellikle Sİvas yöresinde yapılan bıçaklarda kullanılmaktadır. Daha doğrusu boynuz sap Sivas yöresindeki bıçakçılığın karakteristik bir özelliği haline gelmiştir. Bu saplar genellikle, sığır, manda ve keçiboynuzlarından elde edilen boynuzlar işlenerek üretilmektedir.  Tahta saplar ise genellikle gürgen veya isirik ağacından yapılan saplardan yapılmaktadır. (3)

Sivas yöresindeki Bıçakların namlusunun geleneksel yöntemlerle yapılışı hakkında Doğan Kaya adı geçen yazısında teferruatlı bir şekilde anlatır. " 

 

Günümüzde ağız yapımında kullanılan ham denirin elde ediliş şekli değişmiş, hazır olarak temin edilir hale gelmiştir. “Beyaz Çelik” adı verilen ve Fransız malı olan bu çelik, Bursa ve İstanbul gibi şehirlerden temin edilerek ağız yapımında kullanılmaktadır. Ham olarak temin edilen çelik usta tarafından ocakta ısıtılır ve dövülerek inceltilir. İncelen çelik, makasla yarılır. Daha sonra tekrar ocakta ısıtılarak dövülür. Bu işleme “tavlama” adı verilir. Tavlama işlemi çeliğin daha sağlam olması için ocakta ısıtılarak dövülmesidir. Çelik ocaktan çıktıktan sonra tekrar dövülür ve demir zımbası ile delinir ve soğuk çekiç vurulur. Soğuk çekiç vurulan çelik keskiyle örs üzerinde vurulmak suretiyle kesilir. Bu şekilde, yapılacak bıçak boyutunda kesilip şekil verilen çeliği üç köşeli iye ile sopa takılacak kısma yakın bir yerden kertme adı verilen bir çentik açılır. Daha önce açılan çelik, bıcırgan adı verilen bir aletle genişletilir. Daha sonra zımpara taşında “resm etme” işlemi yapılarak çeliğin parlak bir görüntüye kavuşumu sağlanır. Bundan sonra ağzın biraz daha incelmesini sağlamak amacıyla “orta burun vurmak” adı verilen zımpara taşına vurma işlemi yapılarak ağzın incelmesi sağlanır. " (3)

"Çakı ve bıçakların \"namlu\" denilen ağızları çelikten sapları boynuzdan yapılır. Ocakta kızdırılan çelik, örste dövülerek namlu biçimi verilir. İlk düzenlemeden sonra oluğu (tırnak oyuğu) açılır. Yeniden düzenlenir, su verip parlatılır. Böylece namlu sapa takılacak hale gelir. Sap için çoğunlukla öküz, keçi ve koçboynuzu kullanılır. Boynuz istenilen boyutta kesilir, ısıtılarak mengenede düzeltilir, kalıplanır. Sonra içi testereyle oyulur. Bıçak ustalarının \"elde resim yapma\" dedikleri son düzenlemeden geçirilir. Rendelendikten ve zımparalandıktan sonra namluya takılacak duruma gelir. Namlu sapın uç bölümünde açılan oyuğa yerleştirilir, delinerek çivilenir. Çivi başları birer pul konduktan sonra ezilir, çarkta parlatılır."

Geleneksel bıçak yapımcılığımız konusunda popüler olan bıçak yapım merkezlerimizden birisi de Sürmene'dir. Sürmene’deki bıçakçılık hakkında bir araştırma yapan Doç. Dr. Haşim KARPUZ bu konuda şu bilgileri aktarır "Sürmene'de bıçak yapımının 18. yüzyılın sonuna doğru geliştiğini ve bütün bölgede adını duyurduğunu söyleyebiliriz. Sürmene ve Trabzon'da erkekler bellerinde, silahlık içerisinde çifte bıçak, kama, saldırma veya karakulak taşırlardı. 19. yüzyıl Türk kıyafetleri konu­sunda bir kaynak olan Osmanlı Kıyafetleri Albümünde geniş malûmat bulunmaktadır. Bu bıçaklar bu albüm resimlerinde ve 20. yüzyıl başlarında basılan Trabzon kartpostallarında görülmektedir. . Bölgede erkeklerin yanı sıra kızlar da yanlarında bıçak taşımaktaydılar.20. yüzyılın başların­da Sürmene'de merkeze bağlı Gölonsa (Soğuksu) mahallesinde birçok evde küçük atölyelerde bıçak yapılıyordu. 1950’li yıllar­da bıçak yapılan ev sayısı 200 civarındaydı. Sivri Sürmene bıçakları, üze­rindeki kan olukları yü­zünden öldürücü olduğu için 1933 ve 1953 yılla­rında çıkarılan kanunlarla yasaklandı. Bundan sonra bu sanatta çalışan usta sayısı azaldı. Şimdi bu ustaların yetiştirdiği altı usta geleneksel metotlarla değişik bıçaklar yapmaktadır" şeklinde genel bilgiler vermekte yazısının devamında da Sürmene’deki bıçak yapımcılığı folkloru vb hakkında bilgiler sunmaya devam etmektedir.

XIX. yüzyıl ortalarından itibaren el işçiliğinin yerini makinelerin almasıyla bıçak yapımcılığı büyük ölçüde sekteye uğramaya başlasa da günümüzde de varlığını hissettirmeye değişen teknolojik şartlara rağmen varlığı devam ettirmeye çalışmaktadır. Bu iş kolunu geleneksel oarak sürdürmeye devam eden ustalar da makineleşmeye paralel olarak çağdaş üretim araçları ile geleneksel metotlarını bağdaştırmaya çalışmaktadır. Pek çok bıçak yapımcısı çağdaş aletlerle geleneksel bıçak yapımcılığını devam ettirmektedir. 

Günümüzde paslanmaz çelikten yapılan sabit saplı sofra bıçakları ile açılır kapanır cep çakıları üretimi, Sivas, Bursa Sürmene başta olmak üzere pek çok il ve ilçede devam etmektedir. .Anadolu'nun bazı yörelerinde sap kısımları çeşitli işlemlerle el işi bıçak yapımı hala gözükmektedir.

 

KAYNAKÇA

  1. http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/233-osmanli_kiliclari_ve_%C3%B6zellikleri.html

  2. http://bicakci.5u.com/bursa.htm
  3. Dr. Doğan KAYA, SİVAS’TA BIÇAKÇILIK,http://turkoloji.cu.edu.tr/HALK%20EDEBIYATI/dogan_kaya_sivas_bicakcilik.pdf
  4. Doç. Dr. Haşim KARPUZ,  SÜRMENE BIÇAKÇILIĞI VE BUGÜNÜ,http://www.surdovbisa.com/bicaktr.htm




İGİLİ LİNKLER
Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirisiniz.


 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com



       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.
Bu Yazıya Yapılan Yorumlar
Bu yazıya henüz yorum yapılamış...
Yazıya Yorum Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...