edebiyad Ve Sanat Akademisi
 

Üye Girişi

Duyurular
» Değerli Arkadaşlar! Uzun zamandır, üzerinde çalışılan Sitemizin yeni tasarımı TAM TEŞEKKÜLLÜ OLMASA DA karşınıza çıkabilecek hale gelmek üzeredir. Yönetim, paylaşım ve özellikleri bakımından daha işlevsel olacağını umduğumuz Yeni tasarım ile sizlere daha kaliteli bir hizmet verebilmek için daha atak olabileceğimizi ümit ediyoruz. Veri tabanının taşınması için TÜM ÜYELERİMİİZN BEŞ GÜN BOYUNCA ŞİİR VE YAZI EKLEMEMESİ GEREKMEKTEDİR. Bu yüzden beş gün boyunca sitemizin yazı ve şiir ekleme özelliği kapanmış olacaktır. Yeni tasarımla birlikte her şey yeniden açılacak tüm üyelerimiz Yazı ve şiirlerini yeniden paylaşabileceklerdir. Sevgilerimizle… Şahamettin Kuzucular

» Lüften Sitemize Uyduruk isimler ve Nıckler ile üye olmayınız. Bu tip üyelikler silineceğinden lütfen bizi uğraştırmayınız.

» Sitemize Üye olarak Belge Yollayabilir, Kaynak ve yazar adını kullanmak kaydıyla Yöneticilerimize başvurarak kopya alabilirisiniz

»  ESA'ya üye olmayan ve ESA ya katkıda bulunmayanların YAZI indirme talepleri karşılanmayacaktır. Emege Saygı Lütfen

» ARAMIZA YENİ KATILAN ÜYELERİMİZ:Edebî yâd ederek, edebiyat ve sanat için sağladığımız kaynaklarımız ve paylaşımlarımızla,ülkemiz kültür ve sanatı adına yola çıkan bu kervana katılmanız bizleri mutlu etmiştir. hedeflediğimiz her menzilde birlikte olabilmeyi temenni ederiz sevgilerimizle...

» ESA'nın Özgün ve Akademik Yazılarını çalan Kaynak ve Yazar adı vermeyen siteler ve şahıslara telif haklarıınca dava açılacaktır. Çaldığınız yazılarımızı silin.

Acımak Romanının Tahlili
Anasayfa - Yazılar - Yabancı Roman Özetleri
Ekleyen : Gülsüm Tuba Kızılay Yazar :Gülsüm Tuba KIZILAY
Diğer Yazı Kategorileri: Makale    Deneme    Söyleşi    Mektup    Masal    Anı Hatırat    Eleştiriler    Öykü   
10 Mayıs 2013 Cuma

 Bu Eser 31.05.2013 Tarihinde Haftanın Yazısı Seçilmiştir

ACIMAK

 

REŞAT NURİ GÜNTEKİN

ESERİN BASIM YERİ VE TARİHİ: 1928YILINDA YAYINLANAN OSMANLICA BASKISINDAN YARARLANARAK, ASLINA UYGUN OLARAK YAYINA HAZIRLANMIŞTIR.

BASKI: İNKILAP KİTAPEVİ

SAYFA SAYISI:159

ESERİN ÇEŞİDİ: DRAMATİK

 

 

KONU:

ANNESİ TARAFINDAN BABASINA KARŞI DOLDURUŞA GETİRİLEN İKİ KIZ KARDEŞİN BABALARINA DUYDUĞU NEFRET VE SONUNDA BU YALANLARIN ORTAYA ÇIKMASI.

 

ANA DÜŞÜNCESİ:

İNSANLARA TAM OLARAK BİLMEDİĞİMİZ KONULARDA ONLARI YARGILAMAMALIYIZ.ONLARA SORMADAN DEĞERLENDİRMEMELİYİZ.

