edebiyad Ve Sanat Akademisi
 

Üye Girişi

Duyurular
» İlave Sitemiz http://www.edebiyadvekitap.com/ hizmetinizdedir. Oraya da üye olarak yazı şiir, kitap eleştiri, özet ve incelemelerinizi paylaşabilirsiniz.

» Değerli arkadaşlarımızın kurban bayramını kutlar herkse sağlık dolu nice bayramlar dileriz.

» Değerli Arkadaşlar, Çeşitli nedenlerden dolayı yazı ekleyemediğiniz sitemiz hazır hale gelmiştir. Artık yazı ve şiirlerinizi paylaşabilirsiniz.

» Lüften Sitemize Uyduruk isimler ve Nıckler ile üye olmayınız. Bu tip üyelikler silineceğinden lütfen bizi uğraştırmayınız.

» Sitemize Üye olarak Belge Yollayabilir, Kaynak ve yazar adını kullanmak kaydıyla Yöneticilerimize başvurarak kopya alabilirisiniz

»  ESA'ya üye olmayan ve ESA ya katkıda bulunmayanların YAZI indirme talepleri karşılanmayacaktır. Emege Saygı Lütfen

» ARAMIZA YENİ KATILAN ÜYELERİMİZ:Edebî yâd ederek, edebiyat ve sanat için sağladığımız kaynaklarımız ve paylaşımlarımızla,ülkemiz kültür ve sanatı adına yola çıkan bu kervana katılmanız bizleri mutlu etmiştir. hedeflediğimiz her menzilde birlikte olabilmeyi temenni ederiz sevgilerimizle...

» ESA'nın Özgün ve Akademik Yazılarını çalan Kaynak ve Yazar adı vermeyen siteler ve şahıslara telif haklarıınca dava açılacaktır. Çaldığınız yazılarımızı silin.

Hüsnü Hat Çeşitleri
Anasayfa - Tüm Sanatlar - Tezhip Hat Bezeme Cilt
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular Yazar :kalemguzeli
Diğer Sanat Kategorileri: Sedef Ebru Oyma Ahşap    Altın Gümüş Telkari Bakır    Çini Seramik Çömlek Cam    Halı Kilim Giysi Dokuma,    Osmanlı Minyatür Gravür Resim    Kaybolan El Sanatları    Resim Sanatı    Heykel Sanat Uygarlıklar    Türk Ressamlar    Türk Heykeltraşlar    Sinema Tiyatro Yönetmen Sanatçı   
Genel Değerlendirme :
16 Haziran 2011 Perşembe

Hüsnü Hat Çeşitleri

Hüsn-i Hat yazı çeşitleri başlıca altı kısımda toplanmış olup, buna Aklâm-ı sitte (altı kalem)denir. Aklam-ı sitte peyderpey icat olunarak, Bağdat’da Yakut-ı Musta’sami tarafından kesinşekli verilen altı çeşit yazının tamamına verilen isimdir. Bu altı ana çeşit yazı ile, ondan türeyen başlıca yazı çeşitlerini şöylece sıralayabiliriz:



Sülüs —2-3 mm. Kalınlığındaki kalemle yazılan Sülüs’te harfler yumuşak ve ahenkli olarak
döner. Nesih’in biraz daha büyüğü olup, harflerin yuvarlaklığı Nesih'e nazaran daha azdır.
Hattın esasını teşkil eder. Sülüs bu karekteriyle Mikyasül-hat ve Mizanü'l-hat diye şöhret
bulmuştur. Bütün hat çeşitleri ve kaideleri Sülüs'ten çıkmıştır. Hüsn-i hatta da Sülüs öğrenmekle başlanır. Kur'an'ların ve el yazması kitapların başlık ve sure başları Sülüs'le yazılır. Kıvrak,yumuşak ve göz doldurucu bir yazı olduğundan hat levhaları Sülüs'le yazılmıştır. Osmanlı -TÜRK zevkine çok uygun bir yazıdır.

