Duyurular
» 

» 

» Eski Esa Üyelerine Eski Esa'ya ve yazılarınıza bu linkten ulaşabilirsiniz http://www.bakiyorum.net/ ten şiirlerinizi de bulabileceksiniz

» ESA ÜYELERİNE SİNEMA DİZİ FİLM SENARYO DERSLERİ BAŞLIYOR

»  SENARYO DERSLERİMİZ DEVAM EDİYOR!!! http://www.edebiyadvesanatakademisi.com

FaceBook
SEN, BEN OLMASAYDIN KEŞKE !
Anasayfa - Yazılar - Öykü
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular Yazar :Şahamettin Kuzucular
14 Ekim 2011 Cuma


SEN, BEN OLMASAYDIN KEŞKE !( Şahamettin Kuzucular)

Mazide resmi kalan etrafın dekorunda değişen ne çok şey var?  Eskiden bu ağaçlar sanki daha büyüktü. Şimdiki gördüğüm bank, aklımda resmi kalan banklarla alâkasız. Ne havuzdaki yeşil ve mavi sular aynı, ne de şu kenarlarda dizilmiş çitler aynı … Çitler, çiçekler, naylonlardan yapılmış ucube gölgelikler, sağa sola sıkışmış ceset renkli yapılar, o günlerimden kalan anılarımda yoktur. Ya yapraklar da farklı, ya da artık gözlerim seçmiyor dünkü gibi…

İnsanlar, köhne kamyonlar gibi bezgin bezgin yürüyor. Ayaklarına sanki yılanlar dolamışlar. Külfetlerin altında ezilmiş gibi ölgün ve ruhsuz yürüyorlar. Şen şakrak dolaştığım dostlarım nerde şimdi?

Şu havuz ne yabancı? Şu taşlar bildik değil. Kurtuluş Parkı, benim kadar değişmiş.  Ne çalılar tanıdık, ne de kasımpatılar. Bağbanın fıskiyesi başka sesten çalıyor. Zerrelere durmayı artık sevmiyor muyum? Oysa fıskiyelerle ne çok kez ıslanırdım. Kim bilir kaç on kere havuza düşmüşümdür. Elimi suya sokmak bile çok kötü fikir. Artık ıslanmak bile zahmet geliyor bana…

Çok yıllar öncesinden tanıdık ne az şey var? Anılardaki o park, işte gezdiğim bu yer. Ama bu park, bir başka; kalan anılar başka… Ya ben başka adamım, ya da bu park bir başka…

Şu yolun hülyasında kim bilir kaç kez gezdim. Şu banklar üzerinde resim çektirmedim mi?  Salkım söğütler ile saymadım kaç kez içtim. Parkın şu köşesinde ilk kez öpmüştüm onu. Bu kamelya önünde psikopat dövdü beni. Menekşelerin ceddi, ilhamdı şiirime… Çayırın ataları üstünde çok oturdum? Ama bu park, o değil; o adam ben değilim. 

İşte şu bildik ağaç bir şey söyledi bana. “ Akan ırmak suyunda iki kez yıkanılmaz  “ diye konuşuverdi. Akan her bir hazandan bir kabuk saklamıştık. Saklanan resim solar, saklayan kap çürürdü. Bu park başka sararmış, ben başka çürümüştüm.

Mazideki rüzgâra benzer bir rüzgâr çıktı. Çiçekler sallanırken, menekşe titriyordu. Benim sallanışım da asla nedensiz değil. Seni bulmuşum  gibi bir his  içimde şimdi. Yoksa orda bekleyen senin sliüetin mi? Seni gördüm, seni buldum mu yoksa ?

Ne zaman, nerde seni, nasıl da yitirmiştim? Şimdi nasıl da buldum?… İnanamıyorum, inanamıyorum!

Kaç on yıl öncesinde yiten sen gibi sensin. Baksana gözlerinde daha gözlük bile yok. Saçların yine kara, sımsıkı darmadağın... Gözünde aradığım ışıklar şimşek gibi. Henüz duygularından pek çoğu yontulmamış. Sıcak tebessümlerin ayaz görmemiş daha!  Şu içten gülüşleri zemheri dondurmamış. Dudak ucu yayları kahkaha çizmiş demek. Bu şen günlerden miras yaylar mı kalmış bize. Alnında caddelerden, bulvardan eser yoktur. Gözlerinin altında besili torbalar yok. Gözlerin kenarları daha hiç buruşmamış. Gönlünde hülyaları kasavet darp etmemiş. Yüzündeki ışığa bulutlar hayli uzak. Umudun ülkesine sırtlan dalmamış daha. Ruhundaki safiyet manolya açmış gibi. Sen ne kadar umarsız, ne kadar neşelisin?

Umutsuzluğun sisi dokunmamış yüzüne. Bakışların, dipdiri ve zıpkın gibi atak! Gözlerinin fonunda hüzünler dolaşmıyor. Bir müddet sonra seni kasvetiyle mahv edecek işgaller başlamamış. Yüzünde acıların bot izleri çökmemiş. Endişeler gelmemiş çalmamışlar kapını. Şu duruşunda bile yüreğin nasıl canlı ?