 

             

 

   ROMANDAKİ   KİŞİLER   

 

Zehra Hanım,Mebus Şerif Halil Bey,Tevfik Hayri Bey,Ruhsar,Feriha,Meveddet,Mürşit Efendi,Mesadet,Necip Bey,Vehbi Efendi,Tahir Efendi,Abdüssamet Bey,Cevdet                                          

ROMANDAKİ KİŞİLERİN KARAKTER VE FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ

ZEHRA HANIM:Kara kuru ,ufak tefek kız.Billur gibi taze bir sesi var.Kuvvetli bir irade sahibi ve etrafındakilere çok tatlı muamele etmekle beraber emretmeyi bilen,güzel değil.Donuk esmer bir çehresi,irice bir burnu,çıkık elmacık kemikleri, kuvvetli bir çehresi var.Dişleri bembeyaz ,hafif çatık ince kaşları var.Yalnız iki tanesi ağzını  kapadığı zaman üst dudağını hafifçe şişirecek kadar büyük,küçük siysh gözleri var.

TEVFİK HAYRİ BEY:Mesleğini kutsallığına inanmış bir idealist.Biraz gevşek ve hayal perest.Boş vakitlerinde kitap okuyan bir adam.

MÜRŞİT EFENDİ:Doğrulukçu,namuslu,başarılı bir memurdur.Ailesinin mutlu olması in her fedakarlığı yapmıştır.

MEVEDDET HANIM:Zehra’nın annesi.Hiç bir şeyden memnun olmayan kocasını aldatmış bir kadın.

MESADET HANIm:Yalıda oturan zengin bir bayandır.

NECİP BEY:Mesadet Hanım’ın kardeşi,Meveddet Hanım’ın aşığı.

FERİHA:Zehra’nın ablası.Anne ve büyükannesinin kötühuylarını  edinmiş,mahmuriyet ve sefalet içinde büyüyen bir çocuk.

VEHBİ  EFENDİ:Yetmiş yaşlarında emekli bir tabur katibi.

TAHİR EFENDİ: Maarif başkatibi.Elli yaşlarındadır.

ABDÜSSAMET BEY: İyiliksever bir adam.

CEVDET BET: Sarayda teşrifat nazırı.Mürşit’in mektepten arkadaşı.

FADIL EFENDİ:Nazik,kibar  bir adam.Mal müdürüdür.

MEBUS ŞERİF HALİL BEY:BÖLGENİN VEKİLİ.

ROMANDA GEÇEN MEKANLAR

BEYLERBEYİ’NDEKİ ESKİ YALI, EYÜPSULTAN, SİVAS,DİYARBAKIR

DİL VE ÜSLUP: DİL SADE .ÜSLUP ŞİMDİKİ DİLİMİZE GÖRE FARKLI.DİLDE ANLAMI BİLİNMEYEN SÖZCÜKLER  VAR.

OLAYLAR KARŞISINDA KAHRAMANLARIN DURUMU: KAHRAMANLAR OLAYLAR KARŞISINDA DÜŞÜNEREK HAREKET EDİYORLAR.ACELE ETMEDEN.

KAHRAMANLARIN YAŞADIĞI SOSYAL TABAKA:MEMUR MAAŞIYLA GEÇİNEN BİR AİLE .ÇEŞİTLİ KIYAFETLER GİYİP LÜKS YAŞAMA İMRENME .GEZME HAYALLERİ VAR.

ESER HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜM:İLK SAYFALARINDA BİRAZ SIKILDIM FAKAT İLERLEDİĞİMDE SÜREKLEYİCİ BİR ETKİSİ VARDI. KİTABIN BİTMEMESİNİ İSTEDİM .ÇÜNKÜ ÇOK GÜZEL BİR KİTAP.KESİNLİKLE OKUMAYA DEĞER.ANLAMINI BİLMEDİĞİM SÖZCÜKLER VARDI,KİTABIN ALT TARAFINA ANLAMI YAZILMIŞ BU YÖNÜYLEDE ÇOK GÜZEL.HERKESİN BU KİTABI OKUMASINI TAVSİYE EDERİM.

ESERİN ADI:ACIMAK

ESERİN YAZARI:REŞAT NURİ GÜNTEKİN

 ESERİN BASIM YERİ VE TARİHİ:1928YILINDA YAYINLANAN OSMANLICA BASKISINDAN YARARLANARAK,ASLINA  UYGUN OLARAK YAYINA HAZIRLANMIŞTIR.

BASKI:İNKILAP KİTAPEVİ

KONU:ANNESİ TARAFINDAN BABASINA KARŞI DOLDURUŞA GETİRİLEN İKİ KIZ KARDEŞİN BABALARINA DUYDUĞU NEFRET VE SONUNDA BU YALANLARIN ORTAYA ÇIKMASI.