Nesih -- Kalınlığı Sülüs'ün üçte biri kadardır. Küfi yazının köşeleri'nin yuvarlanması ile meydana gelmiştir. Hicri IV. yüzyılda ilk örnekleri görülen Nesih, V. ve VII. yüzyıllarda klasik olgunluğa kavuşmuştur. Daha çok Kur'an'lar Nesih'le yazılmıştır.  TÜRK hattatlarınca çok kullanılmış bir yazıdır.

Muhakkak - Sülüs ve Nesih arasında bir yazıdır. Murakka kıt'alar yazılmış, ancak Besmelesi    
hariç rağbet görmediğinden fazla kullanılmamıştır.

Reyhani - Nesih'in yatay kısımları bu yazıda daha yatkın bir hale getirilmiştir. Nesih'e nazaran
daha sert ifadelidir.

Tevki' - 2-3 mm. kalınlığında ve kelimelerin arası birleştirilerek yazılır. Tevki' , Osmanlı Divani yazısının esasını teşkil etmiş, beratlarda ve menşurlarda (ferman) kullanılmıştır. Bazı eski Tuğraların imzalarında da bu yazıya rastlanır. Tuğrakeşlere de önceleri Tevki-i denilmiştir.

Tuğra, İmparatorluk devrinde Padişahın imzası yerine kullanılmıştır. " .. An'aneye göre Tuğra Oğuz Han'ın yazılı nişanıymış. Bir kısım Türk tarihçileri bu tabirin efsanevi bir kuş ve aynı zamanda  Oğuz Han'ın arması olan Tuğradan geldiğini ileri sürmektedirler. Kelimenin aslı Oğuz lehçesinde Tuğrağ olup, hükümdarın basılı nişanı, damgası anlamına gelmektedir. Bu husus Kaşgarlı Mahmud'un Divan ı Lügat üt Türk'i,'de de belirtilmiştir. Batı Türkçesinde kelimenin sonundaki gayın harfi okunmadığından, kelime Tuğra şeklinde kullanılmıştır. Kelimenin Farsçası Nişan, Arapçası Tevkii'dir ... Osmanlı tarih vesikalarında değişik tabirlerle kullanılan Tevki-i hümayun, Tevki-i refi, Şerif-i alişan-ı sultani, Tuğray-ı garray- ı sami mekan-ı hakani, Tevki-ı refi-i hiimayun, Nişan-ı hümayun, MisaJ.-i meymun, Nişan-ı şerif-i alişan, Alamet-i şerife ve Tuğrayı-ı garra gibi tabirlerin hepsi tuğra demektir. Ahidname, ferman, berat ve name-i hüınayun gibi vesikaların baş tarafına yazılan tuğra; Nişancı, Tevki-ı, Tuğrai veya Muvakki denilen şahıslar tarafından çekilirdi... XVIII. yüzyılın sonlarına doğru Nişancıların 'Tıığrakeş adlı bir yardımcıları olmuş, tuğra çekmek vazifesini bunlar üzerlerine almışlardır. 1836'da Nişancılık ilga edilmiş ve bunların vazifesi Defter eminlerine devredilmiştir. Defter eminleri de tuğra çekmek için Tuğranü-vis adlı memurlar tayin etmişlerdir.

http://www.definecim.com/images/sanat_tarihi/23.jpg http://4.bp.blogspot.com/_1wF9d9eWwmM/RxqNDEnLjzI/AAAAAAAAAjI/T56V4BAOiSI/s400/1-70ac9cfc78611b69.jpg

Rıkaa' - Rık'a denilmişse de aslı Rıkaa'dır. Nesih yazının yuvarlak şekli olan ve hareketsiz           yazılan Rıkaa', süratle yazılabilen, harfleri bitişik, kalem kalınlığı değişik bir yazıdır. Latin harflerinin kabulüne kadar, devlet yazışmalarında kullanılmıştır.


"Tevki' ve Rıkaa', XII. yüzyılda yetişen Bağdad'lı Ebü'I-Fazl Fazl İbn-i Hazin diye tanınan Ahmed İbn-i Muhammed İbnü'l-Fazl tarafından ortaya konmuştur."