İçinden bir ses hayattan ne bekliyorsan hepsine kavuşabileceğini söylüyor, şimdi sana biliyorum. Umutların bu bahar neş'vesinden her dalında bin bir çiçek açmış. Bilmiyorsun ki umut çiçeklerinin ömrü az; yaprakları narindir. Ama sen her zaman hep baharda, hep çiçekli kalacağına vehmediyorsun. Bu çiçekler meyvelerin habercisidir evet. Bu çiçekler, güzel günleri vaat ederler. Ama sen meyveye dolduracak ihtimamdan habersiz; yazın ve sonbaharın yakıcılığından bi haber, daha bu mevsimde bile olabilecek fırtınalardan, dolulardan ve başkaca tehlikelerden biganesin.

Sen, yeteneklerinin farkında, ama ihtimamın, emeğin farkında değilsin. Seni kapıp koyuveren gündelik zevklerin anlık tatlarıyla oyalanma derdindesin. Bunca açan çiçekten olabildiğince meyve bu bahar günlerindeki ihtimamla olacak. Ama sen bunları hiç akıl edemiyorsun. 

Senin de geleceğin baharda ekilecek. Baharda ekilmeyen fidandan meyve çıkmaz? Bilmez gibi davranıp bir şey ekmiyor musun? Aksine kırmadığın tek bir fidan kalmamış, Sallayıp dökmediğin tek çiçek tek yaprak yok.

Sana şimdi rastlamak ne kadar üzdü beni. O zamanki benimi neden gösterdin bana? Pişmanlıklar, eyvahlar, artık çok uzak kalan gelip geçen fırsatlar, elinde gözüküyor.
Geriye çevrilmesinin mümkün olmadığı anların nedametlerine düşüverdim. Ben, sen olmasaydım; ya da sen; ben olmasaydın keşke!

Şu vakit bir daha düzeltemeyeceğim hatalarımla hesaplaşıyorum. Bir daha gelmeyecek o yıllar geçip gitti. Şu giden fırsatların derdine düşüverdim. Bunların tek suçlusu sanki sen değil misin?


Tedbirsiz, adam sendeci, erteleyen olmamın hepsi de senden kalmış. Senden kalan her miras, ayaklarımda bir bağ. Seninle alıştığım her şeyin sonu kötü..

Şimdiki bu halinle ne kadar boş umutlar, güvenler içindesin. Tamtakır kuru bakır hülyalar içindesin. Önündeki fırsatları tepen, fırsat olarak görmeyen, her yanında dolaşan imkânların hiç birine imkân değilmiş gibi kayıtsız duran, hatta hiçbir şeyi beceremediğin halde, kendinde her şeyi becerebilecek bir güç varmış vehmine kapılan, bu kendini kandırmacıların eseri olarak beni yaratacağını bilmiyorsun değil mi?

Kendi eliyle ayağıma gelir vehmine alıştırmanı asla bağışlayamam. İşlerimi sona bırakıp, zar zor yetiştirme huyumun sebebi sensin. Plansız, programsız ataletinden kalan düzensizlik ve acelecilik başarısızlık öykülerinin nedeni olup kaldı. İşte bu yüzdendir ki başarısızlık öykülerime şiirler yazar oldum. Aşkta da, kumarda da, hep bu yüzden kaybettim. İşte bu yüzden oflayan, puflayan, şundan bundan şikâyet eden biri olup çıkıverdim.

Feleğe, bahta çıkışmalarım bu yüzdendir. İnsanları ikna edemeyişimin sebebi bana miras bıraktığın bu darmadağınık duruşun sebebiyledir. Rakipler az ürünle çok hasat yapıyorken, çok ürünle hasatsız bağbozumu yaşadım. Ürünleri derecek intizamım olmadı. Ürünümü satacak ambalaj yapamadım. Senlikten miras kalan perişanlık yüzünden başarımı hiç kimse bana ait saymadı.  Bu kovandan bal çıkmaz fikrine kapıldılar.

Ben, bu yüzden arabesk şarkı gibi yaşadım. Yalakaların, işgüzarların bile yanına sokamadın Kırk arada derede hedefsizce bıraktın. Günleri har savuran zaman haramisiydin. Elimde avucumda bir plan bırakmadın.  


Seni gördüğüme hiç sevinmedim, sen de bundan hoşlanmadın değil mi? 

Bunları hiç kimseden duymayı istemezdin, hatta kendi geleceğinden bile...
Öyle değil mi?

Geriye çevrilmesinin mümkün olmadığı anların nedametlerine düşüverdim. Ben, sen olmasaydım hiç; ya da sen, ben olmasaydın keşke! 


Bu Yazıya Yapılan Yorumlar
Bu yazıya henüz yorum yapılamış...
Yazıya Yorum Yaz
Yorum yazmak için üye girişi yapınız...