SAYFA SAYISI:159

ESERİN ÇEŞİDİ:DRAMATİK

ANA DÜŞÜNCESİ:İNSANLARA TAM OLARAK BİLMEDİĞİMİZ KONULARDA ONLARI YARGILAMAMALIYIZ.ONLARA SORMADAN DEĞERLENDİRMEMELİYİZ                                          

 

                                 

 

ACIMAK ROMANININ ÖZETİ

 

Zehra Hanım kasabanın bilinen simalarından biridir. Mebus Şerif Halil Bey cüzdanının, yeleğinin cebini karıştırıyor.Zehra Hanım'ın hangi mektepten geldiğini bir kağıda not etmiş ama  bulamıyordu.
-Maarif   müdürü gülerek.                     
-Efendim aramayın herkes tanır Zehra Hanım'ı dedi. Dostlarımdan biri Zehra Hanım için on on beş gün daha  izin istedi nedeni İstanbul'da ihtiyar ve  hasta bir babasının olmasıydı. Adam son günlerde  çok hastalanmış ve hayatı tehlikedeymiş. Maarif müdürü mümkün izin veririm ama bildiğime göre Zehra Hanım'ın kimsesi yok. Beş senedir tanırım. Babası olduğu hakkında bir şey söylemedi dedi.

-Maarif müdürü :
-Efendim kasabayı gezdirirken ilk önce Zehra hanım'ın mektebinden başlarız. Dikkate değer bir mekteptir. Halk mektebin asıl adını unutmuştur.''Zehra Hanım'ın Mektebi'' diye tanır. Maarif müdürü pencereden uzaklara bakarak güldü. Keşke bütün mekteplerin başında Zehra hanım gibi muallimler olsa da bizim hiç hakkımız kalmasa dedi. Mebus Şerif Halil Bey ile maarif müdürü Tevfik Hayri Bey iki eski mektep arkadaşıydılar. Mülkiyeyi bitirip muallim olmuşlardı.Şerif bey sonra mesleğini değiştirmiş Tevfik Bey maarifçi kalmıştı.Seçim bölgesine gezmeye gelen Mebus Şerif Halil Bey onun misafiri olmuştu yemek yerken Zehra Hanım'ın bahsi açıldı.

Tevfik Bey :
-Dört sene önce küçük bir kız öğretmen okulu mezunu olarak gelmişti buraya geldiğinde yirmi beş yaşlarındaydı. Şimdi yirmi dokuz otuz yaşlarında vardır.Zehra hanım mektebinde az para ile büyük işler yapan bir muallimdir.Elinden gelmeyen bir iş yoktur cam tamiri, boya badana gibi işlere kendi halleder.Bu işler için paraları arttırır sınıflara ders aleti alır.Yerli zenginlerden bir kısmının yardımı ile binayı büyütüp bahçesini genişletti .Eşraftan biri ölen annesi için süslü bir türbe yaptıracaktı.Zehra hanım günlerce gitti geldi bu projeyi değiştirdi mektebi bir kış teneffüshanesi  yaptırdı.Zehra Hanım'ın verdiği terbiye temiz ve mükemmeldi.Zehra Hanım acımasız bir kadındı her yönüyle dört dörtlük bir kadındı.Fakat bir eksiği vardı. Acıma duygusu yoktu .Tevfik Bey bir gün daireye giderken bir bahçenin kenarında üç küçük kız çocuğu gördü çantalarını taşın üstüne  koymuşlar,dertleşiyorlardı.Çocukların bu saatte sokakta gezmeleri dikkat çekti onları mektep kaçağı zannetti fakat çocuklar Tevfik Bey’i görünce kaçmaları gerekirdi fakat onlar kaçmadı Tevfik Bey'e uzaktan uzağa bakıyorlardı.Tevfik Bey çocukları yanına  çağırıp mektebe niçin gitmediklerini sordu.Birisi ''gittik ama muallim halim bizi mektebe sokmadı.Evimize gönderdi'' dedi.Tevfik Bey sebebini sordu ikisi daima mektebe geç kalıyorlarmış.Zehra Hanım erken gelmeleri konusunda uyarmış fakat onlar geç gelmeye devam etmişler bu yüzden Zehra Hanım okula almamış. Tevfik Bey niçin muallim hanımın sözünü tutmadıklarını sordu. Birisi ''annem hasta, ben ev işlerini yaparım küçük kardeşime yemek yedirir, kuyudan su çekip, ateş yakıp, bulaşık yıkayıp geliyorum.''bu yüzden geç kalıyorum. İkincisi bazı günler hava kapalı oluyor anlayamıyorum bu mantık Tevfik Bey’in tuhafına gitti. Kıza hava kapalı olunca mektebe geç gelmek mi lazım dedi. Çocuk yerinde bir cevap verdi. Hava kapalı olunca saati nereden anlayayım? Demek onun evinde saat yokmuş. Üçüncüsü çok fakir kıyafetli bir kızdı. Muallim hanım nalınla mektebe gelme diyor benim yeni ayakkabım var ama ayağımı sıkıyor dedi. Tevfik Bey bu mesele üzerinde Zehra Hanımla uzun uzun konuştu fakat anlaşamadı. Maarif müdürü ve mebus kasabayı dolaşmak için sokağa çıktılar mektebe girdiklerinde ders bitmişti. Zehra Hanım’ı bahçe kapısının yanında buldular. Zehra Hanım çocukların kıyafetlerini muayene ediyordu kiminin saçını düzeltir kiminin kuşağını bağlardı.Hatta ayak üstü sökük elbise kopuk düğme diktiği olurdu.Mebus şaşırmıştı.Kara kuru ufak tefek bir kız görünce Tevfik Bey’e siz onu bana heykel gibi heybetli korkunç bir insan olarak anlatmıştınız.