Kufi - Geometrik karakterli bir yazı olan Küfi'nin her çeşidinde göze çarpan özellik, parçaların dikey ve yatay olmasıdır. "Küfi yazı; yazma küfi (kalın-celi ve ince küfi) ve yapma küfi olmak üzere ikiye ayrılabilir. Yapma küfi'ye, örgülü, yapraklı, çiçekli, geçmeli küfi gibi adlar da verilmiştir. Yazma küfi kalemle yazılan, yapma küfi gönye, pergel gibi aletlerle çizilerek yapılan yazılardır. Bunlar abide yazılarıdır. Kağıt üzerinde IX. yüzyıla kadar devam eden Küfi'nin celisi (büyüğü), dekoratif kıymetinden ötürü XII. yüzyıla kadar devamlı ve 15. Yüzyılla kadar da seyrek olarak taş, alçı üzerinde mimari bir unsur olarak kullanılmıştır. Kur'an'lar ve el yazması kitaplar, başlıklar ve sure başları bazı hallerde Küfi ile tezhibli olarak yazılmıştır.


KUFİ HAT YAZISI ÖRNEKLERİ

Ta'lik - XII. yüzyılda İran'da ortaya çıkan bu yazı, Sülüs'le aynı kalınlıktaki kamış kalemle yazılır. Ta'lik, "Ma’kınli'nin karakter itibari ile tam aksi olup, harflerde düz hat yoktıır. Ta'lik kalemine Mcşk kalemi de denir. İranlılar Ta'Iik kalemine Çardank'da demişlerdir.

Bu yazı nev'ini ilk defa ortaya kayanın Hoca Ebü!l-Al olduğu söy lenir. Bu yazının esaslarını Pehlevi hattiyle Küfi'nin parçalarından çıkarmıştır. Ta'lik'in incesine Hafi veya İnce Ta'lik, yahut Hurda Ta'lik, kalınlarına da Celi Ta'lik veya Ta'lik Celisi denmiştir. Ta'lik bir ahenk yazısı olup, yetişmiş en büyük üstadı bizden çıkmış olan Yesarı Esad Efendi (ölümü 1766) 'dir. Ta'lik'i İranlılar ortaya koymuş olmakla beraber, bu yazının en güzel örneklerini vermek yine Türk Hattatlarına nasip olmuştur.

Celi - Sülüs'ün istenilen büyüklükte kalın kalemle yazılan çeşidi olup, her tezyini şekil ve istife müsaittir. Büyük levhalarda, taş üzerine yazılan kitabelerde kullanılmıştır. Yerine göre 3·5 cm. kalınlığa kadar olanları vardır. Ayasofya'daki çıhar-ı yar levhaları 55 cm. kalınlıkta yazılmış olup, dünyanın en büyük yazı örneklerindendir.

Müsenna - Levha ve kitabelerde kullanılan bu yazı, Sülüs ilc Celi'nin karşılıklı olarak çift
yazılan şeklidir.


Divani -- Türk'ün kendine öz, hareketli ve girift bir yazıdır. Hem Tevki'i, hem de Ta'Iik'i andırır. Bu yazıda harf ve kelimeler birbirine kaynaşmıştır. Bu harf ve kelimeler birbirlerine ulaşa ulaşa uzanıp giderler, sona yaklaşınca yükselmeğe başlarlar. Bu yükseliş, Divani yazısındaki değerlere ayrıca bir yükselme değeri katar. Yalnız berat, menşur yazmak için tercih edilmiş bir yazıdır.


Siyakat - Küfi'ye benzeyen bu yazı ile; arazi, emlak, mali ve Defter·i Hakanı kayıtları yazılmıştır.