Tevfik Bey :
-Hakim bir insan olmak için mutlak iri yarı mı olmak gerek dedi. Mebusa maariften mektepten ve talebelerinden bahsetti bil hassa sevdiği çocuklardan sözü olurken küçük siyah gözleri canlanıyor yüzü hemen hemen güzelleşiyordu.Nihayet asıl meseleye geldiler. Şerif Halil Bey izin meselesini açtı.Zehra Hanım’ı korkutmamak için...

-İstanbul'daki bir dostum bil hassa sizi görmemi rica etti galiba pederinizi tanıyormuş dedi. Muallim ''peder'' sözünü işitince tavrını değiştirdi,kaşlarını çattı yüzünü sert bir mana aldı.
-Yanlış olacak... Benim babam yok efendim.
-Nasıl olur ?

Belki bir başka Zehra’dır.
-Maarif müdürü kasabada ikinci Zehra Hanım yok ki !
-Mebus tamamladı. Hatta mektebin adını söylediler dedi.Zehra hanım asabileşti Tevfik Bey bir yanlış olabileceğini beyefendiye söylemiştim.
Şerif Halil Bey: Olabilir bu Zehra Hanım’ın siz olmadığınıza memnunum. Çünkü pek hoş bir haber yok Zehra hanımın babası hastaymış. Mutlaka kızını görmek istiyormuş on beş güne kadar İstanbul’a gitmesi için izin ermemi istediler. Zehra hanım art arda bir çok soru sordu sonra  sualimi mazur görünüz nede olsa meslektaşımın babası Allah şifa versin.Şerif Halil Bey hayret babası hasta olan Zehra Hanım bu değilmiş dedi.Tevfik bey dudağının ucuyla bilinemez, dedi.Maarif müdürü bu anlaşmazlığı halletmek için çok beklemedi iki gün sonra  İstanbul'dan gelen resmi bir telgraf Zehra hanımın babası Mürşit efendinin ölmek üzere olduğunun muallimin hemen yola çıkmasını bildiriyordu.Maarif Zehra hanımı odasına  çağırttı telgraf elinde Zehra hanımın sormasını istiyordu.Sakin bir tavırla.
-Ölmüş mü ? Dedi.

-Kim ?
-Baban...
-Hayır,fakat hastalığı artmış.
-Fazla bir şey söylemiyorlar mı ?
-Hayır nokta hemen İstanbul'a gitmenizi...
Zehra Hanım kağıdı aldı.Odanın aydınlık olmasına rağmen pencereye çevirdi.Tekrar tekrar telgrafı okudu.Çehresi o kadar sakindi.Tevfik Bey:Hemen hazırlanmalısın kızım,dedi.Tren istasyonuna iki buçukta geliyor.On ikide buradan çıkmalısınız ki yetişesiniz.Ben size o vakte kadar  otomobil bulurum Zehra Hanım uykudan uyanır gibi silkindi, maarif müdürüne  baktı.Kendine gelmiş,kararını vermişti.
-Teşekkür ederim..Hacet yok,gitmeyeceğim.

-Tevfik bey şaşırdı kulağına  inanamadı.Nasıl olur kızım ?
-Öyle icap ediyor.
-Pederinizi hasta.İstanbul’a gelmenizi istiyorlar.
-Tevfik bey neden gitmeyeceğini sordu.
-Zehra hanım maarifle ilgili bir mesele olsa anlatırdım.Tereddüt  etmezdim dedi Zehra hanım devam edemem dedi.Dudakları titremeye,ağlamaya başladı.Bu zaafını göz yaşlarını saklamaya lüzum görmedi.Sadece başını biraz yana  çeviriyordu.Tevfik bey babamı inkar ettim mürşit efendi üzerimde babalık haklarını kaybetmiş bir biçaredir.Zehra hanım İstanbul'a gitmeyeceğim dedi ve kapıyı çarptı dışarı çıktı.Maarif müdürü merdiven başında Zehra hanımla karşılaştı.Zehra hanım giyinmiş elinde bir çanta vardı.

-Düşündüm gitmeye karar verdim.
-Tevfik bey
-Pek güzel dedi.
Zehra Hanım hademenin bulduğu otomobille istasyona  gitti vagona  binip cam kenarında oturdu.Zehra gözünü kapatıp çocukluğundan başlayan hatıralarını düşünüyordu.Birden gözünü açtı.Tren sert bir kayalığın içinde yoluna  devam ediyordu.Büyük annesi kızlarının iyiliği için her şeyi yapmış bir anneydi.Teyzesi Ruhsar’ı hiç tanımamıştı.Çünkü o ölmüştü.Duvarda asılı fotoğraftan biliyordu.Ruhsar teyzesinin kocası hali vakti yerinde bir tüccardı.Annesi yüzünden dolduruşa gelen Ruhsar’ın istekleri yüzünden kocası Ruhsar’ı öldürmüştü.Feriha Zehra’nın ablasıydı.Bakımsızlıktan verem olup ölmüştü.Günün heyecanları trenin mütemadi sarsıntısı Zehra’yı çok yormuştu.Uyuduğu zaman şafak söküyordu.Zehra vardığında üç dört saat evvel ölmüştü.Bir gün daha acele edemedin mi diye soruyorlardı.Baban Zehra Zehra diyerek öldü.Senden bir parça kordela bulduk .Onu verince sakinledi soluğu kesildi.Eyüp Sultan’ın harap bir mahallesinden geçiyorlardı.Vehbi efendi inmeli ayağını güçlükle sürüyor.Bastona  dayanıp duruyordu Zehra küçük valizi ile takip ediyordu.Vehbi efendi Zehra’ya babasının hastalığını bütün açıklığı ile anlattı sonun da eve gelmişlerdi.İki kadın vardı biri Vehbi efendinin karısı diğeri cenazeyi beklemeye gelmiş bir komşuydu.Aralık bir kapıdan hafif bir mum ışığı görünüyordu.

-Vehbi efendi
-Zehra hanım kızım merhumu görmek ister misin ? dedi.
-Asabi tavırla hayır dedi.