KAYNAK :(
Hüsn-i Hat yazı çeşitleri - İlyas Uçar - Ebû Rudeyha - Evvâh - Kişisel Bilgi Sitesi Eski Kitapçılık

 

 

TUĞRA HAKKINDA


Tuğral Osmanlı sultanlarının gözalıcı kaligrafik nişan veya arması, bir çeşit imzasıdır. Sultanın ve babasının adını ve çoğunda el muzaffer daima dua ibaresini içerir. Örneğin Kanûnî Sultan Süleyman ’ın tuğrasında “Süleyman şah bin Selim şah han el-muzaffer daima” yazmaktadır. “bin” “oğlu” demektir. Tuğra bizatihi Sultan tarafından yazılmayıp nişancı veya tuğrakeş veya tuğranüvis denilen görevlilerce yazılırdı. Sultanın mühürlerine de kazılmıştır. En eski Osmanlı tuğrası ikinci Osmanlı sultanı Orhan Gaziye aittir. Birinci sultan Osman Gaziye ait bir tuğraya günümüze dek hiçbir yerde rastlanmamıştır. Bu nedenle 36 Osmanlı padişahı ama 35 Osmanlı padişah tuğrası vardır. Tuğralar, Osmanlı devletinin kuruluşundan yıkılmasına kadar çok çeşitli yerlerde kullanılmış, hat sanatında bir kol olmuş ve resmi görevini tamamladıktan sonra tarihe mal olmuştur (1) Halen hat sanatını icra edenlerce sanatsal amaçlı olarak yaşatılmaktadır.

Önceleri fermanlar gibi pek çok resmi evrak üzerine resmiyet kazandırmak için çekilen tuğra daha sonraları hükümdarlık (hanedan) sembolü olarak paralar, bayraklar, pullar, resmi abideler, resmi binalar, camiler ve saraylarda da kullanılmıştır.

Tuğra tek başına Osmanlı kültür, Sanat ve egemenliğini temsil eder. Türklere özgüdür. Türklerin bin yıllık Orta Doğu egemenliğinin mührüdür. Özellikle Türkiye dışındaki yabancılar arasında, Osmanlı denince tuğra akla gelir. Tuğranın şekli kendine mahsustur. Ne herhangi bir şey tuğraya benzer, ne de tuğra herhangi bir şeye. Her tuğrada bir yandan alışılmış tuğra şeklini korumak, diğer yandan her sultanın künyesini bu şekille barıştırmak. Zor sanat. Orhan Gazi’den Sultan Vahideddin’e kadar tekrarlanan ve değişen parçalarla tuğraların evrimini izlemek çok ilgi çekicidir. Tuğra bir güç ve egemenlik simgesi olduğu için belgelerin başında yer alır, sonunda değil...(2)


Tuğra kelimesi Osmanlıdan önceye dayansa da ve yine tuğra benzerleri daha eski Türk devletlerinin belgelerinde kullanılsa da Osmanlı tuğralarının kendilerinden öncekilerle isim benzerliği dışında ortak yanı pek yoktur. İlk Osmanlı tuğrasının sahibi Orhan Gazinin tuğrasında yazılı Orhan ve Osman kelimelerinin yazılış şekli kendinden sonra gelen tuğraların iskeletini oluşturmuştur.


Tuğralar bir arma olarak olgunlaşmış halini aldıktan sonra hattatlar sanatsal boyuta geçerek hep daha güzelini yazmaya çalışmışlardır. Sanatsal tuğra tabloları halinde Padişah Tuğraları dışında yakın zamanlarda Kur’an-ı Kerim’den ayetler, hadisler, dualar, şahıs isimleri vb. de yazılmıştır.


Bir padişahın tuğrası kabul gördükten sonra saltanatı boyunca içeriği değişmezdi. Ancak farklı ellerden farklı çıkan tuğralar da elbet olurdu. Bir Osmanlı belgesinin tarih tesbitinde, varsa üzerindeki tuğranın sahibinin bilinmesi çok yardımcı olur. Hatta tuğradaki nüanslar tarih aralığını daha da kısaltır.


Tuğraların okunabilmesi tüm Osmanlı Padişah Tuğralarıının bir araya getirilmesi ile mümkün olmuştur. Bu meyanda Sayın Suha Umur’un çalışmaları takdire şayandır, eseri bize yol göstermiştir, kendisini en iyi dileklerimle zikrediyorum.
 