-Vehbi efendi Zehra hanım kızım babanın bir tahta sandık içinde bir kaç parça eşyası var bu sandık arkadaşında unutulup kalmış.Bu sandık arkadaşında unutulup kalmış.Merhumun bizde hasta yattığını duyunca getirdi verdi.İhtiyar adamlar bez parçasının ucuna  bağlanmış küflü bir anahtar uzatıyordu.Zehra Hanım elini çekti.
-Hayır,hayır alamam dedi.
Zehra Hanıma misafir odasına temiz bir yatak hazırlamışlardı.Sandıkta bu odanın köşesindeydi.Anahtarı da verdiler.Zehra hanım odaya geçti.Sandığa el sürmek istememişti biraz önce fakat şimdi çok merak ediyordu.Sandığı açtı içinde eski çamaşırlar,yamalı çoraplar,yırtık seccade,küflü bir makas bir kaç kitap vardı.En altta sedef kalkmalı ir ceviz kutu dikkatini çekti bu kutu kitliydi.Makasla kilidi kırdı silik fotoğraflar,kordela ile bağlanmış bir tutam saç,sararmış mülkiye diploması ve bir defter.Zehra defteri rastgele karıştırıyordu üzerinde hatıra defteri yazıyordu.Zehra  okumaya başladı babası diploma alıp ilk memuriyeti alandı.İlk olarak Sivas vilayetinde işe başladı.İşi çok iyi yapacağını , kimseye karışmayacağını yazmıştı.Yaşlı bir ermeni kadının evinde bir oda tutmuştu.Vazifesini doğruluk ve gayetle yazacağını yazmıştı.Ona bu odayı tutan arkadaşı muhasebe katiplerinden Tahir efendiydi.Tahir efendi akşam yemeğine çağırmış diğer arkadaşlarına da haber vermişti.İlk olarak burada rakı içmişti.Adamlar Mürşit’e çok genç olduğunu bir şeyden anlamadığını söylüyorlardı.Çok çalışan bir memurdu.Bu odada kitap okur bir şeyler yazarken komşu kızları ermeni kadınının yanına gelir.Gülüşüyor kahkaha atıyorlardı.Tahir beyde bu eve  gelen kızın biriyle de mercimeği fırına  vermişti.Mürşit beyi bahane  ederek onunla vakit geçiriyordu.Mürşit bey  bunu öğrendi.Daireden erken çıkıp evine  gitti.Odanın kapısını açıp baktığında Tahir efendi oturuyordu.Aşığı daha gelmemişti.Ona yumzuk attı ama  adam hiç ahlaksızlık yapmamış gibi davranıyordu.Buradan sonra başka başka vilayetlerde çalıştı başına  türlü iftiralar geldi.Diyarbakır vilayetine  yerleşti Fadıl efendi ile tanıştı mal müdürü idi.Dairede fenalaştı araba ile evine  götürüyordu evinin kapısına  vardığında ölmüştü.Ölüyü rahat döşeğine  yatırdı eşi ağlıyordu.Genç bir kızı vardı aklından keşke bu kızla evlenmek mümkün olsaydı diyordu.Çok fakirlerdi.Memlekete dönecek paraları bile yoktu mürşit efendi Fadıl efendinin karısından kızını istedi.Kadın kızına  sormadan razı oldu evlendiler üçü bir yaşamaya başladılar.Kaynanası yemek yapıyordu.İlk başlarda güzel bir aileydi sonrada karısının ve kaynanasının istekleri başladı.Mürşit efendi onları kırmamak için üzmemek için borç harç aldı onları memnun etti kaynanası Fadıl bey hakkında kötü şeyler söylüyordu.Bencildi diyordu.Mürşit’i oğlum diye seviyordu bitmek tükenmek bilmeyen istekler devam etti mürşit herkese borçlandı alacaklılar kapıya geliyordu.Meveddet hastaydı mürşit üzülüyordu.Annesi Mürşit’e İstanbul’a gitmek istiyor canı bu yüzden sıkılıyor hasta oluyor dedi.Mürşit para bulup İstanbul’a göç edecekti.Abdüssamet Bey adında ahbabı vardı .Ondan borç para istedi oda verdi İstanbul’a gittiler.MEveddet Mürşit’e hep namusunla çalıştın eline bir şey geçmedi diyerek onu hırsızlığa yitti hapiste yattı.Bu arada hep rakı içiyordu.Abdüssamet bey bu insanların çok kötü insanlar olduğunu söylemişti.Mürşit’ini iki kızı oldu.Büyüğü Feriha küçüğü ise Zehra mürşit işsizdi .Mesadet hanım zengindi Mevedetlerle oturur konuşurdu.Kardeşim necip beyde vardı.Mürşit’i necip beyin yanında iş buldular.Onun yanında dolgun maaşla işe başladı.Necip beyin odasında mektuplar buldu

Medevvet’in Necipe yazdığı aşk mektuplarıydı .Necip’in yanına gidip adamı hırpaladı.Bunu duyan Medevvet yakınının birinin evine gitti öldürür diye korktu necip ve Medevvet aşıklarmış çocuklara Mesadet hanım bakarmış onlarda buluşurmuş.Çocukları Mürşit’e karşı doldurmuşlardı.Feriha genç kız olmuştu  fakat yoksulluktan,huzursuzluktan verem olup ölmüştü Zehra ise oda büyüdü elbise yaptıracağız diye değişik kıyafet yaptırmışlardı kızı çok tuhaf olmuştu Zehra’yıda annesi gibi olsun istemiyordu.Bir gün vapurda giderken.Mektepten arkadaşı Cevdet’le karşılaştı ona  olanları anlattı.Zehra için yatılı mektep ayarlamasını istedi oda kabul etti.Zehra’yı oraya verdi .Meveddet ne  kadar yalvardıysa da Zehra’yı ona  vermedi.Ara sıra Zehra’yı gördü ama yanına  gitmedi.Çünkü onun utanmasını istemedi. Mürşit Allahtan son bir şey istiyordu.Kocaman hanım olmuş kızını bir defa kucaklamak .Zehra defteri  bitirdiğinde ortalık ağarmaya başlamıştı.Tİtreyerek yerinden kalktı mumu eline  aldı. Cenazenin olduğu odaya gitti üzerine  kısa bir battaniye örtmüşlerdi.Yırtık çorapları dışarıda kalmıştı.Zehra zavallı babam diyerek feryat ederek ayaklarını öptü.Zehra bir kaç gün sonra Anadolu’daki mektebe  döndü genç muallimin eksiği kalmamıştı acımayı öğrenmişti.
                                                             

                                           Son..

 

     

 

REŞAT NURİ GÜNTEKİN

 

Hayatı: Sadece Millî Edebiyat’ın değil, Türk edebiyatının ünlü roman yazarıdır. İstanbuI’da, Üsküdar’da doğdu. İlköğrenimine Selimiye MahaIIe Mektebi’nde başlar. Ailesinin ÇanakkaIe’ye gitmesi üzerine iIköğrenimini bu şehirde tamamlar. Bir süre İzmir’de Fransız okuLunda öğrenim görür. Daha sonra İstanbuI Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirir. Öğretmendik ve MiIIî Eğitim BakanIığı müfettişliği görevlerinde bulunur. Kansere yakalanan yazar, 1956′da tedavi için gittiği Londra’da yaşamını yitirir.

EserIeri: Roman: ÇaIıkuşu, GizIi EI, Damga, Dudaktan KaIbe, Akşam Güneşi, Bir Kadın Düşmanı, YeşiI Gece, Acımak, Yaprak Dökümü, KızıIcık DaIIarı, Gökyüzü, Eski HastaIık, Ateş Gecesi, Değirmen, MiskinIer Tekkesi, Kavak YeIIeri, HarabeIerin Çiçeği, Son Sığınak, Kan DavasıHikâye: GençIik ve GüzeIIik, RoçiId Bey, Eski Ahbap, Tanrı Misafiri, Sönmüş YıIdızIar, LeyIa iIe Mecnun, OIağan İşIerOyun:Hançer, Eski Rüya, Ümidin Güneşi, Gazeteci Düşmanı, Şemsiye Hırsızı, İhtiyar Serseri, Taş Parçası, Bir Köy Hocası, Babürşah’ın Seccadesi, Bir Kır EğIencesi, Ümit Mektebinde, İstikIaI, Vergi Hırsızı, HüIIeci, Eski Şarkı, BaIıkesir Muhasebecisi, Tanrıdağı Ziyafeti