TUĞRANIN BÖLÜMLERİ


1- Sere (Kürsü): Tuğranın en altında bulunan ve asıl metnin yazılı bulunduğu kısımdır.
2- Beyze’ler (Arapça: yumurta): Tuğranın sol tarafında bulunan iç içe iki kavisli kısımdır.
3- Tuğ’lar: Tuğranın üstüne doğru uzanan “elif” harfi şeklindeki uzantılardır. Her zaman elif değillerdir. Bazen harf de değillerdir. Yanlarında yer alan flama şeklindeki kavislere “zülfe” denir.
4- Kollar (hançere): Beyzelerin devamı olarak sağa doğru paralel uzanan kollardır.

Bazı tuğralarda sağ üst boşlukta ilgili padişahın “mahlas”ı da görülür.


--------------------

Tuğra Hat Sanatı: Tuğra dört bölümden ibarettir. Bunlara çeşitli isimler verilmiştir.

1- Tuğranın Sere’si (Kürsüsü): Tuğranın alt tarafında bulunan ve asıl metnin yazılı olduğu kısmın adıdır. Buraya kürsü adı da verilir Sere padişah III. Mehmet’in tuğralarında belirlenmeye başlamıştır.

2- Tuğranın Beyzeleri : Tuğranın sol tarafında bulunan ve genellikle Han ve Bin kelimelerindeki nün harflerinin bazen de başka bir kelimedeki dal harfinin teşkil ettikleri kavislere verilen isimdir. Bazı tuğralarda beyzeler tuğra şeklini tamamlayan işaretlerdir.

3- Tuğranın Tuğlan : Tuğranın üst tarafındaki elif harfi .şeklindeki çizgilerin adıdır. Bunlar, bir tuğra dışında her tuğradan üç adet olarak görülmektedir. Tuğlar bazı tuğralarda hiçbir harf- ifade etmeyen ve sadece şekli tamamlayan işaretlerde olabilir. ”OSMANLI DEVLET DÜZENİNE ÜÇ TUÐ HÜKÜMRANLIK alametidir. Tuğralarda bulunan,üç tuğ geleneği de bu alametin Tuğralarda yansıması olarak da düşünülebilir.

4- Tuğranın Kollan : Beyzelerin devamı olan ve “muzaffer” kelimesinin üzerinden geçerek sağa doğru paralel uzanan kısımlara verilen isimdir. Bunlara hançere adı da verilir.

Tuğrada metin ile ilgisi olmayan bazı işaretler de bulunmaktadır. Bu işaretler, tuğranın şeklini tamamlamak için ilave edilmişlerdir. Hiçbir kelime veya harf değillerdir. Bir mana taşımazlar.
Tuğranın gelişmesi incelendiğinde, her tuğranın bir evvelki padişah tuğrasına mümkün olduğu kadar benzetilmek için gayret sarf edildiği görülür. Tuğraya giren yenilikler bile çok’ defa bu benzetmeyi sağlamak için yapılmıştır.

Tuğralar genellikle iki beyzeli ve üç tuğludur. Her yeni tuğrada bu unsurların da bulunması gerekir. Eğer metindeki harfler bir tuğ, bir beyze veya her ikisi birden tuğraya ilave edilir. Tuğrası haricinde bütün padişah tuğralarında yer almıştır.

EL MUZAFFER DAİMA TABİRİ : Daima Muzaffer olan, galip gelen anlamında
Arapça bir tamlamadır. Murat II den sonra bütün tuğra metinlerinde görülmektedir.

TUĞRALARDA NOKTALAMA ve İŞARETLER:

Tuğralarda harfler noktasız yazılır. İlk tuğralarda bazı harflerin noktalan belirli biz düzen olmadan konulmuştur. Hatta bazı harfler noktasız, bazı harfler noktalı yazılmıştır, îç ve dış beyzeleri meydana getiren ”N” nün harfi İçin ilk tuğra örneklerinde bazen tek bazen çift nokta konmuştur. Ortadaki tek nokta zamanla süs halini almış ve Fatih Sultan Mehmet’in tuğralarında metne ”daima” kelimesinin girmesi ile nokta kalkmıştır.