Edebi KişiIiği – Sanat AnIayışı: Reşat Nuri Güntekin; roman, hikâye, tiyatro, gezi ve çeviri aIanIarında eser vermesine karşın edebiyatımızda romancı oIarak tanınır. ÖzeIIikIe ÇaIıkuşu romanı, yazarın ününü pekiştirmiş, öyIe ki edebiyat tarihine ÇaIıkuşu yazarı oIarak girmiştir. Türk edebiyatının sürekIi ve çok yazan sanatçıIarından biri oIan Reşat Nuri, iIk roman denemeIerini Birinci Dünya Savaşı yıIIarında yaptı. Batı edebiyatını tanıyarak geIiştirdiği roman tekniğini yerIi konuIarı, insanIarı ve Türkiye coğrafyasını temeI aIarak kuIIandı. Yaşadığı dönemin insan manzaraIarını, sosyoIojik ve psikoIojik yapısını eserIerinde yansıtmaya çaIıştı. SosyaI eIeştiriyi de beIIi bir insan sevgisi ve hoşgörü açısından bakarak işIedi. Eserlerinde canIı ve hareketçi bir hayat atmosferi kurdu. FaziIet, aIçakgönüIIük, payIaşma iIkeIerini ön pIana çıkararak AnadoIu insanına kendi kendini sevmeyi öğretti. EziImiş, geri kaImış, cahiI köyIüyü en sevimdi haIiyIe eserlerine konu etti. Acıma ve sevme duyguIarının ön pIana çıktığı eserIerinde duygusaI ve fikrî oImak üzere iki hâkim tema tespit etmek mümkündür. ÇaIıkuşu adIı ünIü romanı ve onu takip eden iIk eserIerinde bireyseI ve duygusaI iIişkiIeri ön pIanda işIedi. Sanat hayatının ikinci döneminin eserIeri sayıIabiIecek romanIarında ise Atatürk inkıIâpIarını tanıtma ve benimsetme amacını ön pIana çıkardı. BunIarın dışında Tanzimat’tan bu yana bütün yazarIarın iIgi duyduğu BatıIıIaşma, aiIe iIişkiIeri, fedakârIık vb. konuIan işIedi. EserIerinin çoğunda, kendi fikirIerini temsiI eden ve doğru yoIu gösteren ideaIize ediImiş tipIer yarattı. Ancak bu tipIer aracıIığı iIe ortaya koyduğu topIumsaI sorunIara çözüm üretme yoIuna gitmedi. TopIumun eğitimIe kaIkınacağına inanan yazar, ideaIist öğretmen tipIeri çizerek MiIIî Edebiyat’ın düsturIarından oIan "mektepten memIekete" üIküsüne katkı sağIar. MesIeğinden doIayı daha çok, eğitim sorunIarına eğiIir. ÇaIıkuşu, YeşiI Gece, Acımak ve Kan Davası gibi romanIarının kahramanIarı öğretmendir. Reşat Nuri’nin ikinci tip romanIarı arasında yer aIan MiskinIer Tekkesi, GizIi Et, Eski HastaIık ve Yaprak Dökümü gibi hayata beIIi bir zihniyetin arkasından bakan çevreIeri irdeIemiştir. Bu romanIarda sosyaI çözüImenin kaynağı oIarak aiIe gösteriIir. Akşam Güneşi, Dudaktan KaIbe ve Ateş Gecesi ise bireyseI konuIarı eIe aIan aşk romanIarıdır. HikâyeIerini Maupassant tarzıyIa yazar. Yani o, bir oIay öykücüsüdür. HikâyeIerinde oIayIarın kurgusu sağIamdır. Tiyatro eserIerinde daha çok, sosyaI konuIara yer verir. AiIe, evIiIik kurumu, kadın-erkek iIişkiIeri, aşk ve sosyaI değişmeIer tiyatro eserIerinin konuIarını oIuşturur. Yazar, memIekete bir bütün oIarak bakar. İstanbuI, Bursa, ÇanakkaIe, Ankara, Kayseri vb. tek coğrafya oIarak görünür. Bu bakımdan kahramanIarını bir anda İstanbuI’da, Bursa’da, Ankara’da yahut AnadoIu’nun herhangi bir kasabasında görebiIiriz. Reşat Nuri Güntekin, diI yönünden bağIı oIduğu MiIIî Edebiyat hareketinin anIayışıyIa hareket eder. Sade diIIe ve zengin bir keIime kadrosuyIa anIatacakIarını ortaya koyar.


       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.
Bu Yazıya Yapılan Yorumlar
Şahamettin Kuzucular   (0 Kişi Beğendi) - 11 Mayıs 2013 / 11:15

Eseri incelemek adına büyük bir çaba gösterildiği aşikardır. Bu çalışma en azından verilen emek ve gayret adına bir teşekkür hak ediyor. Emeğe tebriklerle
Kaydet

Sermin Gür   (0 Kişi Beğendi) - 12 Mayıs 2013 / 19:58

değerli yazarlarımızdan R.N.Güntekinin okunmaya değer bir romanını yeniden hafızalarımızda canlandıran öğrencimize teşekkür ederiz
Kaydet

Yazıya Yorum Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...