Tuğra Metni:

1- Padişah ve Babaların İsimleri :

Tuğra, padişahın yazılı alameti, bir çeşit imzası olduğuna göre metindeki en önemli kelimeler, padişahın kendi adıyla babasının adıdır. Bu ikisinin okunması çok defa tuğranın hangi padişaha ait olduğunun anlaşılmasına yetmektedir. İlk tuğralarda metin sadece bu iki isim ile oğlu manasına gelen ”bin” kelimesinden ibaret idi (Orhan bin Osman gibi.). İsimler tuğranın seresinde yer alır. Tuğra metni genellikle aşağıdan yukarıya doğru okunacak şekilde istif edilir. Tuğra sahibinin adı altta, babasının ki üstte bulunur. Bazı tuğralarda bu isimler iç içe girmiş, bazılarında ise bir satır halinde yazılmıştır.

2- Bin Kelimesi :

Arapça oğul manasına gelen bir kelimedir. Tuğralarda padişahın babasının isminin önüne gelir (Orhan bin Osman ”Osman oğlu Orhan” gibi-).

3- Han Kelimesi:

Han, eski Türklerde hükümdara verilen bir unvandır. Osmanlı padişahları da bunu kullanmışlardır. Han unvanı ilk defa Bayezid. nin tuğrasında görülmektedir. (Bayezid BİN MURAD HAN gibi)

http://www.devrimerakalin.com/tugra2.jpg

4- Şah Kelimesi :

Şah kelimesi bir unvan olmakla birlikte tuğralarda ilk defa bir isim eki olarak görülür. Şehzade Selim’in kendi tuğrasına koyduğu şah kelimesi, isminin Selim Şah olduğundandır. (Kardeşleri Şehin Şah ve Alem Şah gibi).  Kanûnî Sultan Süleyman da asıl ismi Süleyman Şah’tır.
Selim Fin isminde Şah yoktur. Şehzadeliğinden çektirdiği tuğralarda Şah unvanım kullanmıştır. Padişah olduktan sonra tuğra metnine Şah unvanı girmiş, ”Şah” kelimesi iki defa tekrar edilmiştir. (Selim Şah Bin Süleyman Şah Han El Muzaffer Daima gibi)

Yavuz Sultan Selim,den itibaren (1512 - 1520)

Nişancılık : Osmanlı Devlet teşkilatındaki ”Kalemiye” sınıfının en yüksek altın makamlarından biri nişancılık idi. Bu memuriyette bulunanlara Nişancı, Tevki, Muvakki veya Tuğra denilirdi.
18. asrın başına kadar nişancılar, devletin eski ve yeni kanunlarım ve merasimlerini en iyi bilen, şeriat ve hukuk kanunlarım telif edebilen ve Divan’da bu konuda fikir ve görüşlerinden faydalanılan kimselerden seçilirlerdi.

Diğer devletlere ve hükümdarlara Name-i Hümayunların yazılması da nişancılara ait bir görevdi. Nişancılar bir tür resmi evrakları kontrol ederek, padişahın imzası olan tuğrayı çekerlerdi. Bu onlara bir çeşit teftiş hakkı da kazandırıyordu.

İlk devirlerde padişahların kendi tuğralarını kendilerinin de çektikleri biliniyor. Sonradan devletin büyümesi ve işlerin çoğalması bu vazifenin nişancılara verilmesini gerektirmişti.

Padişahlar birine sevgi ve iltifat olsun diye tuğrasını meşketmeyi (tuğra çekme alıştırmaları) emrederlerdi. Bu bir teveccüh idi. Vezir tayin edilenlerin tuğra çekmeyi mest etmeleri usuldendi ve buna ”Meşk-i Tuğra” denirdi.

Sahte tuğra çekmenin cezası çok ağırdı. Bu suçu işleyenlere elini kesme ve ömür boyu hapis cezası verilirdi.

Sadrazam, vezirler ve kazaskerler gibi nişancılar da Divan-ı Hümayun üyesi idiler.
Sınır eyaletlerindeki vezirlere aradaki mesafenin uzunluğu ve çabuk karar verme gereği düşünülerek, tuğra çekme izni verilmiş, bu usul 17. yüzyılda kaldırılmıştır.

Serdar-ı Ekrem yani padişah adına ordu başkumandanı olarak sefere giden sadrazamlarada mecburen Tuğra çekilmiş kağıtlar verilir, gerektiğinde bunları doldurmalarına müsaade edilirdi. Bu uygulama diğerlerinden farklı olup, ferman yine padişah adına çıkardı. Bununla birlikte daha sonra bu usul de terk edilmiş, Serdar-ı Ekrem’lere padişah adına olmak şartıyla tuğra çekme izni verilmiştir.


http://myakwa.files.wordpress.com/2009/11/tugra_3mustafa11.jpg

Mahlas :

Tuğraların sağ üst köşesine buradaki boşluğu değerlendirmek ve güzel görünmesini sağlamak maksadı ile estetik bir kaygı ve denge için yaprak veya çiçek resmi konurdu. Bilhassa 2. Süleyman ve 3. Ahmet’ten sonra bu bir gelenek halini aldı. Bu resimler süs olarak konduğu için evrak üzerindeki tuğralara çiçek veya yaprak konmazdı. Bu tür süslü tuğralar paralar üzerinde daha çok görülür.

İlk defa 2. Mahmud tuğralarında çiçek ve yaprak konan boşluğa Adlî mahlasın konduğu görülmektedir. 2. Mahmud Adlî mahlasını tahta çıktığı ilk günden itibaren kullanmıştır.
Osmanlıların ilk sultanları harbe gider ve dönüşlerinde Gazi unvanı alırlardı. Şeyh-ül İslâm fetvası ile verilen gazilik unvanı son dönemlerde sultanlara kazanılan bir harbin şerefine verilmiştir.

2. Abdülhamid, 3. Plevne savaşından sonra bu unvanı almış ve 1877 (1294) de çıkartılan ”Rusya Muharebesi” madalyaları üzerindeki tuğraların sağ ve üst köşelerine ”El Gazi” mahlası konmuştur.

2. Abdülhamid, El Gazi mahlasını resmi evraklarda tuğra ile birlikte daima kullanmıştır.
Sultan 5. Mahmad mahlas kullanan üçüncü sultandır. Tahta çıkışının ilk günü kendisine sunulan tuğrada sağ üst köşede Reşadmahlası bulunmaktadır. Bu mahlasını resmi evraklarda, binalarda, paralarda ve tuğranın kullanıldığı her yerde tuğrası ile birlikte kullanmıştır.

Çanakkale Zaferinden sonra, paralarda ve resmi evraklardaki tuğralarında reşad yerine ”el gazi” mahlasını kullanmaya başlamıştır.


Şehzade Tuğraları:


Osmanlı padişahlarının erkek çocuklarına kimden doğmuş olursa olsun. Çelebi Mehmet zamanına kadar Çelebi, bundan sonra da Şehzade denmiştir.

İlk Osmanlı Şehzadeleri küçük yaştan itibaren önemi olan Sancak ve vilayetlerde valilik ederlerdi. Bu suretle idari işlerde yetişmeleri sağlanırdı.

Şehzade sancaklarından hemen hepsi Anadolu Beyliklerinden alınan yerlerdi. Şehzadeler bu birliklerin başşehirlerini kendilerine merkez yapmıştı.

Şehzadeler, isimleri ile tuğra çektirirler, emirler yazdırırlar ve bu suretle kendi idareleri altındaki bölgelerde bir padişah gibi hüküm sürerlerdi. Yalnız kendi adlarına para bastıramaz ve namlarına hutbe okutamazlardı. Bu iki imtiyaz yalnız padişahlara aittir.

Şehzade tuğraları da, aynı usullerle tertip edildiğine göre şekil, istif ve metin bakımından diğer tuğralardan farklı değillerdir. Şehzade, şayet tahta çıkarsa tuğrası değişmez, şehzadenin saltanatı süresince Şehzadeliğinde kullandığı tuğrayı kullanırdı.


Alıntı:
kalemguzeli.net



İLGİLİ LİNKLER


Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com



       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.
Bu Yazıya Yapılan Yorumlar
Bu yazıya henüz yorum yapılamış...
Yazıya Yorum Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...